EDİTÖR’DEN MERHABA (MART 2018)

somuncubaba Çocuk Eki 209

Toplumu oluşturan bireyler, değerler etrafında bir olur, birlik içinde yaşarlar.  Ortak olarak paylaşılan değerler çoğaldıkça, toplum mutlu olur. Doğruluk ve dürüstlük çok önemli bir değerdir. Toplumu ayakta tutar, adaleti sağlar ve toplumun gelişmesine katkıda bulunur. Eğitim ve öğretim hayatında çocuklarımıza ilk öğretilmesi gereken değerlerimizin başında doğruluk ve dürüstlük gelir. Şartlar ne olursa olsun, dürüst olmak, her zaman doğruyu söylemek ve doğru bildiğini açıkça ifade etmek büyük bir erdemdir.  Dürüstlük kavramı çocukların dünyasında genel olarak  “yalan söylememek” anlamına gelse de aslında onları her anlamda kuşatan derin bir kavramdır. Bir çocuğun karakterinin şekillenmesinde temel özellik doğruluk ve dürüstlüktür. Bu kavramlar kişiliğin temelini oluşturur. Hayal gücü, çocukları zaman zaman yalan söylemeye yönlendirebilir. İşte bu noktada doğruluğun öneminin kavranması düzgün kişilik oluşumu için çok gereklidir. Yalan söyleyen, iş hayatında doğru olmayan, alışverişlerinde hile yapan, özü sözü bir olmayan,  verdiği sözleri tutmayan, ikiyüzlü kimselerle arkadaşlık yapılmaz. İnsan etrafındakilere saygı duymalı, yeminlerine sadık kalmalı, ölçüyü ve tartıyı doğru kullanmalı, yani dosdoğru olmalıdır. Hz. Mevlâna’nın deyimiyle; “Ya olduğun gibi görünmek ya da göründüğün gibi olmak.” Bu temel değeri benimsemek ve benimsetmek noktasında çok güzel bir sözdür.

Mesnevi’de yalan söylememe, hileden uzak durma, yalan söyleyen, hile ve riya ile uğraşan kişilerden uzak durmak gerektiğini belirten hikâyeler dürüstlük değerinin özelliklerini yansıtmaktadır. Mevlâna doğruluk konusunda ayna ve terazi örneğini verir: “Ayna ile terazi, birisi incinecek yahut utanacak diye doğru söylemekten sakınır, susar mı? Ayna ile terazi, öyle kadri yüce ve doğru ölçü yerleridir ki, sen onlara iki yüz sene hizmet etsen, sonra aynaya desen ki, ‘Ben sana bu kadar sene hizmet ettim, hatırım için beni çirkin gösterme.’; teraziye de desen ki, ‘Yalvarırım sana, fazla tart, eksiğimi açığa vurma.’ Onlar sana cevap olarak derler ki: ‘Zavallı, herkesi kendine güldürme, âlemi kendine maskara etme.’ Ayna ile terazi hile bilmezler, yalan söylemezler. Doğruluktan ayrılmayan ayna ile terazi derler ki: ‘Allah, gerçekleri bizim vasıtamızla anlaşılması için kadrimizi yüceltti. Eğer bu doğruluğumuz olmasaydı ne değerimiz olurdu? İyilerin, güzellerin yüzlerini nasıl görür, nasıl gösterebilirdik.”  Bir hikâyenin özetinde yine Mevlâna’nın dürüstlüğe bakış açısını görmekteyiz: Bir avcı, kuşları kolayca yakalayabilmek için kendini ağaç dalları, ot ve yapraklarla gizleyip çayırlığa oturur. Önüne bir tuzak kurup bir avuç buğday atar Hiç hareket etmeden beklemeye başlayan avcının görünüşüne kanıp tuzağa düşen kuşa avcı şöyle der:  “Görünüşe ve söylenen her söze inanırsan sonun böyle olur işte. Tuzağa yakalandıktan sonra, çığlığın ne yararı var? Uygunsuz dünya arzusu ve yalanlara kanmak insanın düşmanıdır. Önemli olan tehlike gelmeden önce uyanık ve önlemli olmaktır. Tuzağa düştükten sonra sızlamışsın ağlayıp bağırmışsın neye yarar?”

Doğruluktan ayrılmayalım, yalancıların tuzaklarına düşmeyelim…

Sayfayı Paylaş