DİNÎ PROBLEMLERİN PRATİK ÇÖZÜMÜ: FETVÂ

Somuncu Baba

"Dört mezhepten birinin imamı olan İmam Mâlik kendisine sorulan kırk sekiz sorunun otuz ikisine¸ "Bilmiyorum" diye cevap vermiş ve bu onun değerinden ve saygınlığından hiçbir şey eksiltmemiştir. Fakat günümüz fetvâcılarından bir kısmı var ki¸ kendilerine sorulan hiçbir soruya¸ "Bunu bilemiyorum¸ bu benim uzmanlık alanım değil." dediğini duyamıyoruz."

Din adına hüküm vermede yetki ve mes'ûliyet meselesi


Allah'ın dini hakkında konuşmak¸ söz söylemek ve hüküm vermek şerefli olduğu kadar zor ve mes'ûliyetli bir iştir. Bu konuda ehil olmayanların ileri atılması ve uzmanı olmadıkları konularda söz söylemeleri ve her şeyi biliyorum görüntüsü vermeleri kendileri adına büyük cür'et¸ toplumumuz adına ise acınacak bir durumdur. Zira toplum bunları seçebilecek durumda olsa herhalde bu cür'etkârlar meydana çıkıp arz-ı endam edemezler. Dört mezhepten birinin imamı olan İmam Mâlik kendisine sorulan kırk sekiz sorunun otuz ikisine¸ "Bilmiyorum" diye cevap vermiş[1] ve bu onun değerinden ve saygınlığından hiçbir şey eksiltmemiştir. Fakat günümüz fetvâcılarından bir kısmı var ki¸ kendilerine sorulan hiçbir soruya¸ "Bunu bilemiyorum¸ bu benim uzmanlık alanım değil." dediğini duyamıyoruz. Bu keskin fetvâcılar hadlerini bilseler bu kadar sorumsuz davranmazlar. Din konusunda fetvâ vermenin mes'ûliyetini idrak eden sahâbe ve sonraki âlimler çok ihtiyatla hareket etmişlerdir. Abdurrahman b. Ebî Leyl⸠sahâbenin bu konudaki tavrını şöyle anlatır: "Sahâbeden yüz yirmi zatla karşılaştım. Bunlardan hangisine bir mesele sorulsa diğerine gönderir¸ her biri cevap vermekten çekinir¸ bu şekilde mesele yine ilk sorulan zâta gelirdi." Süfyan b. Uyeyne de şöyle demiştir: "İnsanların Fetvâ verme konusunda en cür'etli olanı ilmi en az olandır." Ebû  Hanîfe'nin de bu konudaki hassasiyetini şu cümlelerle ifade ettiğini görüyoruz: "İlmin zâyi olmasına sebebiyet vermem dolayısıyla Allah'tan aşırı korkum olmasaydı fetvâ vermezdim."[2]


Bu âlimlerin¸ insanların bir problemini çözmek ve onlara din konusunda yardım ve rehberlik etmek gibi şerefli bir hizmette çekingen davranmalarının elbette bir sebebi olmalıdır. Başta Allah'ın kendisini fetvâ vermekle görevlendirdiği Hz. Peygamber¸ ümmetini bu konuda uyarmakta ve sorumlu olmaya davet etmektedir. Konuyla ilgi bazı hadisler şöyledir: "Bir kimseye bilgisiz fetvâ verilirse¸ bunun günahı sadece bu fetvâyı verene ait olur."[3] "Sizin fetvâ vermeye en cür'etli olanınız¸ ateşe (cehenneme) atılmaya en cür'etkâr olanınızdır."[4]


Durum böyle olduğu halde medyaya da dadanmış olan bazı fetvâcılar¸ hiçbir uzmanlık alanı tanımadan¸ hatta "Allâhu a'lem" (Allah daha iyi bilir.) gibi bir ihtiyat payı bile bırakmadan her konuda fetvâ verip ahkâm kesebilmektedirler. Kanaatimizce bu hem dine¸ hem ilme¸ hem de dinleyicilere yapılan bir saygısızlıktır. Aynı zamanda büyük bir sorumsuzluk örneğidir. İbn Münkedir¸ fetvâ verenin yaptığı işin ciddiyetini¸ sorumluluğunu¸ mâhiyetini ve önemini anlatırken şöyle der: "Fetvâ veren âlim Allah ile kulları arasına girmiş demektir. O halde onların arasına nasıl girdiğine (hangi donanımla bu işi yaptığına) bir baksın."[5] Ne yazık ki¸ toplumumuzda¸ üç önemli konuda¸ ilgili uzmanlarından çok hevesliler konuşuyor. Bu konular: Diyânet¸ siyâset ve tabâbettir. Dine ait bir konu açılmaya görsün¸ herkes müftü; siyasetle ilgili bir mesele olsa herkes çekirdekten politikacı; sağlıkla ilgili bir problem yaşansa herkes hâzık bir tabip kesilmektedir. Bu sebeple fetvâ vermenin ve din adına hüküm vermenin herkesin işi olmadığını¸ bu işin bir usulü ve yetkilileri olduğunu hatırlatmayı bir vazife bilerek yazımızı bu konuya tahsis ettik. 


Fetvâ nedir?


Fetv⸠sorulan dinî bir soruya yetkili bir kimsenin verdiği cevaptır. Bir Müslüman karşılaştığı dinî bir promlemini çözemediği zaman onu bu konuda yetkili ve güvenilir bir âlime müracaat ederek çözüme kavuşturur. Bu bakımdan fetvâ vermek önemli¸ mânevî mükâfâtı ve de mes'ûliyeti olan bir iştir. Fetvâ veren kimseye "müftî"¸ fetvâ sorana da "müstefti" denir. Müftü¸ bir meselenin hükmünün helal¸ haram¸ câiz veya mekruh olduğunu söylerken o konudaki ilâhî irâdeyi açıklamaktadır. Bunun için çok dikkat etmeli ve bilgisiz ve delilsiz fetvâ vermemelidir. İslâm hukuku metodolojisinde müftî¸ müctehid anlamında kullanılmıştır. Kendisi bizzat ictihâd edecek durumda olmayan bir ilim sahibine¸ diğer müctehidlerin söz ve fetvâlarını alıp aktarmasından dolayı mecâz yoluyla müftî denir[6].


Fetvânın dindeki yeri nedir?


Yüce Allah¸ Kur'ân'da¸ "Eğer bilmiyorsanız bilenlere sorunuz."[7] buyurarak¸ bilmeyenlerin bilenlere müracaat etmelerini emretmiştir. Bu âyet bir toplumda bilmemenin mazeret olarak ileri sürülemeyeceğini ifade ederken¸ fetvâ vermeye ehil âlimlerin yetiştirilmesini de teşvik etmektedir. Ayrıca pek çok âyette¸ "Senden fetvâ istiyorlar." ve "Senden soruyorlar." ifadesi kullanılarak bazı örnekler sunulmaktadır[8]. Konuyla ilgili pek çok hadis bulunmaktadır. İslâm'da ilk ve başmüftü olan Hz. Peygamber'in fetvâ tarzındaki tasarruflarını konu alan kitaplar da yazılmıştır. Bu bakımdan fetvâ vermenin dinimizde önemli bir yeri bulunmaktadır. İslâm toplumu fetvâ verecek ilim adamlarını yetiştirmekle görevlidir. Müslümanlar açısından bu görev farz-ı kifâyedir.








[1] Cemâlüddîn el-Kâsimî¸ el-Fetvâ fi'l-İslâm¸ Beyrut 1986¸ 45.



[2] el-Kâsimî¸ 44¸ 45.



[3] Ebû Dâvûd¸ İlim¸ 8.



[4] Dârimî¸ Mukaddime¸ 20.



[5] el-Kâsımî¸ 44.



[6] Ömer Nasuhi Bilmen¸ Hukûk-ı İslâmiyye¸ I¸ 246.



[7] Nahl¸ 16/43.



[8] Meselâ bk.¸ 4/Nis⸠127¸ 176; 12/Yûsuf¸ 41¸ 43¸ 46; 27/Neml¸ 32; 18/Kehf¸ 22; 37/Sâffât¸ 11¸ 149.

Sayfayı Paylaş