MALATYA'DAN LİMNİ'YE NİYÂZİ-Î MISRÎ

Somuncu Baba

Niyâzi-î Mısrî¸ vahdet-i vücûd anlayışının sıkı bir savunucusu olması¸ sesli zikir konusunda menfî tavır takınanlara açıkça meydan okuması ve siyâsî irâde ile bazı konularda ters düşmesi gibi çeşitli sebeplerle önce Rodos'a ardından Limni'ye sürülmüştür.

Hakîkati arayan her sûfînin aşk ile yolu bir yerlerde kesişmiştir. O aşk ki¸ Mutlak Bir'e insanı uçuran¸ kendisi ile tanışanı başka bir kimse yapan¸ insanın en ulvî duygusu…


Bu yüce duyguyu hücrelerine kadar hisseden nice büyük şahsiyetlere bu yeryüzü şâhitlik etmiştir. Aşkın sarhoşluğu içersindeki bu gönül zengini insanları anlayabilen ve anlayamayanlara da… Anlaşılmadığı için bu fânî hayatta ciddi sıkıntılara göğüs görmeye mecbur kalan¸ derdi Hak'tan başka bir şey olmayan¸ gönüller yapmaya gelen çilekeş insanlara da…


Bu çilelere ömrü boyunca katlanmak zorunda kalan gönül insanlarından birisini çalışmamıza konu edinmek istiyoruz; Niyâzi-î Mısrî… 1671 yılında Anadolu'nun kültürel zenginliklerle dolu güzel şehri Malatya'da başlayıp 1694 yılında Limni Adası'nda son bulan ömrüne birçok ilmî¸ ahlâkî¸ siyâsî ve toplumsal faaliyetleri sığdıran Mısrî¸ kimseden sakınmadığı dili sebebiyle birçok defa sürgüne de mârûz kalmıştır. Mısrî¸ Malatya'da ilim talebi ile meşgul olurken içerisinde yanan aşk ateşini teskîn etmek için tasavvufa yönelmiş¸ kendisini vuslata erdirecek bir mürşid-i kâmile ulaşma niyetiyle¸ Diyarbakır ve Mardin'e gitmiştir. İlmî çalışmalarını da devam ettiren Mısrî¸ Mantık ve Kelâm ilimlerini buralardaki medreselerde tahsîl etmiştir. Daha sonra Mısır'a giden Niyâzi-î Mısrî¸ burada "Câmiü'l-Ezher Medresesi"nde derslere başlamış aynı zamanda da gönlünü sükûnete erdirmek için Kadrî şeyhlerinden birisine intisap etmiştir. Bu arada gördüğü bir rüya üzerine Anadolu'ya dönmüş ve birçok şeyhe mülâkî olduktan sonra gönlüne derinden hitâp eden Elmalılı Ümmi Sinân  hazretlerine intisap etmiştir.


Bu sırada Mısrî'nin kırk yaşlarına dayanmış bir dervîş olduğunu görüyoruz. Cânı gönülden hizmet ile meşgul olduğu Ümmî Sinân kendisine hilâfet vermiş¸  Mısrî'nin kendi tâbir ile: "Allah'ın lûtfiyle telvin gitmiş¸ temkin hâsıl olmuştu." Mısrî¸ Elmalı'dan halîfe olarak atandığı Uşşak'a gitmiş bir müddet burada hizmet ettikten sonra Kütahya'ya görevlendirilmiş¸ takvimler 1661 yılını gösterdiğinde ise Bursa'ya gelmişti. Bursa'dan sonra sürgünlerin gölgesinde geçecek bir ömür Niyâzi-î Mısrî'yi bekliyordu.


Niyâzi-î Mısrî¸ vahdet-i vücûd anlayışının sıkı bir savunucusu olması¸ sesli zikir konusunda menfî tavır takınanlara açıkça meydan okuması ve siyâsî irâde ile bazı konularda ters düşmesi gibi çeşitli sebeplerle önce Rodos'a ardından Limni'ye sürülmüştür. 1673 yılında sürüldüğü Rodos'tan dönüşünde bu seferde 1676 yılında Limni'ye sürgün edilmiştir. İki sene sonra affedilmesine rağmen adadan dönmeyen Hazret¸ 1691 yılına kadar faaliyetlerine devam etmiştir. 1691'de Bursa'ya dönen Mısrî'nin tekrar Limni'ye sürgün edilmesi uzun sürmemiş¸ 1693'te tekrar Limni Adası'na sürülen Hazret  yetmiş sekiz yaşına ulaştığı 1694 yılında Limni Adası'nda vefât etmiştir. 


Sıkıntılarla geçen ömrü¸ ilmî çalışmaları açısında son derece bereketli olmuştur. Niyâzi-î Mısrî¸ çilelerle yoğrulmuş ömrüne¸ Divân ¸ Mevâidü'l-İrfân¸ Kasîde-i Bürde Tesbi'i¸ Mecmûa gibi önemli eserleri sığdırabilmiştir.


İbn Arabî'nin sıkı bir takipçisi olan Niyâzi-î Mısr tasavvuf musikîmizde bestelenen birçok ilâhi ve şiirleri ile de dikkat çeken bir isimdir.  Mısrî'ye ait olan şu vecîz ifadelerle çalışmamızı noktalayalım:


Dervîş olan âşık gerek yolunda hem sâdık gerek¸


Bağrı anın yanık gerek can gözleri açık gerek.


 


Dervişlerin en alçağı buğday içinde burçağı¸


Bu Mısrî gibi balçığı her bir ayak basmak gerek.


 


****


 


Derman arardım derdime¸ derdim bana derman imiş¸


Burhan sorardım aslıma aslım bana burhan imiş.


 


Savm u salât u hac ile sanma biter zâhid işin¸


İnsân-ı kâmil olmaya lazım olan irfân imiş.


 


İşit Niyâzî'nin sözün bir nesne örtmez Hak yüzün¸


Haktan ayan bir nesne yok gözsüzlere pünhan imiş.

Sayfayı Paylaş