SICAK GÜNLER

Papatya bitkindi. Güneşin ışıkları yüzüne ve yapraklarına değdikçe kavrulduğunu hissediyordu. Arkadaşı gelincik de olmasa buralar hiç çekilmezdi. Sağa sola baktı. Bütün kır çiçekleri boyunlarını bükmüşler, susuzluğa dayanmaya çalışıyorlardı. Gelinciğin de kırmızı rengi solmaya başlamıştı. Çok susadığı belliydi. Yine de yüzünde bir gülümseme vardı. Papatya şehirden gelen sesler üzerine başını o tarafa çevirdi. Şehir bulunduğu yerden tamamen görünüyor, evlerin bahçeleri, balkonları dahi seçilebiliyordu. Sesleri parkta oynayan çocuklar çıkarıyordu. Şehre göz gezdirirken bir bahçıvanın elinde su hortumuyla bahçesindeki çiçekleri suladığını gördü. O kadar susamıştı ki,

– Gelincik şuraya baksana!

Gelincik kafasını kaldırıp onun gösterdiği yere baktı,

– Ne var papatya?

– Baksana! Bahçıvan çiçekleri suluyor. Önceki günlerde de topraklarını çapalayıp gübre attı. Onları ilaçlayıp zararlı böceklerden arındırdı. Ne kadar şanslı çiçekler. Bu yaz ayında suları ayaklarına geliyor, gübreleri de. Keşke o çiçeklerden biri de ben olsaydım.

Derin bir iç çekti. Dağların eteklerinden kendisine doğru esen rüzgârı bile fark etmedi. Rüzgâr yüzüne yapraklarına dokunup geçti. Azıcık serinlemişti. Gözleri o bahçeye takılı kalmıştı. Gelincik onun bu haline üzüldü.

– Bahar ayları güzel geçer buralarda, yalnız yaz ayı biraz kurak geçer. Yine de severim yaz ayını. Bak bağlara, tarlalara… Ağaçların meyveleri olgunlaşıyor, bostanlardaki sebzeler büyüyor, tarlalardaki buğdayların sesleri ta buraya kadar geliyor. Olgunlaşıyorlar. İnsanlar yaz aylarında bol bol çalışırlar. Kışa hazırlık yaparlar. Güneşten faydalanıp meyve ve sebze kuruturlar. Şehirden bunalınca da tatile veya köylerine giderler. Doğanın bağrına atarlar kendilerini. Azıcık sabret.

Papatya bunları duymadı bile. Gözü kulağı sanki o bahçedeydi. O an bahçıvan elinde bir makasla çıkıp birkaç gül kesti. Elindeki gülleri bir başkasına verdi. Papatya şaşkınlıkla;

– Gülleri kesti! Neden?

– Sevdiklerine vermek için. Senin imrendiğin o çiçekler de sana imreniyordur şimdi. Bir vazonun içinde solup gidecekler yazık! Kimseden bir şey bekleme. Kendin çalış çabala. Umudunu kaybetme. Bak gökyüzüne!

Gözlerini göğe çeviren papatya;

– Bulutlar geliyor! Gri bulutlar, rahmet yüklü bulutlar!

Dağın eteklerinde bayram coşkusu vardı. Biraz sonra yağmur yağmaya başladı. Yüzü yağmur damlalarıyla yıkanan papatya sevinçle haykırdı,

– Kır çiçeği olmaktan mutluyum, hem de çok!

Sayfayı Paylaş