NE MUTLU DOĞRULUKTAN AYRILMAYAN İNSANLARA

Sevgili çocuklar,
Dinimizin çok önem verdiği doğruluk kavramını açıklayarak yazımıza başlayalım.
Doğruluk; doğru olma, ikiyüzlülükten uzak durma, dürüstlük gibi anlamlara gelir.
Doğruluk; toplumda kardeşlik, dostluk, sevgi, saygı, adalet ve acıma duygularını geliştirir. Yüce dinimiz, insanların düşünce, söz ve davranışlarında doğru olmasını istemektedir. Doğruluğun karşıtı, yalancılık, ikiyüzlülüktür.
İnsan, toplumda söz ve davranışları ile değerlendirilir. Doğruluk önce içimizde gerçekleşmelidir. Yüce Allah’ın emir ve yasaklarına uymak, doğru düşünmemizi sağlar. Doğru düşünme, inanç ve düşüncelerimizin doğru olmasıyla ortaya çıkar.
Kimi insanlar, inançlarını sağlam temellere oturtamadıkları için doğruyu bulamazlar.
Geçmişte peygamberleri dinlemeyen, Allah’ı yalanlayarak, putlara, ateşe, aya, yıldızlara tapan insanlar vardı. İnançları doğru olmayan bu insanların yanıldıkları ve pek çok yanlışa, “doğru” diye sarıldıkları görülmüştür. Meselâ o dönemde, “Atalarımızdan böyle gördük.” diyerek, kız çocuklarını diri diri toprağa gömen insanlar vardı.
Doğru düşünmenin bir önemli şartı da, bilgili olmaktır. Bir konuda doğru karar vermemiz, o konu ile ilgili bilgileri bilmemize bağlıdır. Yanlış bilgiler, doğruyu bilmemizi ve bulmamızı engeller.
İlk emri “Oku!” olan dinimiz, tüm insanlara öğrenmelerini ve öğrendikleriyle doğruyu bulmalarını emretmektedir.
Sevgili çocuklar,
İyi bir Müslüman, sözü özüne, özü sözüne uyan insandır. O, konuşurken doğruyu söyler. Verdiği sözü yerine getirir, yapamayacağı iş için, söz vermez.
Peygamberimiz, doğru sözlü olmayanlar hakkında; “Münafığın alâmeti üçtür. Konuştuğu zaman yalan söyler, verdiği sözü yerine getirmez, emanete (kendine verilen bir sır veya eşyaya) ihanet eder.” demiştir.
Her zaman doğruyu söylemeliyiz. Yaptığımız bir hatayı, “Ben yapmadım.” diyerek inkâr etmek ya da bir başkasının üzerine atmak, çirkin bir davranıştır. Hele hele, mahkemelerde yalancı şahitlik yapmak, yalan yere yemin etmek, insanlığa sığmaz. Bu durumda, haklı ile haksızı ayırmak mümkün olmaz, ortaya adaletsizlik çıkar.
Doğru sözlü insanlar, kişilikli insanlardır. Onlar, sözün önemini bilir, bu nedenle doğru konuşurlar. İyi bir Müslüman, Peygamberimiz (s.a.v.)’in; “Doğru sözlülük iyiliğe, iyilik de cennete götürür.” sözünü unutmaz, doğru sözden, iyilikten ayrılmaz.
İyi bir Müslüman, her zaman ve her yerde doğru davranmayı kendisine ilke edinmiştir. Kimseyi aldatmaz, ikiyüzlü davranmaz, büyüklerine, öğretmenlerine göstermelik değil, gerçek ve içten bir saygı gösterir. Mevlâna: “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol!” sözüyle, kişinin dosdoğru olmasını öğütler.
Kimi satıcılar alış verişte, ölçü ve tartıda alıcıyı aldatırlar. Hileli, bozuk, çürük ürünleri güzel ve sağlam diye satmaya çalışırlar. Tezgâhta meyve ve sebzenin güzelini gösterip, çürüğünü poşete doldurmak isterler. Böylece alıcıyı aldatmayı düşünürler.
Peygamberimiz: “Bir Müslüman’ı aldatan kimse bizden değildir.” diyerek doğruluğun ne denli önemli olduğunu vurgulamıştır.
Peygamberimiz, alış verişte doğruluktan ayrılmayan kişileri ise; “Güvenilir ve doğru hareket eden bir tüccar, kıyamet günü peygamber ve şehitlerle beraberdir.”  sözüyle müjdelemiştir.
Düşünce, söz ve davranışlarda doğru insanlardan oluşan bir toplum, huzur ve güven içindedir. Böyle toplumlarda; kötülükler azalır, insanlar birbirlerine güvenir, sevgi ve saygıya dayalı bir hayat yaşanır. Ticarî hayat ve ekonomi, sağlıklı bir biçimde gelişir.

Sayfayı Paylaş