MİLLÎ MÜCADELE'NİN İLK MEHTER TAKIMI NASIL KURULDU?

Somuncu Baba

"Mehter Takımı'nın ruhlarda uyandırdığını gördüğüm şevki¸ böyle hislere en çok muhtaç olan Ankara'ya götürmeyi düşündüm. Bunu¸ muhtemel tepkileri göze alarak yerine getirdim. Diyebilirim ki Ankara o güne kadar böylesine coşkun hava yaşamamıştı. Belki mevcutla iktifâ eden (yetinen)¸ fakat aslına sadık kalarak düzenlenmiş mehterin¸ Büyük Millet Meclisi önünden geçişi hadise oldu."

Millî Mücadele Dönemi'nde¸ aydın¸ okumuş ve kültürlü nesiller ile dindar halk kesimlerinin bağımsızlık hareketine inanmaları ve desteklemelerinde¸ çevrenin itibar ve güvenini kazanmış müderrisler ve diğer din adamları zümresinin¸ bu dinî-millî davaya gönülden inanıp bağlanması¸ çaba gösterip rehberlik etmesi¸ bir delil ve dayanak olarak mühim rol oynamıştır.


Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa¸ bu tarihî hakikate şöyle temas etmiştir: “Muhitlerinde¸ hiçbir başka şahsiyetin sahip olamayacağı hürmet ve muhabbete sahip olan Hocaefendiler bir ellerine silâhlarını¸ öteki ellerine seccadelerini alarak bir din adamının vatanı uğruna omuzlayacağı en mukaddes vazifelerin ardı ardına örneklerini verdiler… Yer yer başlamış olan karşı koymaların başında din adamlarının olması¸ işgalcilerin buralarda halkın mukavemetini kıramayacaklarının en sağlam delili sayılmıştır… Hocaların toplayabildikleri faal kuvveti hiçbir zaman aşamamıştık. Tanınmış ulemaya halktaki hürmet¸ onları yaşlarına rağmen ellerinde silâh¸ at üzerinde dağ bayır didinirken gören halkta¸ ayrı kalmanın affedilmez sorumluluğuna katlanabilecek kimse bırakmamıştı.”


Bu anlamda¸ milletin özünde ve ruhunda potansiyel olarak her zaman mevcut olagelmiş olan manevî kuvveti¸ direnme gücünü¸ mücadele azmini¸ hür yaşama ümit ve duygusunu yeniden uyandırıp körüklemede¸ millî ve dinî hisleri Kurtuluş Savaşı'na kanalize edip ortak gaye etrafında kenetleyerek tekrar şaha kaldırmadaki eşsiz hizmet ve katkılarından ötürü¸ müderrislerin ve topyekûn ulema zümresinin Millî Mücadele'nin doğuşu ve zafere ulaşmasında fevkalade önemli bir yere sahip olduğu inkârı imkânsız tarihî bir gerçektir. Mustafa Kemal Paşa'nın şu sözü¸ bu tespitin tarihi bir nitelik ve gerçeklik kazanmasındaki en mühim kilometre taşlarındandır: "(Halk) hakiki vaziyeti anlamamışlardı. Fikirlerde karışıklık vardı. Dimağlar âdeta durgun bir haldeydi… (Din adamları) hakikati halka izah ettiler… Doğru yolu gösteren vaaz ve nasihatlerden sonra herkes çalışmaya başladı." 


Başta müderrisler olmak üzere genel anlamda din adamlarının Kurtuluş Savaşı'na olan fikrî ve fiilî¸ maddî ve manevî yeri doldurulmaz gayret ve katkıları hakkında Kilikya Garp Mıntıkası Genel Kumandanı Sinan (Tekelioğlu) Paşa'nın şu tespit ve müşahedeleri büyük ışık tutmaktadır: "Maddî imkânların yok olduğu yerde insanların yapılmaz zannedilene el atabilmesi¸ ancak ruh ve iman kudreti ile mümkün oluyor. Bunu da halkta meydana getirebilen tek kaynak¸ din uleması idi. Bu sözcüğe¸ müftüden en ücra köydeki imama kadar hepsi dâhildi. Bilhassa köylerde yorgun¸ savaştan bıkmış¸ belirli yaş haddi içinde erkek nüfusunu kaybetmiş halkı¸ yeni bir mücadelenin imkânına ve zaruriliğine inandıracak tek kudret¸ din adamları idi. Onlar sadece telkin ve aydınlatma ile kalmadılar¸ ellerine silâh da aldılar¸ yaşlarına ve itiyatlarına (alışkanlıklarına) rağmen en tehlikeli mevzilerde¸ harbi sanat edinmiş meslekten askerlerde hayranlık uyandıracak cesaret ve azimle dövüştüler. Din bilginleri¸ bizim kuşkuya düştüğümüz ve halka kabul ve tatbik ettirmede zorluğa uğradığımız her mevzuda yardımımıza koşup güçlükleri çözdüler."


Aynı hakikatle ilgili¸ Kilikya Cephesi kumandanlarından Kemal (Doğan) Paşa da hatıralarında¸ yerinde yaptığı gözlemler istikametinde¸ ulema sınıfının¸ âdeta "bir elinde silâh¸ öteki elinde seccade" olduğu halde vatan savunması uğrunda omuzladıkları mukaddes dava ve çabalar hakkında şu müthiş değerlendirmelerde bulunmuştur: "Adana¸ Mersin¸ Urfa¸ Antep¸ Maraş ve buralara bağlı yerlerdeki Türkler¸ sarıklı olsun olmasın¸ hatta resmî vazifesi bulunsun bulunmasın¸ "hoca" olarak umumî şekilde ifade edilen ulemanın tesiri altında idiler. Bu mıntıkada¸ muayyen (belirli) maksatla teşkilat yapabilmenin ilk şartı¸ bunu din adamlarına benimsetebilmek ve onları davanın safına alabilmek mecburiyeti idi. Şükran ve minnetle kaydetmek icap eder ki bu vatan vazifesini bizim ulemamız¸ ancak şahit olanların inanabilecekleri vecd (coşku) ve heyecan içinde yerine getirmişlerdir. Birçok yerde¸ bizlere vazife bırakmadan teşkilat işinin başına geçmişler¸ fiilî olarak çarpışmalara katılmışlar¸ birçoklarının ileri yaşına¸ meslek ve meşreplerinin silâhlı mücadele olmamasına rağmen¸ hepimize numune olacak besalet (yiğitlik) ve şecaat (kahramanlık) göstermişlerdir."1


 


Mehter Takımının Kurulmasına Müderris Abdullah Azmi'nin Katkısı


 


1920 yılı Temmuz ve Ağustos ayları¸ Millî Mücadele tarihinin¸ üst üste acı olayların âdeta resmigeçit yaptığı en bunalımlı dilimlerindendir. Bu dönemde¸ Mudanya¸ Edremit¸ İzmit¸ Tekirdağ¸ Lüleburgaz ve daha da mühimi Edirne ve Bursa Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. Hele de Bursa'nın işgali tam bir felaket olmuş¸ tüm ülkeyi ve bilhassa TBMM'yi derinden sarsmış ve yasa boğmuştur. Millet Meclisi'nde¸ bu hazin olayın anısına kürsüye siyah örtü serilmiş ve Bursa'nın işgalden kurtulmasına kadar kaldırılmaması gözyaşları içinde kararlaştırılmıştır. Üstüne bir de Sevr Antlaşması'nın imzalanmasıyla¸ milletimizin idam fermanının hazırlanması ve Osmanlı Devleti'nin siyasi bağımsızlığına son verilmesi¸ bütün bu felaketlerin üzerine tuz biber ekmiştir.


İşte tüm bu karanlık tabloya ve kötü gidişata rağmen Millî Mücadele hareketinin hedefinden zerrece sapmayıp yoluna devam etmesi ve ayakta kalması¸ Anadolu'nun yetiştirdiği sayısız kahramanın varlığıyla mümkün olabilmiştir.


Varlığımızın teminatı bu kahraman kişilerden üçü de¸ geleceğin albaylarından ve Niğde milletvekillerinden¸ 20 yaşındaki Mülâzım-i Sâni (Asteğmen) Halil Nuri (Yurdakul) Bey ile onun can yoldaşları olan Müderris Abdullah Azmi ve Yunuszâde Vehbi Efendiler idi.


Garp Cephesi ve Kuvayı Milliye Genel Kumandanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa hatıralarında¸ Halil Nuri Bey'in emrindeki "Nazifpaşa Müfrezesi" ile birlikte Nazifpaşa-Bozhüyük-Pazarcık hattındaki olağanüstü kahramanlıklarından büyük övgüyle söz etmiştir.


Halil Nuri Bey'in¸ adının tarihe geçmesini sağlayacak Kurtuluş Savaşı'ndaki esas büyük hizmeti¸ Millî Mücadele'nin ilk "Mehter Takımı"nı tarihe sığmaz gayret ve fedakârlıklarla kurmasıdır.


İlk Mehter Takımı'nı nasıl oluşturduğunun¸ bu uğurda hangi girişimlerde bulunduğunun serüvenini ve Müderris Abdullah Azmi ve Yunuszade Vehbi Efendilerin olayla ilgisini Halil Nuri Bey bizzat şöyle hikâye etmiştir:


"Eskişehir'de iken¸ ismini ve şahsiyetini duyduğum Müderris Abdullah Azmi Efendi'yi ziyaret ettim. Bu zat¸ Osmanlı Mebusan Meclisi'nde mebus idi. Muhitte çok seviliyor ve tanınıyordu. Arzu ve gayemi anlattım¸ şu cevabı verdi:


– Eğer Ankara'ya Meclis'e iştirak etmeye mecbur olmasam beraberinde gelirdim. Buraya da aynı maksatla¸ teşkilat için geldim. Şimdi sana gideceğin muhitte tanıdığım hocalara ismen¸ birkaç da ismi açık¸ mektup vereceğim. Hizmetinde fayda umduklarına verirsin. Yese (karamsarlığa) kapılma¸ fütura (korkuya) düşme… Cenabı Hak bu milleti kederde bırakmayacaktır. Paran var mı?


Sorusuna cevap beklemeden bana 200 lira verdi. Bu miktar¸ o günün ve bizlerin sahip olduğu imkâna göre büyük para idi. Bu muhterem ve âlicenap (cömert) insan varını yoğunu verirken¸ daha fazlasını temin edemediğinin üzüntüsü içindeydi.


– Çok yetersiz bir miktar ama mevcudumun hepsi bu!"


İleride Şer'iye Vekâleti ve Eskişehir Milletvekilliği gibi önemli bir makama gelecek olan bu muhterem müderris efendinin verdiği para ile mehter takımını kurmayı başaran Halil Nuri Bey¸ o karanlık günlerde bunun ne anlam ifade ettiği ve hangi maksatlara hizmet ettiği hakkında da şu malumatı vermiştir:


"Halkın ümitsizliği yenebilmesi için en çok muhtaç olduğu varlığın¸ tarihî rabıtalar (bağlar) olduğunu anlamıştım. Gönülleri harekete geçirmek gerekiyordu. Akıncılık tarihimizin ve fetihler devrimizin yol açıcısı olan mehteri¸ o mütevazı şartlar içinde kurmayı düşündüm.


Abdullah Azmi Efendi'nin verdiği tavsiyelerle Nazifpaşa-Pazarcık-Bozhüyük'te¸ din adamlarının gayreti ve yardımı ile kuvvet toplamış¸ ilk cepheyi kurmuş¸ düşmanı üzerime çekerek asıl maksadından uzaklaştırmış¸ 20. Kolordunun bu havaliye esaslı kuvvet yığmasını temin etmiştim.


O günün şartları içinde kimsenin düşünmediği¸ ama gerçekleşmesi halinde büyük neticeler vereceğine inandığım manevî kuvvetin şahlanmasına döndüm. Hocanın varını yoğunu teşkil eden parasıyla böyle bir eser vücuda getirerek¸ ona minnetimi de ödemek istedim."


 


Yunuszâde Vehbi Efendi'nin Rolü


 


Halil Nuri Bey'in¸ genç yaşına ve mütevazı rütbesine rağmen fedakârca gayret ve hizmetleri çevredeki müderris ve din adamları tarafından takdirle karşılanmış ve birçoğu kayda değer yardımlarda bulunmuşlardı. Bunların önde geleni de Bolvadinli Müderris Yunuszâde Vehbi Efendi'ydi. Onun kendisine verdiği destek ve Mehter Takımı'na katkısıyla ilgili¸ Halil Bey¸ şu mühim satırları tarihin hafızasına kaydetmiştir:


"Çevrede nüfuzu büyük olan Müderris Yunuszâde Vehbi Efendi'ye müracaat ettim. Emeklerimi dinledi ve sonra bana dedi ki:


– Oğlum¸ sana düşüncelerimi nazmen izhar edeceğim (açıklayacağım). Onu çoğaltırız. Hepsinin altını imzalayacağım. İcap ederse namaz seccademi heybeme kor¸ seninle yola düşer¸ son nefesimi gazaların bu en ulvisinde irşat yolunda veririm.


Sen karıncanın ibretini bilir misin? Bak¸ anlatayım da hatırla:


Karıncaya sormuşlar:


– Nereye gidiyorsun?


Cevap vermiş:


– Hacca gidiyorum.


Gülmüşler.


– Bu bacakla mı?


O yürümeye devam etmiş.


– Hiç olmazsa yolunda ölürüm ya¸ demiş.


İşte biz bu dinin gerçekten mürşitleri isek tutacağımız yol bu.


Gerçekten de bana ertesi gün¸ naçiz emeklerimi değerlendiren şiirini verdi; çoğalttık¸ altlarını imzaladı. Bu benim için açıklamanın en kudretlisi ve inandırıcısı oldu."


Yunuszâde Vehbi Efendi'nin¸ Halil Nuri Bey'in hizmetlerini methettiği o müthiş şiir aynen şöyleydi:


 


Pek büyük hizmetleri sebketti (geçti) İslâmiyet'e¸


Cinsinin uğrunda candan vazgeçen imana bak¸


Düşman-i din (Din düşmanı) karşısında yüz çevirmez bu yiğit¸


Sîne-i pâkinde (temiz kalbinde) sâbit şu'le-i imana (iman ateşine) bak.


 


Halil Nuri Bey¸ son olarak hazırladığı Mehter Takımı'nın Ankara'ya girişindeki muhteşem atmosfer ve katkılarından dolayı Abdullah Azmi Efendi'ye yaptığı vefa ve şükran ziyareti hakkında ise şu hatırasını nakletmektedir:


"Mehter Takımı'nın ruhlarda uyandırdığını gördüğüm şevki¸ böyle hislere en çok muhtaç olan Ankara'ya götürmeyi düşündüm. Bunu¸ muhtemel tepkileri göze alarak yerine getirdim. Diyebilirim ki Ankara o güne kadar böylesine coşkun hava yaşamamıştı. Belki mevcutla iktifâ eden (yetinen)¸ fakat aslına sadık kalarak düzenlenmiş mehterin¸ Büyük Millet Meclisi önünden geçişi hadise oldu.


Mehterin önünde¸ siyah zemin üzerine beyaz yazı ile yazılmış¸ şu satırları okunan büyük bir bayrak taşınıyordu: Müslümanlar¸ beklediğimiz kıyamet bu günlerdir. Birleşelim. Kurtuluruz! 20 Temmuz 1336 (1920)


Abdullah Azmi Efendi'yi ziyaretle teşekkür ettim. Bana sadece görevini yaptığını¸ asıl kendisinin teşekküre borçlu olduğunu söyledi. Bu levhadaki ‘Müslümanlar beklediğiniz kıyamet bu günlerdir.' cümlesini kimin hazırladığını sordu. Bolvadinli Müderris Yunuszâde Vehbi Hocaefendi olduğunu öğrenince bir süre düşündü¸ içini çekti.


Koyduğu teşhis doğrudur. Lügat manası olarak ayağa kalkma¸ ıstılahî olarak da ölümden sonra hayata dönme demektir. Cenabı Hakk'ın inayetiyle (yardımıyla) azim ve irademizi bu gayeye hasrederek (adayarak)¸ devletimizi hayata kavuştururuz¸ istiklâlimize sahip oluruz. Anlıyorum ki o ruh¸ başka bir esintiydi. Öylesine haşmetle esmiş ki aşılmaz sanılan zorlukları yerle bir etmiş ve zaferin yolunu açmıştı."2


 


Dipnotlar:


1) Cemal Kutay¸ Millî Mücadelede Öncekiler ve Sonrakiler¸ c.2¸ İstanbul¸ 1963¸ s.38¸ 73 vd.; Kutay¸ İstiklal Savaşı'nın Maneviyat Ordusu¸ s.119¸ 130¸ 145–146¸ 155¸ 216–217¸ 223; Ali Sarıkoyuncu¸ Millî Mücadelede Din Adamları¸ Ankara¸ 1995¸ Diyanet İşleri Bşk. Yay. s.11¸ 19; Mete Tuncay¸ Türkiye Cumhuriyeti'nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931)¸ İstanbul¸ 1989¸ s.219. Ayrıntı için bkz. İsmail Çolak¸ Kurtuluş Savaşı'nın Eğitim Ordusu Kuvayı İlmiye¸ İstanbul¸ 2008¸ s.99-155.


2) Ali Fuat Cebesoy¸ Millî Mücadele Hatıralarım¸ İstanbul¸ 1953¸ s.435–436; Kutay¸ Millî Mücadelede Öncekiler ve Sonrakiler¸ s.103 vd; İstiklal Savaşının Maneviyat Ordusu¸ s.152–162; Kurulay Yılmaz¸ Geçmişten Günümüze Bozüyük¸ Ankara¸ 2004; Çolak¸ age¸ s.140-144.

Sayfayı Paylaş