GELECEK SANA EY ÇOCUK ZAFER

Somuncu Baba

Zafer gelecek sana ey çocuk. Bizim yaptığımız günahlarımızın cezasını çekiyorsun sen. Zalimler boğulacaklar akıttıkları kanlarının içinde. Allah'ın va'di vardır "akıbet senindir" diye. Burada yaptıklarını görünce insan mecburen¸ "Zalimler için yaşasın cehennem" diyor. Va'd-i İlahi haktır ve muhakkaktır; ancak dua ile ızdırap ile¸ çile ile ve önemlisi sabır ile olacaktır.

Sevmek insanî bir vasıftır¸ ancak herkesi sevebilmek bir erdemliliktir. Zulme uğrayanı sevmek ise cesaret işidir. Özellikle masum ve pak fıtratlarıyla âdeta melek görünümündeki çocukları sevmek ayrı bir güzellik hatta bir vazifedir. Bir de o çocuk¸ kuşların yerine mermilerin uçtuğu¸ gül kokuları yerine kan ve silâh kokularının yayıldığı¸ bülbül seslerine bedel bomba seslerinin ortalığı doldurduğu yer Filistin'deki çocuk olursa!


Onu sevmek ne erdemlilik¸ ne fazilet ne de bir marifettir. Filistinli çocuğu¸ sevmek de yetmiyor; onu hissetmek ta iliklerinde… gözyaşlarını okuyabilmek akan her damlasında… titreyen peri bedenini sarmalayabilmek var gücüyle… boşluğa diktiği bakışlarına umut olabilmek… uzattığı yufka ellerine Hızır gibi yapışmak… kaybettiği annesine bedel anne olabilmek… aradığı babasını ona verebilmek… hâsılı; onun canına can¸ vücuduna kan olmak gerektir ve elzemdir.


Bütün âlem vurdumduymaz tavırlarla izliyor olanları. Dünya devleri alkış tutmakta kan kusan maşalarına. Yok olan körpe hayatlar¸ çiğnenen masum bebekler¸ yetim ve öksüz kalan Filistinli çocuklar. "Ne yapabilirim ki!" kabilinden cümle kuran Müslüman toplumlar. Bir de "Dayan ey masum çocuk¸ Allah'ın nusreti zalimleri helak edecektir er-geç. Kalbim seninle¸ duamda sen¸ yanında olsam can veririm senin için…" diyerek samimi yalvaran Müminler var. Manasıyla ve maddesiyle masumlara koşmak isteyen dindar halklar var. Buna rağmen sabretmeyi elden bırakmayan insanlar vardır. "Allah'ın da bir bildiği var." diyerek gece-gündüz onlar için inleyen samimi yürekler de var bu âlemde. Sabır¸ iman¸ zafer…


Zafer gelecek sana ey çocuk. Bizim yaptığımız günahlarımızın cezasını çekiyorsun sen. Zalimler boğulacaklar akıttıkları kanlarının içinde. Allah'ın va'di vardır "akıbet senindir" diye. Burada yaptıklarını görünce insan mecburen¸ "Zalimler için yaşasın cehennem" diyor. Va'd-i İlahi haktır ve muhakkaktır; ancak dua ile ızdırap ile¸ çile ile ve önemlisi sabır ile olacaktır.  


"Men sabera zafera" diye bir güzel söz vardır. Yani¸ "sabreden zafere ulaşır." Çünkü sabır her şeyden evvel¸ mümin için bir kalkandır. Maddî manevî sıkıntılardan kurtulmanın ve korunmanın yoludur. Bela ve musibetlerden emin olmanın kalkanıdır. Allah'a yaklaşma yolunda ibadet bir kılıç ise¸ sabır kalkandır. Zira sabredemeyen hakkıyla ibadet vazifelerini de yerine getiremez. Aynı zamanda sabır¸ neticesinde büyük mükâfatları olan bir ibadettir. Kur'an-ı Kerimde Yüce Mevla şöyle buyurur:  "Sabredenlere¸ mükâfatlar hesapsız verilir." (39/Zümer¸10); "Ey iman edenler¸ Allah'tan sabır ve namazla yardım isteyin. Allahu Teâlâ elbette sabredenlerle beraberdir." (2/Bakara¸ 153); "Ey Resulüm¸ kâfirlerin eziyetlerine¸ ulülazm Peygamberler gibi sabret!" (46/Ahkaf¸35)


Bu ayet-i kerimelere ve Kur'an'daki sabırla ilgili diğer ayetlere bakıldığında sabrın üç şekilde olabileceğini görmekteyiz. Birincisi¸ taat üzerine¸ yani ibadette sabır. Zahiren ne kadar zor olsa da¸ şartlar ve zaman elverişsiz de olsa¸ mutlaka ibadetlerin ifasında sabır göstermek. Yerine getirmede şeytanın ve nefsin binbir türlü hilelerine karşı sabırla direnmek ki buna sebat (dayanmak) diyoruz.


İkincisi¸ masiyetten sabır. Yani günahlara karşı iman gücüne dayanarak¸ İslâmiyet çizgisinde kalarak sabretmek. Enfüsî ve afakî (dâhilî ve haricî) kötülüklerin üstesinde gelebilmenin yolu¸ günahlara girmemekte sabrederek dayanmak ki buna da sıyanet (korunmak) diyebiliriz.


Üçüncüsü¸ musibete karşı sabırdır. İnsanın başına gelebilecek türlü bela¸ musibet¸ dert¸ keder ve sıkıntılara¸ Allah'tan geldiğini bilerek ve inanarak sabretmektir. Buna da selamet diyebiliriz. Çünkü hayrın da şerrin de Allah'tan geldiğini bilmek¸ O'nun emaneti kabul etmek kâmil imanın tezahürüdür. O'nun yaptıklarına razı olmak ne kadar yüksek bir hasletse¸ O'nun razı olduklarını yapmak da o derece yüce bir ahlaktır. Dolayısıyla Rabbimizin bizlere bahşettikleri ne kadar güzel ise¸ bizden aldıkları da (irademiz dışında) o kadar güzeldir. İşte her ikisine de teslimiyet sabrın üst noktasıdır ve neticesi de selamettir. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v) "Musibetlere sabreden selamete erer" diye buyurmaktadır.


Filistinli çocuk bunları biliyormuşçasına sabrediyor¸ bunları okuyormuşçasına direniyor¸ bunları hissediyormuşçasına "akıbeti" bekliyor. Sabrının ve teslimiyetinin neticesini Cenab-ı Hak (c.c) en güzel şekilde verecektir onlara. Zalimin zulmüyle kaybolan malları sadaka¸ feda ettikleri canları şehitlik mertebesini kazandığı gibi¸ çektikleri eza ve cefalar Cennette ma-i Kevser ve misk-u anber olarak kendilerine sunulacaktır inşallah.

Sayfayı Paylaş