ALLAH'IN, KULLARININ İŞLEDİKLERİ CÜRÜM KARŞISINDA ÇOK SABIRLI OLMASI VE HEMEN CEZA VERMEMESİ: ES-SABÛR

Somuncu Baba

"Allah'a inanan¸ O'na güvenen ve sabır silahını
kuşanan kimse güçlü ve kuvvetlidir. İnanmış insan¸
dünyada başına gelebilecek olan her türlü sıkıntıya
elinden gelen bütün imkânları kullandıktan sonra¸
ancak kadere imanla dayanma gücü ve mukâvemet
gösterebilir. Bu açıdan gerçekten imanla sabır arasında
kuvvetli bir bağlantının var olduğu söylenebilir."

Sabır sözlükte¸ güçlükler ve zorluklar karşısında kendini tutma ve acıya katlanmayı ifade eder. Genel mânâda sabır¸ nefsin; aklın ve dinin gerektirdiği gibi¸ gerektirdiği şekilde veya her ikisinin birlikte icap ettirdiği şekilde¸ arzu ettiği şeylerden alı­konulmasıdır. Sabır lafzı umûmîdir; yerine göre isimlerinde farklılık görülür. Eğer nefis bir musîbetten dolayı hapsedilirse¸ bu sadece sabır adını alır¸ bunun zıddı cezâdır (feryattır). Eğer sabır¸ muharebe halinde ise bu¸ yiğitliktir¸ bu­nun zıddı ise korkaklıktır.[1] Tasavvuf dilinde sabır ise¸ insanın hayatında karşılaştığı çeşitli belâ ve musîbetlerden doğan üzüntüyü Allah'a havâle edip¸ O'ndan başkasına şikâyet etmemektir.[2] Nitekim Hz. Peygamber'den gelen bir rivâyette şöyle buyrulmuştur: "Sabır (hastalık¸ zarar¸ deprem¸ su baskınları¸ ölüm vb. gibi hâdiselerin) sarsıntı tesiri yaptığı ilk anda gösterilen tahammüldür."[3] Dolayısıyla sabır¸ insanın ihtiyarî fiillerindendir.


 Kur'ân-ı Kerîm'de peygamberlerden bahsedilen âyetlerde onların sıfatlarının “güzel sabır" oluşunun anılması¸ hayatın her alanında olduğu gibi bu alanda da örneklik oluşturmalarına atıfta bulunulması kayda değer bir misaldir. Çünkü Yüce Allah¸ Eyyûb (a.s)'ı gösterdiği sabrından dolayı övmüştür: "Muhakkak ki biz onu sabreder bulduk."[4] Yine o¸ içinde bulunduğu sıkıntıdan şekvâ etmeden¸ kurtulmak için sadece Allah'a dua etmiştir: "Eyyûb'e gelince¸ o¸ Rabbine; ‘Benim başıma dert geldi. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.' diye niyâz etmiştir."[5] İnsan¸ kendisinden zararın giderilmesi için Allah'a dua ettiği zaman bu¸ sabrını etkilemez. Çünkü fayda ve zarar verme gücüne sahip olan ve kullarından her türlü zararı gideren O'dur. İnsana düşen sıkıntılar karşısında acele etmeden tahammül göstermektir. Zira sabırsızlık göstermek; ivmek ve bir anda her şeyi istemektir. Hâlbuki yaratıklar¸ zamana bağlı olup¸ terbiye kanununa tâbîdirler. Zaman ise peş peşe gitmek¸ yavaş yavaş olmak demektir. Bunun için yaratıkların tam başarıya ulaşmaları derece derece bir silsile takip eder. Bu da sabra bağlıdır. Her şeyi bir anda istemek¸ hiçbir şey istememektir. Hatta yaşamak¸ sabretmektir.[6] Sabır konusunda bizim için örneklik oluşturan peygamberlerden bir diğeri de Hz. Yakup (a.s)'dır. Kur'an'da¸ oğlu Yûsuf (a.s)'ın kardeşleri ta­rafından hile yapılarak kuyuya atılması ve kendisine Yûsuf'u kurt yedi diye ha­ber verilmesi karşısında "güzel sabır" örnekliği göstermiştir. Bu durum Kur'an'da şöyle anlatılır: "Gömleğinin üstünde sahte bir kan ile geldiler. (Yakup) dedi ki: ‘Bilakis nefisleriniz size (kötü) bir işi güzel gösterdi. Artık (bana düşen) hakkıyla sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana) yar­dım edecek olan ancak Allah'tır.”[7]


Sabır¸ Acıyı Yudumlamaktır


Bu dünya bir imtihan yeridir. Allah hangimizin daha güzel amel yaptığını ortaya çıkarmak için bizi değişik şekillerde imtihan eder.[8] Bazen bu imtihan bolluk ve iyilikler olabildiği gibi bazen darlık ve sıkıntılar; yerine göre korku¸ açlık¸ mallardan¸ sevdiğimiz canlardan kaybetme şeklinde meydana gelebilir. İnsan bütün bu felaketler karşısında pes etmemeli ve direnç göstermelidir. Çünkü biz Allah'tan geldik¸ yine O'na döneceğiz.[9] İslâm inancına göre acı ve ızdıraplar¸ nihâî iyiliğimiz için tahammül etmemiz gereken tedâvîler gibidir. Hayatımızda karşılaştığımız acı ve ızdıraplar insanların daha büyük iyiliklere ulaşmaları açısından gerekli olan kılık değiştirmiş iyilikler gibidir.[10] Hayır ve lezzetlerin hepsi iyi olmadığı gibi¸ acı ve ızdırapların hepsi de kötü değildir. Nimetlerin ve felâketlerin tümü¸ insanları ibret almaya ve tefekküre davet etmesi yönüyle maslahat türündendir.[11] İnsan acı ve ızdıraplar karşısında sızlanmamalı ve çaresini araştırmakla birlikte büyük sabır ve direnç göstermelidir. En büyük sıkıntıları peygamberler ve Allah dostları çekmiştir. İlâhî eğitimle¸ belâ ve musîbetler arasında çok yakın bir ilişki vardır. İnsan¸ acılar ve ızdıraplar karşısında eğitilir. Böylece insan¸ Allah'ın otoritesinin enginliğini kavramakla birlikte¸ O'nun kulu olduğunu idrak eder; belâ ve musîbetler karşısında O'ndan yardım isteyerek O'na sığınır. Çünkü acı ve ızdırapları Allah'tan başka giderecek bir güç yoktur. Musîbetler¸ dinî ve mânevî eğitimin önemli bir aracıdırlar. Dolayısıyla iman yönünden insanın olgunlaşmasına¸ karakter ve ahlakını düzeltmesine vesîle olurlar.


Kur'an'a göre¸ musîbetler ve acılar karşısında sabredenler¸ âhirette büyük mükâfat göreceklerdir.[12] Bu sebeple sabrın en güzel anlamını sûfîlerin hayatında bulabiliriz. Mesel⸠Cüneyd-i Bağdâdî'ye "Sabır nedir?" diye sorulunca¸ "Yüzü ekşitmeden acıyı yudum yudum içine sindirmendir." demiştir. [13] Süfyân-ı Sevrî ise¸ üç şeyin sabırdan olduğunu söyler. Bunlar; "Acını anlatmaman¸ başına gelen musîbeti söylememen ve nefsini temize çıkarmamandır."[14] Görüldüğü gibi sabır¸ nefsin bir amelidir. Ona bir başkası karışamaz. Zira sabır¸ in­sanda Allah'a teslimiyet inancını artırır. Bilindiği gibi Allah'ın en güzel isimlerinden birisi de çok sabırlı olan ve ceza vermede acele etmeyen anlamına gelen "es-Sabûr"dur. Yüce Allah¸ kullarının işledikleri günahları yüzünden hemen ceza vermiyor¸ belki suçtan tevbe edip pişman olurlar diye erteliyor. İslâm ahlâkında bunun karşılığı hilm'dir. Hilm ise¸ teennî ile hareket ederek nefsi kontrol altına almak¸ cezalandırmaya güç yetirebildiği halde intikam duygusundan vazgeçmektir.[15] Kur'ân-ı Kerîm'de¸ "Sen kâfirlere mühlet ver. Onlara zaman tanı."[16] denmektedir. Bir başka âyette de: "Eğer Allah insanları zulümleri sebebiyle cezalandırmış olsaydı¸ yeryüzünde bir tek canlı bırakmazdı. Ancak onları belirli bir zamana kadar geciktirir."[17] buyrulmaktadır. Demek ki Allah mühlet verir¸ ama ihmal etmez.  Biz bu âyetlerden Allah'ın çok sabırlı olduğunu anlıyoruz.  es-Sabûr olan Allah'ımız¸ yeryüzünde en acımasız zulüm yapanları bile hemen cezalandırmıyor. es-Sabûr olan Allah'ımız¸ kendisini inkâr edenlere¸ hatta günahların en büyüklerini işleyenlere bile ekmek¸ su¸ hava ve çoluk-çocuk veriyor. Bu (hâşâ) O'nun zulüm ve günahları onayladığı anlamına gelmez. Herkes yaptığının karşılığını mutlaka bulacaktır. İşte bize düşen Rabbimizin es-Sabûr isminden hisse alarak bunu söz ve davranışlarımıza yansıtmamızdır. Sabır gerçekten ahlâkî anlamda bir güzellik vesîlesidir. Her kimde Kur'an ve sünnette anlatılan sabır varsa¸ o kimsede Allah'ın es-Sabûr isminin bir tecellî kokusu var¸ demektir. Hele bu sabırlı kimseler bir araya gelip bir cemaat olurlarsa her halde Allah'ın yardımına ererler. Allah onların daima dostu ve velisi olur. Dualarına¸ isteklerine cevap vermek için Allah'ın yardımı daima onların yanlarında dolaşır. Bu beraberliği göstermeyen¸ gizleyen şey ise o sabırlı kimselerin dağınık bulunmalarıdır. Yoksa. "Allah¸ sabredenlerle beraberdir."[18] Bu beraberlik¸ çalışıp elde edilecek şeylerde Allah'ın iradesinin¸ kulların iradesinin arkasından geldiğini ifade eder.[19]


 


Sabır; İç Barış ve Huzurun Teminatıdır


Sabır¸ her ferahın¸ her başarının anahtarıdır. Baştaki darlığın¸ sıkıntının geçmesi için Allah'ın yardımını çekecek sebeplerin birincisidir. Sabırsız ruhlar her zaman darlık içindedir. Onların¸ dünyaya ait olaylara hiç dayanıklılıkları yoktur. Her şey ister¸ her şeyden rahatsız olurlar. Genişlik zamanında eldeki nimetin kıymetini bilmezler¸ gözleri daima başkasındadır. Az bir yokluk görünce tahammül edemez¸ hemen isyanlara oynarlar. Hâlbuki dünyada değişmeyen hiçbir şey yoktur. Bundan dolayı bir darlığa düşmüş olanlar¸ Allah'a kalbini bağlayarak¸ bunun da Allah'ın izniyle geçeceğine iman eder ve Allah'ın yardımını¸ mutluluk ve ferah gününü temiz kalp ve olgun iman içinde beklerse sonuç kurtuluş olur. Sabreden¸ zafere erer. Bunun için nefisleri sabra alıştırmalı¸ gerek ibadetleri yerine getirmede¸ gerek İslâm'ı anlatmada ve gerekse bizi aşan belâ ve musîbetler karşısında sabır gösterilmelidir. Kur'an-ı Kerim'de¸ Allah'ın¸ sabredenlere karşı mükâfatlarını hesapsız ödeyeceğinden[20] ve de­vamlı surette sabredenlerle birlikte olduğundan bahsedilir.[21]  İnsan¸ yalnız değildir. Allah'a inanan¸ O'na güvenen ve sabır silahını kuşanan kimse güçlü ve kuvvetlidir. İnanmış insan¸ dünyada başına gelebilecek olan her türlü sıkıntıya elinden gelen bütün imkânları kullandıktan sonra¸ ancak kadere imanla dayanma gücü ve mukâvemet gösterebilir. Bu açıdan gerçekten imanla sabır arasında kuvvetli bir bağlantının var olduğu söylenebilir. Bir kere mü'min devamlı surette hayır mihrabında bulunmalıdır.  İç barış ve huzur ancak böyle sağlanabilir. Hz. Peygamber¸ Allah'a sonsuz güven duyan kendisiyle barışık ve olaylar karşısında direnç gösteren mü'minlerin ruh hallerini şöyle anlatır: “Mü'minin işine şaşarım. Gerçekten onun bütün işleri hayırdır. Bu¸ mü'minden başka hiç kimsede yoktur. Kendisine varlık isabet ederse şükreder¸ bu onun için hayır olur. Darlık isabet ederse sabreder¸ bu da onun için hayır olur.”[22]


 


 






[1] İsfehânî¸ Râgıb¸ el-Müfredât Fî Garîbi'l-Kur'an¸ İstanbul¸ 1968¸  s.404.



[2] Cürcânî¸ S. Şerîf¸ et-Ta'rîfât¸ Beyrut¸ 1987¸ s. 171¸



[3] Buhari¸ "Cenâiz" 32; Müslim¸ "Cenâiz" 8.



[4] 38/Sâd¸ 44.



[5] 21/Enbiy⸠83.



[6] Bkz. Elmalılı¸ M. Hamdi Yazır¸ Hak Dini Kur'an Dili¸ İstanbul¸ 1969¸ I¸ 340-341-543-545.



[7] 18/Yûsuf¸ 83



[8] Bkz. 67/Mülk¸ 2.



[9] Bkz. 2/Bakara¸ 155.



[10] Gazali¸ el-Maksadu'l-Esn⸠Kahire¸ ts.¸ s. 40.



[11] Bkz. İzzüddin b. Abdisselâm¸ el-Fitenü ve'l-Bel⸠ Dımışk¸ 1993¸ s. 9.



[12] Bkz. 16/Nahl¸ 96.



[13] El-Kuşeyrî¸ Abdülkerim¸  Kuşeyrî Risâlesi¸ (haz. S. Uludağ)¸ İstanbul¸ 1978¸ s. 278.



[14] İbn Kesir¸ Tefsîr¸ Beyrut¸ 1981¸ II¸243



[15] Firuzâbâdî¸ el-Kâmûsu'l-Muhît¸ Mısır¸ ts.¸ I¸ 696



[16] 86/Târık¸ 17.



[17] 16/Nahl¸ 61



[18] 2/Bakara¸ 153.



[19] Bkz. Elmalılı¸  Hak Dini Kur'an Dili¸  543-545.



[20] Bkz. 39/Zümer¸ 10



[21] Bkz.  2/Bakara¸ 153; 8/Enfâl¸ 66



[22] Müslim¸ "Zühd"¸ 13.

Sayfayı Paylaş