İSTANBUL’U SEVMEK

Orta Anadolu’nun tarihî, her geçen gün gelişen ve büyüyen güzel bir kentinde yüksekokulu bitirdikten sonra mesleğimle ilgili bir iş bulur, çalışmaya başlarım diyerek İstanbul’a gittim. Çocukluk, ilk gençlik düşlerimdi İstanbul’a gitmek ve yerleşmek. Yıllarca özlemini çektiğim bir sevgili gibiydi İstanbul bana. Nihayet kavuşmuştum. Dedem rahmetli olmuştu. Acıbadem’de anneannemin yanında kalıyordum. İki hafta sonra Kaynarca’da bir iş buldum; işe trenle gidip geliyordum. Kadıköy’e uzak bir mesafedeydi. Pencere kenarına oturuyor; yerleşim yerlerine, işlek caddelere, ağaçlara, otomobillere, görünen masmavi denize bakıyordum. Etrafımdaki güzelliklere bakmaya doyamıyordum.

Altı ay sonra babam emekli olup, oturduğumuz ilçeden İstanbul’a geldi ve aldığı tazminatı ile Erenköy’den evlere bakmaya başladı. Sonra baba evine yerleştim; işime gidip geliyordum. Aradan zaman geçti. Askerliğimi yaptım. Bu arada iş değiştirdim; yabancı menşeli, sosyal hakları ileri düzeyde bir fabrikada çalışmaya başladım. Başından beri para biriktiriyordum; bir daire almak için. Parası bol, iyi bir işte çalışıyordum. Beş yıl sonra biraz da borçlanarak Bostancı’dan bir daire almak kısmet oldu. Arkasından evlendim. Artık İstanbul’da bir evim vardı ve ne kadar mutluydum. Kent her geçen gün biraz daha büyümüş, bir ucu Tekirdağ,  diğer ucu İzmit’le birleşmişti.

Yıllar geçti; oğlum şimdi üniversiteyi bitirdi. Ben de emekli oldum. Boğaziçi’ndeki asma köprüler ikiydi. Yavuz Sultan Selim Köprüsü ile üç oldu. İstanbul’da araba kullanmak bir çile. Arabalar katar katar. Nüfus 17 milyona yaklaştı;  caddeler, alışveriş merkezleri tıklım tıklım insan dolu. Yaşım da ilerledi. Sessizliği arıyorum, gürültü beni boğuyor. Bıkmıştım İstanbul’da otomobille trafiğe çıkmaktan. Trafik keşmekeş, saatlerce yolda bekliyorsun. Pazar yerleri, caddeler, mağazalar her yer insan kalabalığı…

Geçen yaz, doğduğum ilçeye gitmeye, on beş gün kafamı dinlemeye karar verdim. Oğlumla birlikte ilçeye gittik ve öğretmen evinde kaldık. İlçenin gezilecek yerleri iki günde bitti. İnsanlar başka, çehreler farklı geldi bana. Hiç arkadaşım kalmamıştı ilçede. Üçüncü gün İstanbul’u aramaya başladım. Bir hafta zor kaldım ilçede. Kalabalık yok, ses yok, taşıt yok. Oysa ben alışmışım bunlara. Bana yabancı geldi. İstanbul’un kalabalığını, sesini, trafiğini özlemeye başladım. Hemen bindik İstanbul’a giden otobüse. “Sensiz yapamıyorum İstanbul…” dedim kendi kendime. “Seni ne kadar özledim…”

Sayfayı Paylaş