MEHMED EMİN TOKADÎ (K.S)

Somuncu Baba

"Reisülküttap makamının yazı işlerinde kâtiplik yaptığı sırada
etrafında toplanan pek çok talebeye ders veren Tokadî hazretleri
daha sonra hacca gitmek için bu görevinden ayrılmıştır. Hacca
gideceğini duyan meşhur Kadirî Şeyhi Kasabzâde Muhammed Efendi
kendisine¸ Mekke'ye varınca büyük veli Ahmet Yekdest Cüryanî'nin
sohbetine gitmesini tavsiye etti."

  Mehmed Emin Tokadî hazretleri¸ on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda yetişen büyük Osmanlı evliyalarındandır. 1664'de Tokat'ta doğmuş 1745'te İstanbul'da seksen üç yaşında iken vefat etmiştir.


   İlk tahsilini memleketinde yapmış¸ daha sonra İstanbul'a gelerek Şeyhülislâm Mirzazade Şeyh Muhammed Efendi'den uzun müddet ders almıştır. Bu arada Yedikuleli hattat Abdullah Efendi'den de hat dersleri alıp kendisini yetiştirmiş¸ değişik hat çeşitlerinde maharet sahibi olmuştur.


  Reisülküttap makamının yazı işlerinde kâtiplik yaptığı sırada etrafında toplanan pek çok talebeye ders veren Tokadî hazretleri daha sonra hacca gitmek için bu görevinden ayrılmıştır. Hacca gideceğini duyan meşhur Kadirî Şeyhi Kasabzâde Muhammed Efendi kendisine¸ Mekke'ye varınca büyük veli Ahmet Yekdest Cüryanî'nin sohbetine gitmesini tavsiye etti.


  Mehmed Emin Tokadî hazretleri¸ Ahmet Yekdest hazretleri ile görüşmesini şöyle anlatır: “Mekke'ye varınca¸ ilk günüm Kâbe'yi tavaf ve ziyaretle geçti. Ertesi gün sabah namazını Harem-i Şerif'te kıldıktan sonra dışarı çıkacağım sırada¸ Harem-i Şerif'in bir köşesinde¸ bir grup kimsenin halka hâlinde oturduklarını gördüm. "Niçin böyle halka olmuşlar acaba? Ders için hocalarını mı bekliyorlar?" diyerek yanlarına yaklaşıp oturdum. Hepsinin başlarını eğip edeple oturduklarını gördüm. Ben de oturup başımı eğerek bekledim. Bir ara başımı kaldırıp baktığımda¸ halkanın ortasında duran bir zatın dikkatle bana baktığını gördüm. Bakışlarından ve heybetinden ürperip başımı tekrar eğerek gözlerimi yumdum. Bir müddet de öyle durduktan sonra¸ yine dikkatle bana baktığını gördüm. Sonra o zat ellerini kaldırıp dua etti. Duadan sonra Fatiha okundu ve herkes kalkıp dağılmaya başladı. Ben de kalkıp giderken o mübarek zat bana yaklaştı. Yanıma gelip selâm verdi ve: "Hoş geldin Emin Efendi." dedi. Hâlimi hatırımı sordu. Sonra beni yanına alıp¸ Harem-i Şerif'in yakınında bulunan evine götürdü. İçeri girip oturduktan biraz sonra hizmetçisi sofrayı kurdu. Sofrada sıcak bir ekmek ve fincan içinde içecek bir şey vardı. O mübarek zat ellerini ekmeğe uzatınca¸ bir elinin bileğinden kesik olduğunu gördüm. Hemen Edirne'deki Şeyh Muhammed Efendi'nin tavsiyesi aklıma geldi. Bahsettiğinin bu mübarek zat olduğunu anladım. Fakat o anda selâmını söylemeyi unutmuşum. Yemekten sonra yolculuğumdan¸ gezip dolaştığım yerlerden sorup cevap aldıktan sonra: "Edirne'de size emanet edilen şeyi unuttunuz." buyurdu. Hemen Şeyh Muhammed Efendi'nin selâmını hatırladım ve söyledim. O da muhabbet ve sürur içinde selâmı aldı. Artık beni talebeliğe kabul edip¸ ders vermeye başladı ve Allahu Teâlâ'nın ismini zikretmemi söyledi.


  Bundan sonra dille anlatılamaz hallere ve nimetlere kavuştum. Farsça bildiğim için¸ çoğu zaman benimle Farsça kelimelerle konuşurdu. 1702 yılı hac mevsiminden¸ 1705 yılı hac mevsimine kadar¸ üç yıl boyunca¸ Ahmet Yekdest Cüryanî Hazretlerinin hizmetinde¸ derslerinde ve sohbetlerinde bulundum. Daha sonra 1705 yılında¸ hacıların dönüşü sırasında¸ hocamın izni ile İstanbul'a döndüm.”


  İstanbul'a dönünce¸ bir müddet Ebu Eyyub-el- Ensarî hazretlerinin türbesinde türbedarlık yapan Mehmed Emin Tokadî hazretlerine¸ daha sonra Peygamber Efendimizin mübarek türbesinde hizmet etme vazifesi verildi. Bu hizmetlerinden sonra da İstanbul'a gelip talebe yetiştirmekle meşgul oldu.


Bursa'da medfun bulunan İsmail Hakkı Hazretleri vefatına yakın bir zamanda¸ talebelerinden İvaz Mehmed Paşa'yı¸ Yeğen Mehmed Paşa'yı ve Hacı Ahmet Paşa'yı tasavvufta yetiştirilmeleri amacıyla Tokadî Hazretleri'ne göndermişti. O da onlarla ilgilendi ve bunlardan Yeğen Mehmed Paşa I. Mahmut Han'ın vezir-i azamlığına kadar yükseldi.


 Mehmet Emin Tokadî hazretleri sohbetlerinde talebelerinin dünya ve ahiret müşküllerini kendileri söylemeden çözerdi. Sohbetlerinde herkesin anlayış ve sevgisine göre konuşurdu. Zamanın fen ilimlerine vakıftı. İbadetini son derece gizli yapar¸ dikkat çeken şeylerden kaçınırdı. Zamanın Şeyhülislâmı kendisini zaviye-i şerifeyi tayin etmek istediğinde¸ "Ben meşihat erbabından olmadığım gibi bu makama da lâyık değilim." diyerek kabul etmedi.  


Dünya dostu¸ mal dostu¸ güzellik dostu ve diğer şeylerin dostu çoktur. Allah dostu¸ iksir-i azam (her derde deva) gibi nadir bulunan çok kıymetli bir şeydir¸ derdi.


  Allah'a iltica ile kabr-i şerifinin avamdan gizlenmesini¸ buna rağmen kabirlerini bularak kendisini ziyaret edenlerin cehennemden azad edilmesini dilemiştir.


  Mehmed Emin Tokadî hazretleri¸ 1745 senesinde göğsünde ve sırtında önce sivilce olarak çıkan¸ daha sonra çıban hâlini alan şirpençe çıbanının verdiği rahatsızlık neticesinde vefat etti.


  Buyurdu ki:


"Ham insanlar küf kokar¸ çünkü onların kalpleri kararmış¸ paslanmıştır. Merhamet buz tutmuştur onlarda. Ham insan kalp de kırar¸ haram da işler."


"Öyle iyi bir insan ol ki¸ kimse senin yüzünden cehenneme gitmesin."


"Şu üç sabır çok sevgilidir. Bunlar; Hakk'a kullukta ve taatta¸ günah işlememekte¸ belâ ve mihnet altında sabırdır."

"Tûl-i emel felâkettir. Yani¸ ölümü unutmak¸ tevbe istiğfarı unutmak felâkettir. Bir kimse tevbe istiğfar yapmıyorsa kalbi katı demektir. Tûl-i emel sahibi demektir."

Sayfayı Paylaş