ŞÜKÜR PSİKOLOJİSİ

Somuncu Baba

"Sadece ‘Allah'ım! Şükür verdiğin nimetlere' demek midir şükür? Gerçek anlamda şükür¸ minnet ve şükran duygularını insanın bütün benliğinde hissederek¸ şükran ve minnetin kaynağı olan Yüce Allah'a ve kendisinden zor durumda olan O'nun kullarına karşı sorumluluğunu hatırlamasıdır. Yani şükretmek¸ her şeyden önce Allah'a yakın olmaktır."

Şükür kavramı¸ bir vefa gereği olarak verdiği nimetler için Allah'a minnet ve muhabbetle karşılıkta bulunmaktır. İyiliği takdir ederek¸ onu yapana teşekkür etmektir. Teşekkür etmeyi bilmeyen insan¸ iyilikbilmez ve vefasız olarak değerlendirilir. Hatta kimi insan¸ daha da ileri giderek takdir etmek yerine¸ iyilik gördüğünü inkâr ederek nankörlük dahi edebilmektedir. Oysa bir insanın bir iyilik ve yardım gördüğünde iyilik yapana teşekkür etmesi¸ aslında insan olmasının gereğidir. Bir işyerinde¸ resmi dairede vb. işimiz olduğunda¸ bize zorluk çıkarmadan işimizi yapan ve kolaylaştıran bir memura bile minnet duyar¸ işimiz bitince ‘Teşekkür ederim.' deme ihtiyacı hissederiz. Bırakın insanları¸ hayvanların bile kendilerine iyilik edenleri bilerek¸ onlara karşı davranışlarında daha farklı oldukları bilinmektedir. Atalarımız¸ "Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır." derken¸ iyilik bilme ve teşekkür etme yöneliminin insanın doğasında olduğunu¸ insanın küçük bir iyiliği bile unutamayacak kadar bilinçli ve duyarlı bir varlık olduğunu anlatırlar. Böyleyken¸ Yüce Allah'a karşı şükür sahibi olmamak nasıl izah edilebilir? En çok iyilik ve yardım görülen varlık O değil midir?


Gerçekte insandaki şükretme davranışı doğuştan vardır. Her şeye gücü ve kuvveti yeten¸ kulunu darda bırakmayan¸ ona taşıyamayacağı yük yüklemeyen Yüce Allah'ın şükre değer sayısız nimetleri¸ şükretmenin insandaki psikolojik temellerini oluşturur. Örneğin¸ kendini iyi hissetme anları¸ sevme ve sevilebilme yeteneğine sahip olma¸ hayatın çeşitli tat ve lezzetlerini alabilme¸ pek çok sorun ve sıkıntıları bir şekilde atlatabildiğini görme¸ çalışınca karşılığını alabileceğini bilme¸ ölümün bir son olmayıp iyiliklere karşı mükâfatlandırma ve adaletin tecellî edeceği mekân olan âhiret hayatına açılan kapı olduğunu bilmenin rahatlığı¸ dünyada ve âhirette iyi ve güzel yaşamanın yollarını gösteren bir peygamberden haberdar olma ve onun ümmeti olduğu inancı gibi daha pek çok husus¸ inanan bir insan için sürekli şükretmeyi gerektiren içsel kaynaklardır. Bunların yanında sıradan gibi gözüken pek çok insanın temel biyolojik ve psikolojik donanım ve yaşantıları da¸ insana olağanüstü hizmet veren ve şükretmeyi gerektiren mekânizmalardır. Örneğin yeme-içme¸ tat alma¸ yenilenleri sindirebilme vb. biyolojik yapımız hayatımızı kolaylaştırıp güzelleştiren unsurlardır.  Yine psikolojik donanımlarımızdan olan engellenme ve çatışma durumlarında başvurduğumuz savunma mekânizmaları sınırlı kullanıldığında insanı güçlendirir. Unutma denilen yaşantı¸ olumlu işlevleri açısından bakıldığında insan için hayati öneme sahiptir; pek çok acı olay ve problemi sürekli gündemde tutmamızı ve hayatı yaşayamaz hale gelmemizi engelleyen bir mekânizmadır. Öğrenme yeteneğimiz olmasa¸ hayatımız anlamlı ve güzel olur muydu¸ bir düşünsenize. İlişki kurma arzumuz sayesinde¸ kendimizi ve başkalarını daha iyi anlayıp severek hayatın bütün yönlerini paylaşma güzelliğini elde ediyoruz. Şükür kavramından söz edilince¸ sadece maddî zenginliğe dayalı bir anlam inşa etme gayretimiz¸ ne kadar yanlış; ne kadar kendi sahip olduklarımızı görememe halimizi ortaya koyan bir anlayışı göstermektedir. Aslında bütün bunları görememe¸ olsa olsa bizi var edip donatan kaynağa karşı duygusal bir farkındalık içinde olmadığımızı anlatır. Yaşadığımız hal¸ Yüce Yaradan'ın nimetlerini fark etmeyerek¸ duygusal sağırlık içinde olmaktır. 


Sadece ekonomik açıdan elde edilen nimetlere bakılarak¸ şükür bu nedenle yapılması gerekir gibi düşünülmektedir. Artık neredeyse bütün toplum kesimlerinde¸ kişiliklerimize kodlanmış bir ihtiras olan bu konu¸ çağımız açısından daha fazla önem arz etmektedir. Çünkü artık daha fazla mala sahip olma hırsı¸ pek çok kimse için temel hedef haline dönüşmüştür. Herkes kendisinden daha zengin olana bakarak kendisinin fakir olduğuna inanmaktadır. Daha doğrusu bu anlayışın doğal bir sonucu olarak toplumumuzda kendini ekonomik anlamda yeterli gören insan sayısı neredeyse kalmamıştır. Kimi dinleseniz ekonomik yetersizlikten şikâyet etmektedir. Bu durumda gerçekten temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak kadar zor durumda olan fakirlere kim yardım edecektir? Zekâtı¸ sağ elinin verdiğini sol eli bilemeyecek kadar çok sadakayı kimler verecektir? Bu müesseseler doğru ve sistemli bir şekilde işlemeyince¸ sosyo-ekonomik sınıflar arası farklar artacak ve lüksün¸ israf edercesine harcamanın sınırı olmayacaktır. Böyleyken bile şükretmek yerine¸ daha fazlasını talep eden insanın durumu ancak Hz. Peygamber'in dediği gibi¸ gözünü toprak doyuracak kimse gibidir. Nitekim bu durumda şükretmenin zamanı hiç gelmeyecektir. Çünkü şükre konu yapılan araç yanlıştır. Eğer hasbelkader Allah zenginlik vermişse bile¸ bunun şükrü¸ zenginliği Allah için ihtiyaç sahipleriyle paylaşarak yerine getirilebilir. Bu hakkıyla yapılamadığında¸ para ve mala sahip olmamak¸ daha çok şükre değer değil midir? Hesabını veremeyeceğimiz mal¸ ancak üç günlük dünyada bizi oyalayıp durur. O halde fakir olmak¸ şükretmemek için bir neden değildir. Elbette fakir olan kimse de çalışarak helal yollardan maddî durumunu iyileştirmeli¸ ama asla ekonomik açıdan kendinden daha iyi durumda olanlara bakarak para¸ mal-mülk ihtirasıyla ihlas ve şükrü elden bırakmamalıdır.


Gerçekte Allah Rasulü¸ Müslümanlara kendilerinden daha zengin olanlara¸ daha üstün olanlara değil¸ daha aşağıda olanlara bakmayı tavsiye etmiştir. Çünkü böyle yapıldığı zaman insan Allah'ın kendisine bahşettiklerini fark ederek şükredecektir. İşte ancak o vakit¸ kendisinin de ne çok nimetlere sahip olduğunu görebilecektir. Yiyecek ekmeği olan¸ olmayanı gördüğünde haline şükredecektir. Ama bu şükür¸ hiçbir şekilde çalışan bir insana hak ettiğini verebilecek durumda olan bir işverenin istismar aracı olmamalıdır. Elbette Allah'a her halükârda şükredilmeli¸ ama bu şükür¸ emek istismarı için bir vesileye dönüşmemelidir.


Şükür kelimesi ile ilgili bir diğer husus da¸ şükrün nasıl yapılacağıdır. Sadece "Allah'ım! Şükür verdiğin nimetlere." demek midir şükür? Gerçek anlamda şükür¸ minnet ve şükran duygularını insanın bütün benliğinde hissederek¸ şükran ve minnetin kaynağı olan Yüce Allah'a ve kendisinden zor durumda olan O'nun kullarına karşı sorumluluğunu hatırlamasıdır. Yani şükretmek¸ her şeyden önce Allah'a yakın olmaktır. O'na yakın olmanın ve başkalarına yardımcı olmanın getireceği işe yararlılık ve değerlilik duygularını yaşamaktır. Şükretmek¸ sorumluluk duyarak gereğini yerine getirme çabasıdır. Şükretmeyi bilen insan¸ ailesine¸ çevresine ve dostlarına¸ toplum bireylerine ve özellikle kendisine ihtiyaç duyanlara karşı sorumluluğunun gereklerinden kaçmayan kimsedir. Her şeyden önce Allah'a karşı sorumluluk hissiyle hareket ederek¸ O'nun istediği gibi bir Müslüman olmaya çalışan insandır şükretmeyi gerçekten bilen insan.


Şükür¸ sözle¸ fillerle yani ibadetlerle¸ özellikle insanlara iyilik ve yardımda bulunma ile ve kalple yapılır. Kalpte şükran hissi duyulmazsa zaten davranışlara yansımaz. Kalp muhabbet ve Allah'ı anma arzusu duymazsa¸ şükür gerçekleşemez. Sevmeyi ve takdir etmeyi bilen¸ şükrü de bilendir. Şükrü bilen de¸ Allah'a ve insanlara karşı sorumluluklarını bilendir. Böyle bir insan¸ dünya nimetlerine karşı ihtiraslı olmaz¸ nimetin gerçek sahibinin Allah olduğunu bilir.

Sonuç olarak şükretmeyi bilen insan¸ yoğun bir yakınlık duygusu yaşayan¸ iç dünyası zengin olarak dışa dönük yaşamayı da bilen¸ özsaygısı gelişmiş sorumluluk sahibi kimsedir. Bir şeylere sahip olmak için aşırı hırs duyarak kendini yıpratmayacağı gibi¸ kaybettiği veya ulaşamadığı şeyler için de¸ kendini harap etmez. Şükreden¸ sabır ve kanaatle çalışıp ekonomik  açıdan kazandıklarını da başkalarıyla paylaşmayı bilen insan¸ hayatı olması gerektiği gibi ve ruhsal açıdan en doyurucu şekilde yaşayan model bir insandır.

Sayfayı Paylaş