Kardan Adam

195-somuncubaba-cocuk-kardanadam

Bir kuşun kanadından kopan tüy gibi süzülerek, usul usul iniyordu yeryüzüne kar… Birbirini rahatsız etmeden, tüm zarifliğiyle, bir şiir gibi yağıyordu. Bense odamın penceresinin aralıklarından sızan soğuğa aldırış etmeden dışarıyı seyrediyordum. İçim içime sığmıyor, kendimi bir an önce karların kucağına atmak istiyordum.

Karın yağmaya başladığı ilk gündü. Geceden yağmaya başlayan kar, sabaha kadar her şeyin üzerini bembeyaz bir örtü gibi kaplamıştı. Bunu gören ben durur muyum? Annemin tüm uyarılarına rağmen üstümü bile doğru dürüst giyinmeden sokağa atıverdim kendimi.

Sokağa çıktığımı gören arkadaşlar da bir bir gelmeye başladılar. Önce bir güzel kartopu oynadık, ardından mahallenin en yokuş noktasından plastik leğenlerle kaydık. Sıra, kardan adam yapmaya gelmişti. Hemen bir görev dağılımı yaptık. Şarkılar, türküler eşliğinde kimimiz gövdesini, kimimiz başını oluşturduk. İş bitmeye yaklaşınca ben kardan adamın burnunu yapmak amacıyla havuç getirdim. Samet ise göz yapmak için zeytin; ağız yapmak için de kömür getirmişti.

Ben kardan adamın burnunu takmakla uğraşırken Samet cebinden çıkardığı zeytinlerle gözlerini yaptı. O sırada arkadaşlar arasında bir gülüşme oldu. Kafamı biraz yukarıya kaldırdım. Fakat o da ne! Bu kardan adamın gözlerinde bir gariplik vardı. Samet, muziplik olsun diye kardan adamın bir gözünü yeşil, diğer gözünü de siyah zeytinle yapmıştı. Hem de gözlerin biri aşağıya, biri yukarıya bakıyordu. Samet,

– Keşke burnuna havuç yerine patlıcan getirseydin, deyince kahkahalarla gülüştük.

Kardan adamın bitirilmesinin ardından uzun bir süre karşısında oturup onu izledik ve gülüşmeye devam ettik. Daha sonra bir iş başarmanın verdiği gururla evlere doğru yol aldık.

Eve geldiğimde şimdiye kadar hiç üşümediğim kadar üşüyordum. Hemen üstümü değiştirip titremeler içinde yatağıma uzandım. Annemin sözünü dinleseydim bunlar olmazdı, diye hayıflanarak iki gün yatağımdan çıkamadım.

Bu süre içerisinde boş arsadaki komik kardan adamıma bakarak iç geçirip durdum. Hastalığımdan dolayı onu yakından görmem mümkün olmuyordu. Ben de fırsat buldukça penceremden onu izliyordum.

İkinci gün kar yağışı durmuş, karlar erimeye başlamıştı. Ben de bir yandan sıcacık ıhlamurumu yudumluyor, bir yandan penceremden kardan adamımızı seyrediyordum. İçimden “Keşke yarına kadar erimese de iyileştiğimde yanına gidip bir oynasam.” diye geçirirken kardan adamın yanında yüzü gözü sarılı bir çocuk belirdi. Sessizce kardan adama yaklaşıyordu. Önce hissettirmeden etrafa bakındı. Ne yapacağını merakla bekliyordum. Ardından ellerini kardan adamın omzuna koyup hızlıca uzandı ve kardan adamın havuçtan burnunu ısırdı. Çok öfkelenmiştim. Çocuk, onca emek verdiğimiz kardan adamın burnunu yemekle kalmamış, bir de tekmeleyerek onu yok etmişti.

Çok üzgündüm. Koşup yakalamak istedim ama yapamadım. Bu üzüntüyle Mehmet’i telefonla arayıp haber verdim. Mehmet ise “üzülmemem gerektiğini, sonra yeniden yapabileceğimizi” söyledi. Bense umutsuzluk içinde karların eridiğini söyledim.

O gün boyunca kardan adamımızın erimeye yüz tutan kalıntılarını izleyerek kahroldum.

Akşamüstüydü. Çok keyifsizdim. Yatağıma uzandığım sırada evimizin kapısı çalındı. Ben hasta olduğum için kapıyı annem ve kardeşim Kerem açtı. Kısa bir konuşmadan sonra annem beni çağırdı. İsteksiz bir şekilde kapıya yöneldim ve kapıya geldiğimde en sevdiğim arkadaşlarımla karşılaştım. Samet, her zamanki muzip gülümsemesiyle bana bakıyordu. Elleri arkasında idi. Sanki bir şeyler gizliyordu. Arkadaşlar hep birlikte “Sürpriz!..” diye bağrıştılar.

İnanamıyordum, Samet’in elinde yıkılan kardan adamımızın küçültülmüş hâli duruyordu. Tıpkı onun gibi biri yeşil, biri siyah şehla gözleri vardı ve en az onun kadar sevimli ve komikti.

Arkadaşlarımın bu güzel sürprizi beni çok mutlu etmişti. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ettim ve sarıldım. Onlarla vedalaştıktan sonra Samet arkasını dönüp gülerek;

– Buzdolabına koymayı sakın unutma, arada bir buzluğu açar hasret giderirsin, dedi. Bu sözün üzerine oradaki herkes kahkahaya boğuldu.

Şimdi bütün hüznüm uçup gitmiş, huzursuzluk yerini mutluluğa bırakmıştı.

Sizi çok seviyorum arkadaşlar, iyi ki varsınız!

Sayfayı Paylaş