Ummadık Taş, Baş Yarar

Tarihler Malazgirt Savaşı’nda mağrur Bizans İmparatoru Romen Diyojen’i Şadi adında bir Selçuklu askerinin esir aldığını kaydederler. Bu ibretli hadise bazı kitaplarda şöyle yerini almıştır:
26 Ağustos 1071 tarihi yaklaşmaktadır. Bu, tarihteki en büyük savaşlardan birinin tarihidir. Alpaslan ve erkânı, ordunun hazırlıklarını inceden inceye takip etmektedir.
Alpaslan kumandanlarından Sav Tekin’in yanına geldi. Orada bir kargaşa vardı. Alpaslan sordu: “Ne oluyor burada Sav Tekin?”
Sav Tekin yanındaki birini gösterdi:
“Bu köle Selçuklu ordusu içinde Bizans’a karşı savaşmak istemektedir Sultanım.”
Alpaslan köleye baktı. Çelimsiz bir hali vardı. Köle, Alpaslan’ın iri cüssesi ve heybetli görünüşü karşısında kendinde acizlik hissediyordu.
Alpaslan, “Peki niçin onu orduya yazmazsın?” diye sordu.
“Sultanım gördüğün gibi çelimsiz bir hali var. Savaşta bize faydası olur mu? Amansız bir savaş olacak.”
Alpaslan köleye, “Sen kimsin?” diye sordu.
Köle umutsuz bir sesle, “Ben Gevher Âyin’in kölesiyim.” dedi.
“Adın ne?”
“Şâdi.”
Alpaslan Şâdi’yi süzdü. Sonra Sav Tekin’e döndü. “Şâdi’yi orduya dâhil edesin.” dedi. “Belki Bizans İmparatoru’nu o esir alır. Ummadık taş baş yarar.”
Kumandan ve askerler şaşırmışlardı. Şâdi ise sevinç içindeydi. Gözyaşlarıyla Sultan’ın eline sarıldı. Öpmeye başladı. “Sağ olun Sultan’ım. Allah razı olsun Sultan’ım. Allah gönlünüzün muradını versin Sultan’ım. İnşallah savaştan zaferle çıkarız.”
Alpaslan’ın gözlerinde ince bir yaş sızıntısı vardı. “İnşallah Şâdi. Göreyim seni.”
Şâdi aşırı derecede sevinçliydi. “Göreceksiniz Sultanım, göreceksiniz.”
Büyük Malazgirt Savaşı’nın günü gelip çatmıştı. Herkes birbiriyle helâlleşiyordu. En duygulu helâlleşme belki de köle Şâdi’ninkiydi. Bir yolunu bulmuş Alpaslan’a yaklaşmıştı. Ânî bir hareketle Alpaslan’ın eline sarıldı. “Hakkını helâl edesin Sultanım. Bu savaşta şehid olursam, şehidlik devletine erersem bu sizin himmetinizle olacaktır.”
Bir köle olan Şâdi’nin davranışı Alpaslan’ı çok duygulandırmıştı. Şâdi’yi alnından öptü. “Bir şartla sana hakkımı helâl ederim Şadi” dedi. “Eğer şehid olursan bana da şefaat edeceksin.”
Şâdi saf davranışını devam ettiriyordu. “Elbette yüce Sultan. Sana şefaat etmeyeceğim de kime şefaat edeceğim. Sen beni bu savaşa soktun ya. Ben sana şefaat etmem de kime ederim.”
Şâdi’nin saf davranış ve konuşmaları Alpaslan’ı da yakında bulunan kumandanları da güldürmüştü. “O zaman ben de sana hakkımı helâl ediyorum.”
Amansız savaş başlamıştı gayrı. Alpaslan ve askerleri çok usta bir savaş çıkarıyordu. Şâdi de diğer askerler gibi savaşıyordu.
Romen Diyojen de etrafında bir miktar askeriyle Selçuklu askerleriyle savaşıyordu. Nasıl olmuşsa olmuş Şâdi onun yakınına kadar gelmişti. Çelimsiz halinden beklenmeyen bir savaş çıkarıyordu. Şâdi, Romen Diyojen’in kılıcını elinden düşürtmüş, öldürmek üzereydi. Askerlerden biri Şâdi’ye mâni oldu. “Dur onu öldürme. O, Bizans İmparatoru Romen Diyojen’dir.”
Şâdi şaşırdı. “Romen Diyojen mi?!…”
“Evet, Romen Diyojen.”
“Bu Allah’ın bana lütfu.” Kılıcıyla Romen Diyojen’e dürttü Şadi. “Madem öyle düş önüme. Seni yüce Sultan’ıma götürmem gerek.”
Romen Diyojen çaresiz Şâdi’nin önüne düştü. Romen Diyojen önde, elinde kılıç Şâdi arkada askerler arasında yürüyüp gidiyorlardı. Romen Diyojen’in atının koşum ve eyer takımlarının altından olması dikkat çekiyordu.
O zamanın eşkıya devleti Bizans’ın imparatoru Romen Diyojen Müslüman bir köle tarafından esir alınmış, Alpaslan’a götürülüyordu. Ummadık taş baş yarmıştı.
Sıra bugünün eşkıyalarına gelmektedir.

Sayfayı Paylaş