EDİTÖR’DEN MERHABA

somuncu baba çocuk dergisi 210

Vatanı sevmek; atalarımızın kanlarını dökerek kazandığı bu toprakları gelecek kuşaklara emanet etmek için çalışmaktır. Millî ve manevî değerlerimiz uğrunda kendi hayatımızı feda etmeye hazır olmaktır.  Geçmişimizle öğünmek, geleceğe hazırlanmak; ülkemize, devletimize candan bağlı olmaktır.

Kalbimizde hissettiğimiz en kutsal sevgilerden biri vatan sevgisidir. İnsanı sevmek, bayrağı sevmek, doğduğumuz, büyüdüğümüz, suyunu içtiğimiz toprakları sevmektir. Aziz Türk Milleti’ne faydalı işler yapmak, toplumun onurunu korumaktır.

Yaşadığımız topraklar üzerinde kurulmuş olan devletimizi korumak, ülkemizin daha iyi bir geleceğe sahip olabilmesi için çaba sarf etmektir.  Vatanı sevmek; milletimizi, ülkemizin bütün insanlarını, yerin altında yatan şehidini, dağını, taşını, denizini, toprağını, ağacını, yolunu, sevmek ve korumaktır.  Bu konuda Hz. Mevlâna şöyle bir hikâye anlatır:
Bir nehirde üç deniz balığı yaşamaktadır.  Bir gün buraya insanlar gelir. Bu balıkları görünce:

“Gidip ağları getirelim bu balıkları yakalayalım.” diyerek uzaklaşırlar. Balıklar bu durumu fark edince en akıllıları hiç zaman geçirmeden denize doğru sefere çıkar. Diğer ikisi bulunduğu yeri terk eden arkadaşlarının arkasından bakıp onunla alay ederler: “Hey akılsız, sen yarı yola varmadan ölür gidersin, bu işten vazgeç, gerçek vatanımıza, denize ulaşamazsın.” derler. Fakat akıllı balık onları dinlemez ve yola koyulur. Zorlu bir yolculuktan sonra denize vararak kurtulur.

Derken balıkçılar ağları alıp gelirler ve o iki balığın peşine düşerler.  İkinci balık düşünür: “Eğer ölü taklidi yaparsam belki kurtulurum.” der kendi kendine. Karnını yukarı kaldırarak sırt üstü suyun üstünde yatar, hiç kıpırdamaz.  Balıkçılar onu görünce ah vah ederler, “Ne güzel balık, ne yazık ki ölmüş.” diyerek tutup onu bir kenara fırlatırlar. O balık da sessizce suya dalarak denize doğru yaklaşmaya çalışır.

Balıkçılar üçüncü balığın peşine düşerler, uzun bir kovalamacadan sonra onu yakalarlar; karnını yararlar, içini temizleyip tavada ateş üstünde kızartırlar. Tehlikeyi sezerek, esas yurduna,   akıllı balığa uyarak denize varmayı göze alamadığı için bin pişman olmuştur.  Fakat iş işten geçmiştir.

Bu hikâyeden sonra şu öğüde kulak vermelidir: “Vatanını sevenler,  kendi yurdundan yana olmalıdır. Vatan; uçsuz bucaksız deniz derya gibidir. Esenliğe ulaşmak, sağlıkla yaşayabilmek için herkes kendi vatanından yana olmalı, vatanını korumak için gayret göstermelidir.”

Sayfayı Paylaş