BÜLBÜL SAATİ

Somuncu Baba

"Nimet¸ kocasının ölümüne sebebiyetten bu cezayı yemişti. Evlendiğinden beri yediği
dayakların o akşam bir yenisi tekrarlanırken¸ hırsla kocasını itmiş adam sendeleyerek
düşerken kafasını çarpmıştı. Hemen ölmemişti. Nimet korkudan çocuklarını da alıp
yatak odasına geçmiş ve uzunca bir süre orada durmuştu. Aradan zaman geçip de
kocasından bir ses çıkmayınca telaşla annesini aramıştı."

Nimet¸ jandarmaların kolunda büyük demir kapıya doğru ilerlerken¸ korkudan bacakları titriyordu.  Hapishane¸ taştan duvarları havasız koğuşları ve her yeni geleni hırpalayan mahkûmlarıyla¸ çocukluktan beri kâbusuydu. Şimdi nasıl olmuştu da buraya düşmüş¸ sevdiklerinden ayrı kalmış hiç bilmiyordu. Bu kötü bir rüya olmalıydı. Daha doğrusu Nimet¸ bunun sabah olunca uyanacağı kötü bir rüya olmasını ne kadar isterdi. Tutuklanma ve mahkeme edilip üç sene ceza yeme süresi boyunca içinde bulunduğu durumun vehametini tam kavrayamamıştı. Ancak hâkim¸ kararı okuyup üstelik de cezasını İstanbul'dan uzak bir şehirde çekeceğini söyleyince başından aşağı kaynar sular döküldüğünü hissetti. Umutsuzca dönüp annesine¸ babasına ve yanlarındaki iki çocuğuna baktı. Hepsinin gözleri yaşlıydı.


Nimet¸ kocasının ölümüne sebebiyetten bu cezayı yemişti. Evlendiğinden beri yediği dayakların o akşam bir yenisi tekrarlanırken¸ hırsla kocasını itmiş adam sendeleyerek düşerken kafasını çarpmıştı. Hemen ölmemişti. Nimet korkudan çocuklarını da alıp yatak odasına geçmiş ve uzunca bir süre orada durmuştu. Aradan zaman geçip de kocasından bir ses çıkmayınca telaşla annesini aramıştı.


Koğuş tahmin ettiği gibi kalabalık ve havasızdı. Gardiyan onu diğer mahkûmlara tanıtırken cinayetten mahkûm demişti¸ ama Nimet artık bu kelimeye öyle alışmıştı ki hiç garip gelmedi. Çekinerek geçip¸ kendine gösterilen yatağa oturdu. Kadınlardan bazıları gelip geçmiş olsun dediler¸ bazıları da kimi öldürdüğünü sordular; ama Nimet'ten bir cevap alamadılar. Zaten onun değil konuşmaya¸ ağzını açmaya hâli yoktu. Arkasını dönüp gözlerini kapattı. Duyduklarından kendisinin hakkında konuşulduğunu anlıyordu¸ ama ne dediklerini bilmiyordu. Saat çok geç olmadan ışıklar söndü ve herkes yatağına yattı.


Nimet uyuyamıyordu. Devamlı gözünün önüne çocukları geliyordu. Bir el boğazını sıkıyor gibiydi. Dört duvar arasında çocuklarından ayrı burada üç sene geçer miydi? Boğazına düğümlenen hıçkırıkları daha fazla tutamayıp¸ omuzları sarsılarak ağlamaya başladı. Sanki döktükleri gözyaşı değil de içini zehir gibi yakan acılarıydı. Bu şekilde ne kadar zaman geçti bilmiyordu. Bu arada uykuya dalan diğer mahkûmlardan bazıları horluyor¸ bazıları uykuda konuşuyordu. Nimet ağlamayı bırakınca biraz ferahlamış hissetti kendini. Bir süre derin nefes alarak durdu tam uykuya dalacakken ranzanın üst katında yatan kadının "Hiii!.. Bülbül saati geçiyor !"diyerek telaşla kalktığını duydu. Kadın acele ile çıktı. Yaklaşık on dakika sonra geldi ve seccadesini serip namaza durdu. O ana kadar hareketleri çok hızlıydı. Namaza durduğu anda ise hızla akan suyun durulması gibi sakin sakin namazını kıldı ve dua ettikten sonra boynunu büküp huşu içinde durmaya başladı. Sanki bir şey dinliyor gibiydi.


Uzaktan sabah ezanları duyulmaya başlayınca¸ Nimet kendini bir tuhaf hissetti. Kendi evlerine de yakın bir cami vardı ve her vakit ezanı dinlerlerdi.  Daha önceleri kıldığı halde¸ evlendikten sonra hiç namaz kılmamıştı. Kocasının ailesi sözde çok modernlerdi ve namaz kılan bir gelin o çevreye uygun değildi. "Dayak atan bir koca uygundu ama…" diye söylendi Nimet.


O gün akşama kadar da hiç yemek yemedi. Gözünün önüne çocukları ve onları göremeden geçireceği uzun yıllar geldikçe boğuluyor gibi hissediyordu. Bir ara nefesinin tıkandığını hissetti. Nefes almaya çalışıyor¸ ama ne alabiliyor ne de verebiliyordu. Elini boğazına götürerek güçlükle "Boğuluyorum!"diye bir çığlık attı kendini tutamayıp yataktan aşağı düştü.  Nefes alabilmek için yerde bir süre daha mücadele ettikten sonra yorgun düşüp kendinden geçti.


Gözünü açtığında koğuştan farklı bir yatakta yatıyordu. Kolunda serum takılıydı. Başucunda sonradan adının Nurcihan olduğunu öğrendiği gece namaz kılan kadın vardı. Gündüz daha genç görünüyordu. Gülümseyerek "Şükür kendine geldin. Koğuştan çıkıp revir havası alacağın varmış. Aslında bir şeyin yok da…" Nimet dayak yemiş gibi her tarafının ağrıdığını hissediyordu. Kımıldamak istedi¸ ama başaramadı. Kadın yine gülümseyerek "Niye kalkıyorsun kızım? Sanki bir işin mi var? Yat işte rahat rahat. Hem ben de bu sayede biraz koğuştan dışarı çıkmış oldum."


 Akşama doğru Nimet'in serumu bitince koğuşa döndüler. "Sinir ve yorgunluktan depresyon hâli" teşhisi konmuş ve birkaç tane de ilâç vermişlerdi. Nimet yatağına oturduğunda çok halsizdi… Yatağa uzanıp anne karnında yatar gibi bacaklarını karnına doğru çekti. Kendini çok çaresiz hissediyordu. Şu anda annesinin güler yüzüne ve şefkatli ellerine ne çok ihtiyacı vardı. O¸ böyle düşünürken bir el yavaş yavaş saçını okşamaya başladı. Boş bulunarak heyecanla "Anne geldin mi?" diye döndü. Nurcihan gülümseyerek "Annen değil de kabul edersen belki ablan olurum diyerek saçını okşamaya devam etti. "Acılarını ve sıkıntılarını anlıyorum. Bu koğuşta kalan yirmi beş kadının hepsi de aynı veya benzer acıları yaşıyor. Kendini bırakma. Bak Allah (c.c.) ne diyor: Zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Sen de hepimiz gibi Allah'a (c.c.) güvenip sabretmeyi öğreneceksin. Başka çaren yok. Bunu ilk kendin için ve varsa ailen için başarmalısın."


Nimet¸ onu dinlerken gözyaşlarına hâkim olamayıp tekrar ağlamaya başladı. Bir yandan da "Ama onlar daha çok küçük bensiz ne yaparlar?" diyordu. Nurcihan "Kim bakıyor onlara?"  "Annemle babam. Bir de uzakta oturan kız kardeşim var?" Nurcihan sırtını sıvazlayarak "Allah iyiliğini versin. Gül gibi ailen varmış ya daha ne istiyorsun. Onlar çocuklarına canı gibi bakarlar. Sen iyi olmaya bak da çocuklarının karşısına sağlam bir anne olarak çık."


Birlikte biraz daha konuştular. Nimet¸ konuştukça biraz daha rahatlamış hissediyordu.  O akşam Nurcihan'ın zoruyla biraz yemek yedi ve gece de bir süre uyudu. Rüyasında çocuklarını görürken¸ rüya birden kâbus hâline döndü ve ölen kocasını görmeye başladı. Adam anlaşılmaz bir şeyler söyleyerek ona doğru gelmeye çalışırken¸ Nimet sıçrayarak uyandı. Kan ter içinde kalmıştı. Bir süre hareketsiz durup biraz sakinleşmeyi bekledi. Kocasının yüzü¸ gözlerinin önünden gitmiyordu. Görmemek için gözlerini sımsıkı kapattı; ama nafile. Hayali peşini bırakmıyordu. O kendisiyle mücadele ederken¸ Nurcihan yine "Bülbül Saati!" diyerek kalktı. Yine hızlı adımlarla gitti¸ on dakika sonra geldi. Seccadesini serdi¸ sakin¸ kendinden geçercesine namaz kıldı ve dua etti. Sonra yine gözlerini kapatıp bir şey dinliyormuş gibi dakikalarca o şekilde durdu ve Nimet onu izlerken derin bir uykuya daldı.


Üç ay boyunca her gece aynı saatte uyandı¸ Nurcihan'ın  "Bülbül Saatini" izledi. Gündüz kendi hâlinde¸ ama daha çok yatağında vakit geçirdi. Koğuş filmlerdeki gibi değildi. Kadınlar birbiriyle kavga etmiyordu. Ayrıca yeni geldiğinde kimse ona kötü davranmamıştı. Kadınlar arasında birbirlerine karşı bir saygı ve sevgi hissediliyordu. Özellikle de Nurcihan'a karşı.


Kış¸ bütün şiddetiyle bastırmıştı. Nimet her hafta ailesinden mektup alırken üç haftadır ne mektup almıştı ne de onu ziyarete biri gelmişti. Merak ve hasretinden ne yapacağını bilmez bir haldeydi. Koğuşun duvarları üzerine geliyor gibiydi. Yine yemek yememeye¸ uzun uzun ağlamaya başladı. Etrafındaki kimseyi gözü görmüyor¸ bir kelime konuşmuyordu. Nurcihan daha fazla dayanamayıp yanına geldi ve saçlarını okşayarak "Geçecek! Hepsi geçecek! Zorlukla beraber kolaylık da vardır¸ biliyorsun değil mi? Her gecenin sabahı¸ her kışın baharı vardır. Allah (c.c.) ayeti kerimede ne der: -Senin göğsünü genişletmedik mi?- Allah'ın rahmetiyle senin de göğsün genişleyecek acıların elbet bir gün son bulacak inşallah kızım."


O¸ böyle konuşurken¸ Nimet hep başını onun omzuna yaslar¸ sakin bir şekilde dinlerdi. Bu defa hırsla ayağa kalktı ve bütün gücüyle bağırarak "Artık bu sözlerine inanmıyorum! Hiçbir şey değişmiyor. Kaç aydır buradayım¸ ne bahar geldi ne de senin dediğin gibi katlanmamı kolaylaştıracak bir genişlik oldu. Bunlar boş laflar! Ben boğuluyorum! Çocuklarımı göremiyorum. Onlardan ayrılmamak için sekiz sene kocamın kahrını çektim. Dayak yedim¸ kötü söz işittim¸ ama hepsine sabrettim. Hani şimdi nerde onlar! Kucağıma alıp öpüp koklayamıyorum. Biri daha iki yaşında. İkisinin de bana ihtiyaçları var¸ ama ben yanlarında değilim. Artık her şeyden umudumu kestim! Yaşamak istemiyorum!"


O¸ bütün gücüyle bağırırken¸ Nurcihan ve diğerleri sessizce dinlediler. Nimet sinir krizi geçiriyordu. Nurcihan kalktı¸ bir anne şefkatiyle ona sarıldı ve bir süre ağlamasının dinmesini bekledikten sonra sakin sakin konuşmaya başladı: "Burada çok yenisin daha. Biliyorum çok zor. Hiçbirimiz burada olmayı seçmedik¸ istemedik. Buradakilerin de bir aileleri¸ özleyen çocukları var. Sabretmekten başka çaremiz yok. Sabredeceğiz¸ dayanacağız ve yarın öbür gün sevdiklerimizin karşısına daha güçlü ve sağlam çıkacağız. Hele şu kış bitsin¸ yollar açılsın¸ seni görmeye gelirler¸ onlar da seni çok özlemişlerdir. Belki açık görüş olur¸ o zaman bol bol hasret giderirsiniz. Hem bir bakarsın yarın mektubun gelir."


 O böyle konuştukça¸ Nimet'in gözünün önüne çocukları geliyordu. Onlara kavuşacağını düşündükçe biraz sakinleşmişti. Nurcihan'ın söylediklerine inanmak istiyordu.


 O gece yine çocuklarını düşünerek uyuyakaldı. Bülbül Saatinde her ikisi de uyanıktı. Nimet gözyaşları içinde¸ Nurcihan'ı izlerken¸ gayr-i ihtiyari kalktı ve gelip onun yanına oturdu.  Hiç ses çıkarmadan¸ o sabah namazını kılana kadar bekledi. Duasını yapıp "Âmin!" dedikten sonra¸ "Seni böyle huzurlu yapan¸ bülbül saatini bana da anlatır mısın?" diye sordu. Nurcihan her zamanki gülümsemesiyle " Nimet'çiğim bülbülün hikâyesini bilir misin? Hani güle âşıktır da bu aşkla devamlı gül dalında öter. En çok da seher vakti aşka gelir. Neden biliyor musun? Seher vakti gül açacaktır ve bülbül vuslata erecektir. Bülbül bu aşk ve hasretle öyle yorgun düşer ki¸ seher vakti bir an kendinden geçer ve işte tam o anda gül açar. Ama zavallıcık göremez. Aşkıyla tekrar başlar zâra. Ta ki ertesi sehere kadar. İşte seher vakti âşıkların da Mevla'sına kavuştuğu andır¸ biz de bu aşkla kalkarız ve tüm muhabbetimizle Mevla'ya yöneliriz.  O da kullarına sonsuz şefkat ve merhametiyle karşılık verir. Bizim bahçemizde de gül vardı ve her seher dalında bülbüller öterdi. Ben her gece bülbül saatinde onları dinlerim¸ bülbüller o kadar uzakta değil de sanki bizim koğuşun hemen önünde ötüyor gibidir. Aslında mesafelerin pek de bir önemi yoktur. Biz sevdiklerimizi yüreğimizde taşırız ve aşk ile besleriz. Kâinatın mayasındaki ilahi aşkla ve bu aşk en güzel hâlini seherde alıyor. Aynı bülbülün ötüşündeki gibi…"


O geceden sonra¸ Nimet de bülbül saatinde Nurcihan'ın yanında yer aldı. Birlikte bülbülleri dinleyerek namazlarını kıldılar. Gözyaşları içinde Allah'a yalvardılar. Gündüz de namazlarına devam etti. Sekiz yıllık evliliği boyunca ilk defa kendini bu kadar rahat hissediyordu. Sanki hayatının kontrolünü eline almış gibiydi. Yine çocuklarını özlüyordu¸ hasretinden gözünün yaşı dinmiyordu; ama isyan etmiyor¸ sabrediyordu. Bu arada sürekli kitap okuyordu. Nurcihan'ın verdiği kitapları…  Her birinde kendinden bir şey buluyordu. En çok da Yusuf Peygamberin hayatını sevmişti. Onun kuyuya atılması ve ailesinden ayrı kaldığı uzun yıllar¸ Hz. Yusuf'un sabrı onu derinden etkilemişti.


Nimet¸ gün geçtikçe içinde garip bir ferahlık hissetmeye başladı. Nurcihan'ın devamlı sözünü ettiği¸ zorluğun yanında kolaylık¸ darlığın yanında genişlik gelmeye başlamıştı sanki. Nimet bunu hissettikçe daha bir özgür ve güçlü görmeye başladı kendini. Sabredecek ve hayatın tüm zorluklarına karşı koyabilmesini sağlayacak bir güçtü bu.

Bir sabah ailesinden tam on tane mektup alınca bu gücü daha da arttı. Aslında ailesi mektup göndermeye devam etmiş¸ ama postada olan bir hatadan onun eline geçmemişti. Bazılarının içinden çocuklarının fotoğrafları da çıkınca kelimenin tam anlamıyla bayram etti. Hepsini sıraya koyup tek tek okumaya başladı. Annesi her anlarını onunla paylaşmak istercesine uzun uzun çocukları anlatıyordu. Hepsi çok iyiydi ve en iyi haber en sonundaydı. Şöyle diyordu annesi: "Kızım sevgimiz ve dualarımızla hep yanındayız. İnşallah sayılı gün çabuk geçer¸ ama belki gün saymamıza da gerek kalmayabilir. Bu günlerde bir genel af söylentisi var. Bakalım Allah'tan hayırlısı. En kısa zamanda kavuşmak dileğiyle Allah'a emanet ol!"

Sayfayı Paylaş