Dağların Efsanevi Şifacısı: Aliçe

Merhaba ben Aliçe. Evet evet yanlış duymadınız adım Aliçe. Bazı arkadaşlar adımı birazcık farklı bulmuş olabilirsiniz ama olsun, yeni tanışıyoruz sonuçta… Bu zamana kadar kendimi size tanıtma gereği duymamıştım ama bugün manavda karşılaştığım durum beni kendimi tanıtmaya mecbur bıraktı. Sizin yaşlardaki bir çocuk bugün manavda yanıma geldi: “Baba bu sarı şey de nedir?” diye babasına sordu. Düşünebiliyor musunuz bana sarı şey dedi. Halbuki bir çoğunuz benim ailemi biliyorsunuz. Ama bilmeyenler için kendimi tanıtayım: Bize alıç derler. Güllere benzer dikenli bir yapıya sahibiz. Bakmayın öyle küçük göründüğüme, en uzununuzdan bile çok daha uzunum. İyi beslenirsem ağacımın boyu 7 metreye kadar uzayabilir. Aa bi de eğer beni dalımdan alacaksanız şimdiden uyarayım sizi, çok dikkatli olmanız gerekiyor. Çünkü dikenlere sahibim. Ee olsun o kadar da değil mi? Alıcı seven dikenine katlanır ne de olsa. Öyle çok kalabalık ve gürültülü yerleri sevmeyiz. Bizim yaşayacağımız yer sessiz, sakin bir yer olmalı. Daha çok kayalık yerlerde, derelere bakan yamaçlarda, çalılıklar içinde ve dağlık bölgelerde yaşamayı tercih ederiz. Bu yüzden bitkiler arasında bize ‘Filozof Alıç’ da derler.
Hem sadece sarı da değiliz; kırmızı ve turuncu rengine sahip akrabalarımız da var. Yani biz Sarıalıçgil, Kırmızıalıçgil ve Turuncualıçgil olmak üzere kocaman bir aileyiz. Orman Nüfus Müdürlüğü’ne ise soyadımızı bu şekilde kaydetmiş dedelerimiz. Ben Sarıalıçgil ailesindenim. Ve bizim ailemiz Kırmızıalıçgil ve Turuncuaıçgil ailesinden daha kalabalık. Türkiye’ de en çok benim aileme rastlarsınız.
Dedim ya, bize alıç derler diye, farklı bölgelerde farklı isimlerle de anıldığımız olur. Yemişen, akdiken, ekşi muşmula gibi isimler duyarsanız benim ailemden bahsedildiğini sakın unutmayın.  Ah ah eskisi kadar kıymetimiz bilinmiyor. Eğer kıymetimiz bilinseydi şu an kendimi tanıtmak zorunda kalmazdım. Neyse bundan sonra beni daha iyi tanıyacak ve çevrenizdeki herkese beni anlatacağınızdan eminim arkadaşlar.
Dedem hep anlatırdı; büyük büyük dedemin zamanında alıç, doktorlar tarafından hastalıkların tedavisinde ilaç olarak kullanılırmış. Günümüzde de alıcın çiçekleri, meyveleri ve yaprakları, bir çok ilacın yapımında kullanılıyor. Geçen komşumun meyvelerini topladı götürdü birkaç adam, konuşurlarken duyduk, ilaç yapacaklarmış onlardan. Bunu bilmiyordunuz değil mi? Ama artık öğrendiniz. Allah’ın yarattığı hiçbir bitki faydasız değildir. Biz bilmesek de her bitkinin bir hastalığa faydası vardır.
Geçenlerde yine manavda beklerken bir tane teyze içeri girdi, elinde bir sürü ilaç poşetiyle. Anladığım kadarıyla tansiyon hastasıymış. Ah be teyzem bir bilsen benim daha faydalı olduğumu ve tansiyona iyi geldiğimi… Şu yüzündeki hasta ifadeyi, ne çok isterdim değiştirmeyi.
Aaa size sinirli amcadan bahsetmedim değil mi, durun ondan da bahsedeyim. Bir amca çok sinirli bir şekilde manava girdi. Her halinden stresli olduğu da belliydi. Duyduğum kadarıyla işinden dolayı bugünlerde çok yoğun çalışıyor ve geceleri uyuyamıyormuş. Bilin bakalım çözüm kimde, evet evet “Tabiki sende!” dediğinizi duyar gibiyim. Manav Nuri Amca ona tüketmesi için bizden biraz verdi. Amca bir sonraki geldiğinde daha mutluydu. Bu demek oluyor ki, alıç ailem iyi çalışmış. Ne gurur verici bir durum!
Böylelikle biraz olsun içimi döktüm sizlere. Artık bana sarı şey diyen o çocuğa da ulaşacağıma inanıyorum. Sizlerle dertleşmek ne harika bir şeymiş ya hu. Hemen bir arkadaşıma… Durun, durun Kızılcık’a söyleyeyim de bir sonraki frısatta sizi ziyarete gelsin, o da içini döksün rahatlasın.

Sayfayı Paylaş