EL EMEĞİ YARIŞMASI

“Bu yarışı ben kazanacağım, ben kazanacağım!” diye bağıra bağıra evin yolunu tuttuk. Hepimiz bu yarışı kazanmayı çok istiyorduk ve hemen çalışmalara başlamalıydık. Dördümüz de kendi aramızda düzenlediğimiz bu yarışmaları çok seviyoruz. Kaybedenin olmadığı yarışmaları hangi çocuk sevmez ki?

Koşa koşa geldim eve. Anneme “Merhaba!” deyip, ninemin nerede olduğunu sordum heyecanla. Annem:

– Yine ne işler peşindesin oğlum, diye sordu gülümseyerek.

Kıkır kıkır gülerek:

– Hiiiiiç, dedim.

Annem her zaman yaptığı gibi önce yanaklarımı sıktı, sonra öpüp kokladı:

– Ninen içeride örgü örüyordu en son. Ne oldu ki, dedi.

Ben yine:

– Hiiiiiç dedim.

Annem yine gülerek:

– Eyvah eyvah… Doktorlar yetişiiiiin, oğlumun boğazına “hiiiiiç” kaçmış, deyince ikimiz kıkırdadık bu kez.

İşte o anda ninemin sesi duyuldu içeriden:

– Öhööö öhööö.

Ninemin numaradan öksürmelerine bayılıyorum. Hemen koştum yanına. Daha selam vermeden o girdi söze:

– Anne-oğul içeride ne kaynatıyorsunuz bakayım? Kıskandığımdan değil de merak işte, deyip güldü.

– Hiiiiiç, deyip “lap” diye girdim konuya:

– Anneanne anneanne bana örgü örmeyi öğretir misin?

Ninem önce bir şaşırdı ardından da gülümseyerek sordu:

– Yine ne işler peşindesin yakışıklı?

– Hiiiiiiç, dedim.

Ninem gözlüğünün üzerinden bakarak:

– Senin içine “hiiiiç” kaçmış oğlum, dedi.

Ninemin bu sözüne gülmekten karnıma ağrılar girdi. Bu büyükler birbirlerine ne kadar benziyorlar. Sözleri, verdikleri örnekler, nasihatleri hatta esprileri bile benziyor, diye geçirdim içimden.

Olan biteni anlattım nineme. Mahalledeki arkadaşlarla “el emeği” yarışı yaptığımızı, en güzel el emeğini seçeceğimizi, birinci olanın yaptığı şeyi mahallede omuzlarımızda taşıyacağımızı ve birinciyi kocaman alkışlayacağımızı… Her şeyi bir bir anlattım ve bu yarışmanın benim için çok önemli olduğunu tekrar ettim. Ninem:

– Kız arkadaşların varken işiniz biraz zor. Onlar sizi yenmesin, dedi. Ardından bir kahkaha patlattı. Şakacıktan surat astım nineme:

– Göreceksin ben kazanacağım, sen bana örgü öğret hadi nine.

Bıkmadan usanmadan günlerce çalıştım. Ninemin yardımlarıyla küçük bir örtü ördüm. Ördüm örmesine ama bu örtüyü örmek için öyle çok çalıştım ki. Rüyalarımda bile örgü ördüm, o kadar çok işte! Yarışma günü geldi çattı. Büyüklerimiz eşliğinde parkta buluştuk. Herkes kendi el emeğini sırayla gösterdi.

Ayşe annesinin yardımıyla keçeden küçük bir cüzdan dikmiş, Begüm ablasıyla beraber bir kitap ayracı yapmış, Efe babasıyla birlikte tuvalet kâğıdı rulolarından bir araba yapmış. Sıra bana geldiğinde heyecandan yerimde duramıyordum. Arkama gizlediğim örtüyü göstererek:

– Ninemle beraber yaptık, örgü örmeyi öğrendim ve bunu ördüm, dedim.

Ayşe gözlerini kocaman açarak:

– Şuna bakııııın, dedi.

Bunu derken öyle bir bağırdı ki parktaki herkes bize baktı. Herkes bize bakınca çok utandım kızardım, domates gibi oldum. Efenin abisi elindeki kâğıtlara bakarak:

– Veeee büyük yarışma sona erdi. Öncelikle hepinizi tebrik ediyorum. Kaybedeni olmayan bu yarışmanın da bir birincisi olmalı değil mi?

O bunları söylerken kalbim “güm gümm” diye atmaya başladı. Yerinden çıkacak sandım. O devam etti:

– Her yarışmanın bir birincisi vardır ama bu yarışmanın bir birincisi değil tam dört birincisi var.

Sözleri bitince hepimizi bir bir tebrik etti. Bu sonuca hepimiz çok sevindik. Birbirimizi tebrik ettikten sonra, günlerce emek vererek yaptıklarımızı birbirimize hediye ettik. Begüm’ün yaptığı ayraç şu an en sevdiğim kitabımın arasında. Benim küçük örgü örtüm ise artık Ayşe’nin. Ayşe, onu masa lambasının altına sermiş. Gördükçe beni ve bugünü hatırlayacakmış. Öyle dedi.

Sayfayı Paylaş