OSMANLI SİYASETİ VE FİLİSTİN

Somuncu Baba

Haçlıların Filistin ve özellikle Kudüs'deki varlıkları son derece kanlı olmuştur. Yaklaşık 40 gün süren şiddetli bir kuşatma sonrası 600.000 kişilik Haçlı ordusu¸ Kudüs'te yaşamakta olan 70.000 Müslüman'ı katlederek bölgeyi hâkimiyetleri altına almışlardır.

Ortadoğu bölgesinde bulunan Filistin toprakları güneyden Lübnan¸ güneydoğudan Suriye¸ doğudan Ürdün¸ kuzeyden Kızıldeniz¸ kuzeybatıdan Mısır¸ batıdan Akdeniz ile çevrilidir. En önemli akarsuları Seria Nehri olarak da adlandırılan Ürdün Nehri ve Yermük Nehri'dir. İsrail işgali altındaki Filistin topraklarıyla Ürdün toprakları arasında sınır oluşturan Ürdün Irmağının bir tarafı Doğu Yaka¸ diğer tarafı Batı Yaka olarak adlandırılır. Her iki yaka da tarıma elverişli düzlüklerden oluşmaktadır. Ürdün Irmağı batısı işgal altında¸ doğusu Ürdün'ün elinde olan Lut Gölü'ne akar. Ölü Deniz olarak da adlandırılan Lut Gölü tuz ve fosfat bakımından zengindir.


Filistin¸ birçok peygamberin yaşamış olduğu bir beldedir. Kur'an-ı Kerim'de de bu toprakların kutsal kılındığı ifade edilmektedir. Filistin topraklarının peygamberler diyarı olması bu toprakların vahye dayanan bütün dinlerde kutsal sayılmasını ve kendisine özel bir değer verilmesini sağlamıştır. Vahye dayanan dinlerin sonuncusu olan İslâm'da da bu topraklara ayrı bir değer verir. Kudüs'teki Mescid-i Aksa Müslümanların ilk kıblesi olmuştu. Dolayısıyla Kudüs ve Mescid-i Aksa Müslümanlar için bu açıdan da ayrı bir değer taşır. Kudüs ve Filistin topraklarının İslâm açısından taşıdığı değer ve kutsiyet dolayısıyla Medine'de kurulan İslâm Devletinin kuzeye doğru sınırlarının genişlemesiyle birlikte Müslümanlar Filistin topraklarına yöneldiler. Hz. Ebu Bekir (r.a.) Filistin üzerine M. 633'te iki küçük birlik gönderdi. Bu birlikler önemli başarılar gösterdiler. Daha sonra 634'te İslâm ordusunun Remle yakınlarında Bizans ordusuna karşı kazandığı zaferle Kudüs dışındaki bütün Filistin toprakları fethedildi. Kudüs'ün fethi ise 638'de ikinci halife Hz. Ömer (r.a.) döneminde gerçekleşti. Bu fetihten sonra Kudüs ve çevresi 1097'ye kadar sürekli Müslümanların hâkimiyetinde kaldı. Filistin'de Selçuklu dönemi 1069'da başladı ve Malazgirt Savaşının kazanıldığı 1071 yılında Selçuklu Sultanı Alparslan adına hutbe okundu. 1074'te Filistin'de Fatımî hâkimiyetine son verildi. 1079'da Sultan Melikşah'ın kardeşi Tutuş¸ Suriye-Filistin Selçuklu Devletini kurdu. 1098 tarihinde yeniden başlayan Fatımî hâkimiyeti fazla sürmedi. Zira 1099¸ bölge için yaklaşık 90 sene sürecek olan Haçlı hâkimiyetinin başladığı tarih oldu.


Haçlıların Filistin ve özellikle Kudüs'deki varlıkları son derece kanlı olmuştur. Yaklaşık 40 gün süren şiddetli bir kuşatma sonrası 600.000 kişilik Haçlı ordusu¸ Kudüs'te yaşamakta olan 70.000 Müslüman'ı katlederek bölgeyi hâkimiyetleri altına almışlardır. Selahaddin-i Eyyubî 1187 tarihinde Filistin'i Haçlı hâkimiyetinden kurtararak bu işgale son vermiştir. Selahaddin-i Eyyubî¸ şehri ele geçirdiğinde eskiden sürülmüş olan Yahudilerin geri dönmelerine izin vermiş ve şehirde onarım işleri üzerinde yoğunlaşmıştır. Selahaddin Eyyubî'nin vefatının ardından bölgede yine karışıklıklar baş göstermiş ve Kudüs 1229 tarihinde yapılan bir anlaşma ile Batılıların yönetimine bırakılmıştır. 15 sene sonra yeniden ele geçen kent dışında fetih¸ 1291 tarihinde Akka¸ Kaysariye ve diğer şehirlerdeki Batılıların da Memluklularca bölgeden uzaklaştırılmasıyla ancak tamamlanabilmiştir. Memluklular zamanında bölgede idarî teşkilatlanma da yapılmış¸ Filistin Kudüş Gazze¸ Lut¸ Kakun¸ Halil ve Nablus olmak üzere Şam'a bağlı altı bölgeye ayrılmıştır.  


 


Osmanlı Döneminde Filistin


Haçlı seferlerinin ardından başlayan ve yaklaşık iki asır süren Memluk hâkimiyetinden sonra Filistin¸ Yavuz Sultan Selim döneminde Mercidabık Savaşından sonra (24 Ağustos 1516) Osmanlı yönetimine geçti. Bölgenin tamamının fethi ise Kanuni Sultan Süleyman zamanında tamamlandı. Osmanlı Devleti; Filistin'i Suriye sınırları içinde Şam'a bağlı Kudüş Gazze¸ Nablus ve Safed olmak üzere dört sancağa ayırdı. Daha sonra bu sancaklar Kudüs'e bağlı birer eyalet oldu. Filistin emirlerinden Cezzar Ahmet Paşa döneminde Mısır'ı ele geçiren Napolyon Bonapart¸ büyük bir ordu ile Filistin'in Yafa şehrini aldı. Ancak Cezzar Ahmet Paşa yönetimindeki Osmanlı ordusu Akka önlerinde Bonapart'ı geri çekilmek zorunda bıraktı (1799). Osmanlı Devletinin gerilemeye başladığı dönemde Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa Filistin'in tamamını ele geçirdi. Filistin 1840 yılına kadar Mısır'ın yönetimi altında kaldı. Ancak daha sonra tekrar Osmanlı yönetimine geçti. 1877 tarihinde Kudüs merkeze bağlı bir mutasarrıflık oldu. Bir yıl sonra ise Nablus ve Akka Kudüs'e bağlandı. Böylece Filistin'in kuzeyi Beyrut valiliğine¸ güneyi ise Kudüs mutasarrıflığı idaresine bırakıldı. I. Dünya Savaşından sonra ise Filistin'in yönetimi Osmanlı idaresinden çıkarak İngiliz mandasına geçti.


 Filistin Topraklarına Yerleşme Plânı


Osmanlı Devleti¸ Filistin'de Yahudi yerleşimini arttırmayı plânlayan siyonist harekete karşı daima ihtiyatlı bir politika takip etmiştir. II. Abdülhamid¸ Siyonizm'i siyasal bir sorun olarak görmüş ve Yahudilerin kitlesel olarak Filistin'e yerleştirilmelerinin İmparatorluk içinde yeni bir milliyetçilik akımı ya da başka deyişle bir Yahudi sorunu doğurmasından endişe duymuştur. Siyonist hareketin lideri Theodar Herzl 1901 yılının Mayıs ayında II. Abdülhamid'e gelerek¸ 1492 yılında İspanya ve diğer Avrupa ülkelerinden gelen Yahudi göçmenlerin Osmanlı Devleti tarafından kabul edildiğini hatırlatmış ve Filistin'e yerleşmek için izin istemiştir. Ancak bu talep II. Abdülhamid tarafından açıkça reddedilmiştir. Osmanlı Devleti¸ Filistin topraklarında Yahudi yerleşimini engellemek için hukukî tedbirler de aldı. İlk olarak Yahudi yerleşimini engellemek için 18 Recep 1287 tarihli (1871) İrade-i Seniyye ile Filistin topraklarını miri araziye (devlet arazisi) çevirdi. Ancak buna rağmen çeşitli vesilelerle Filistin topraklarına yerleşme talebinde bulunan Yahudiler oldu. II. Abdülhamid 21 Zilhicce 1308 (15 Temmuz 1891) tarihli iradeyle Filistin de Yahudi yerleşimine karşı çıkma nedenlerini açıkladı. Bu nedenlerin başında da Filistin'de yerleşmek isteyen Yahudilerin bu topraklarda bir Yahudi devleti kurmayı amaçladıkları gösterildi. II. Abdülhamid durumu daha da netleştirerek daha sonra Filistin toprakları da dâhil olmak üzere bütün Osmanlı Devleti topraklarında Yahudilere toprak ve mülk satışını yasakladı.


II. Abdülhamid tarafından Filistin'de Yahudi yerleşimi ile ilgili olarak güdülen kararlı politika daha sonra gelen İttihat ve Terakki hükümeti tarafından aynı kararlılıkla sürdürülmedi. 7 Eylül 1911 tarihinde Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşayan Yahudilerin¸ Arazi Kanununun Ölü Toprakların İhyasına ait 78. ve 103. maddelerinden yararlanmalarına dair Şurayı Devlet Kararı yayınlandı. Bu yıllarda Filistin'de Yahudi nüfusu 1876 yılına kıyasla üç kat arttı. Osmanlı Devletinin zayıflaması üzerine de Yahudiler Filistin topraklarındaki hedeflerine adım adım yaklaşmaya başladılar.


 


  II. Abdülhamid'in Almış Olduğu Önlemler


Siyonistleri¸ Filistin topraklarında himayesine alıp gelişmelerine yardımcı olan ilk batı devleti İngiltere'dir. Bu himaye hareketi 1847 tarihinde başlamıştır. Fakat İngiltere'nin bu yolla Yahudileri kullanma politikası diğer devletleri rahatsız etmişti. Bundan sonra diğer devletler en azından bölgede kendi nüfuzlarını dengeleyebilmek için  Filistin'e  gelen  Musevi  göçmenlere kendileri himaye belgesi vermeye başlamışlardır. Yahudiler 1875 tarihinde Filistin Kolonileştirme Fon'u kurmayı düşünmüşler ve Kudüs'te Osmanlı idaresine başvurmuşlardı. Bundan bir sonuç alamamışlardı. Bu defa 1880 tarihinde Ürdün'ün ötesindeki topraklarda koloniler kurmak için 1880 tarihinde Padişah İkinci Abdülhamid ile görüşmek istediler fakat Padişah kabul etmedi. Teodor Herzl¸ Padişahı Filistin meselesine ikna edebilmek için 1896 ile 1902 yılları arasında İstanbul'a beş defa gelmişti. Ziyaretlerinde hem Yıldız Sarayında hem de Bab-ı Âlî'de devlet adamları tarafından kabul edilmişti. Bu görüşmelerde II. Abdülhamid Musevilerin Hıristiyanlardan çektiklerini de göz önünde bulundurarak¸ “Yahudilerin¸ Türk tabiyetini kabul etmeleri ve Osmanlı hükümetinin belirlediği yerlerde yerleşmeleri şartıyla” bu şartların dışında Yahudi yerleşiminin Osmanlı topraklarında mümkün olmadığını söyledi. Padişah¸ Herzl'in amacını çok iyi biliyordu. Onun Yahudi devleti isimli eserini Türkçeye çevirtmiş¸ siyonistlerin gerçek fikirlerinin ne olduğunu çoktan öğrenmişti. Zira siyonistlerin esas amacı bağımsız bir devlet kurmak hatta bununla da yetinmeyip diğer bölgelere de el atmaları kaçınılmazdı. Filistin gibi küçük bir bölgenin milyonlarca Yahudi'ye yetmeyeceği ortada idi. Padişahın elinde bulunan raporlar¸ Yahudiler Filistin'e geldiklerinde toprakla¸ tarımla uğraşmayacaklarını¸ devlet kurmak amacında olduklarını gösteriyordu. Fakat Teodor Herzl'in ilk aşamada yapmak istediği Filistin'de Yahudilerin toprak satın alarak topluca yerleşmelerini sağlamaktı.


 

Padişah Sultan II. Abdülhamid¸ siyonistlerin Filistin'den toprak satın alma tekliflerini reddederken¸ hükümet de yerleşmeleri önlemek için çeşitli önlemler almıştır. Hariciye vekilliği çeşitli gazetelere bu konuda açıklamalarda bulunuyor ve siyonistlerin esas amaçlarının ne olduğunu halka anlatmaya çalışıyordu. Ayrıca sefaretlere bu konuda gerekli talimatlar verilmiş ve şüpheli görülen Yahudilerin Filistin'e gelmelerine vize verilmemesi istenmişti. 1882 tarihinde Dâhiliye Nezareti tarafından hacılar hariç tutulmak üzere yabancı Yahudilerin Filistin'e giriş ve çıkışları yasaklanmıştı. Fakat bütün alınan önlemlere rağmen siyonistlerin Filistin'e sızmalarının tam olarak önlendiğini söylemek zordur. Çünkü Filistin'den geldiği ülkeye gönderilen bir Yahudi¸ üçüncü bir ülkeye gidiyordu. Örneğin Rusya'dan gelen dönüşte tekrar Rusya'ya değil¸ Amerika veya İngiltere'ye gidiyor daha sonra oranın vatandaşlığına geçip tekrar Filistin'e dönmeyi başarıyordu. Pasaportlarda din ile ilgili bir bilgi olmadığından¸ Filistin'e dönen şahsın Yahudi olup olmadığı bilinemiyordu. Yahudilerle mücadele etmenin bir diğer yöntemi Yahudilerin Filistin'den arazi almalarını yasaklamaktı. Fakat 1867 Arazi Kanunnamesi Yahudilerin arazi satın almalarını önleyecek durumda değildi. Bunun önüne geçebilmek için 5 Mart 1883 tarihinde Filistin'den sadece Osmanlı vatandaşı olan Yahudilerin arazi almalarına müsaade edildi. Yabancı Yahudilerin alım-satımı yasaklandı. Fakat istenen sonucu vermedi. Çünkü bu defa Osmanlı vatandaşı olan Yahudiler arazi sahipleri ile temasa geçiyor¸ pazarlık yapıyor ve alınan arazinin tapusunu kendi üzerine kaydediyordu. Burada şunu da belirtmekte fayda vardır. Osmanlı hükümetinin koymuş olduğu bütün önlemler mirî arazi içindir. Filistin'de yüzde seksen mirî arazi¸ yüzde yirmi kadar da özel mülk olan araziler vardı. Hükümet özel arazilerin satılmasını engelleyemezdi. Bu durumda Sultan II. Abdülhamid kendi özel gayretleri ile bir şeyler yapmaya çalışmış ve şahsî serveti ile toprak satın aldığı için az da olsa arazi satışlarının Siyonistlere geçmesini önlemiştir.

Sayfayı Paylaş