SEVENLERİN BERABERLİĞİ

Somuncu Baba

İnsanların¸ geçmiş devirlerde yaşamış insanların hayatlarından hareket ederek gelecekle olan bağını kurmak için büyük emekler sarfettiğini hepimiz biliriz.

İnsanların¸ geçmiş devirlerde yaşamış insanların hayatlarından hareket ederek gelecekle olan bağını kurmak için büyük emekler sarfettiğini hepimiz biliriz. İnsanlar kendi topraklarında yaşanmış hadiselerin ve büyük şahsiyetlerin hatıralarını anmak ve anlatmaktan büyük haz duyarlar. Bu¸ gayri ihtiyarı bir geçmişi anıştır.
Değişim ve gelişim için en gerekli olan şey; mazi ile halin mantıklı bir şekilde mukayesesidir. Yani geçmişi olmayanın geleceği olmaz. Köklerimiz geçmişimizden beslenir¸ dallarımız geleceğe uzanır. Medeniyetler kuran ve medeni bir şekilde yaşayan insanlar¸ mazilerini daima hayırla anmış ve geçmişten feyz alarak geleceğe doğru yürümüşlerdir.
Manevi mazimizin en mühim simalarının eserlerini ziyaret etmek onlarla tanışmak konuşmak gibidir. Gönülden gönüle birşeyler fısıldarlar. Onlardan istifade edebildiğimiz müddetçe hayatımızın akışı ayrı zevk ve saadet kazanır. Maziye derin bir bağlılık ve saygı duymak¸ insanlardaki asil bir davranıştır.
Dergimizin bu ayki kapağında Hz. Mevlâna ve Hüsameddin Çelebi’nin minyatürü yer almaktadır. Hz. Mevlâna bütün dünya tarafından saygıyla anılan bir İslâm büyüğü¸ bir mutasavvıftır. Onun hakkında söylenen birkaç sözü hatırlamakta yarar vardır:
“O mânâ cihanının eşsiz zâtının değerini ispatlamak için Mesnevî kâfidir. O büyük varlığın vasfı ve üstünlüğü hakkında ben ne söyleyeyim? O peygamber değildir¸ fakat kitabı vardır.” (Abdurrahman Câmî)
“Ben rüyamda Resulü Ekrem'i gördüm. Elinde Mesnevî tutarak buyuruyordu ki: 'Birçok manevî kitaplar tasnif edildi. Fakat bunların içinde Mesnevî gibi hiç bir kitap yazılmadı.” (İbn Kemal)
“Mevlâna¸ bütün asırların yetiştirdiği mutasavvıf şairlerin en büyüğüdür.” (Prof. Dr. R. A. Nichotson)
“İnsanoğlunun yetiştirdiği en üstün mutasavvıf şairinin Mevlâna olduğu münâkaşa edilmez bir hakikattir.” (A. J. Arberry)
“Mesnevî derin sırlarla doludur. Tasavvufî hakikatleri onun kadar güzel anlatan kitap nâdirdir. Mevlâna hoş ifadeleri ile anlatılması güç olan tasavvufî konuları okuyucunun gönlüne duyurmaktadır.” (F. Hadlan Davis)
“Mevlâna sadece büyük bir şâir¸ eşsiz bir mutasavvıf değildir¸ aynı zamanda insan tabiatının derinlerine inmiş¸ insanın iç yüzünü keşfetmiştir.” (Erich Fromm)
Hz. Mevlâna hakkında dergimizin bu sayısında çok önemli ve bilgilendirici yazılar vardır. Bu sütunda ben de kısaca Hüsameddin Çelebi’den bahsedeceğim.
Hüsameddin Çelebi (1225-1284) 15 yıl kadar Mevlâna’nın yanında bulunan sırdaşı¸ bütün vazifelerini eksiksiz yerine getiren bir gönülden bağlısıdır. Hüsameddin Çelebi bir gün Hz. Mevlâna’nın kendinden sonraya bir eser bırakması hususunu dile getirir. Bunun üzerine Mevlâna sarığından çıkardığı¸ “Dinle neyden…” diye başlayan eşsiz eserin ilk 18 beytini uzatır. Çelebi¸ 26.000 beyitlik Mesnevî’nin¸ kâtipliğini yapar. Mevlâna’nın söylediklerini bıkıp usanmadan yazar¸ kayıt altına alır. Eşsiz eser böylece meydana çıkar. Mevlâna da onu çok sever¸ ona karşı ayrı bir muhabbet besler. Hüsameddin Çelebi ile ilgili iki hatıra:
Mevlâna Hazretleri¸ Hüsameddin Çelebi'nin hastalığını sormaya geldi. Arkadaşlar ve dostlar sokağın ön ve arkasını tutmuştu. Dar bir yerden de bir köpek geliyordu. Arkadaşlardan biri o köpeğe vurup uzaklaştırdı. Mevlâna Hazretleri o adama bağırıp: “Ey habersiz! Çelebi'nin mahallesinin köpeğine mi vuruyorsun?” dedi.
Bu hadise hem Mevlâna'nın hayvanlara olan şefkatini göstermekte¸ hem de dostlarına olan sevgi ve bağlılığına işaret etmektedir.
Mevlâna Hazretleri çoğu günler Çelebi'nin evine gider gelirdi. Nasılsa kışın¸ bir gece vakitsiz¸ Çelebi'nin evine gitti. Ev sahibi kapıyı kapamış ve evdekilerin hepsi de uykuya dalmıştı. Dışarıda lapa lapa kar yağıyordu. Mevlâna geri dönmedi ve arkadaşlar zahmete girmesinler diye de kapıyı çalmadı. Sabaha kadar¸ başına kar yağdığı hâlde ayakta durdu. Sabah olup kapıcı kapıyı açınca¸ Mevlâna’yı¸ mübarek başına kar yığılmış olduğu hâlde ayakta durur gördü. İçeri koştu. Nihayet Çelebi dışarı çıkıp Mevlâna’nın ayağına kapandı. Çelebi özür diliyor ve ağlıyordu. Mevlâna sevgiler gösterdi ve Çelebi'nin alnını öptü.

Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi de torunlarından birinin adını Celaleddin¸ birinin adını da Hüsameddin koymuştur. Sevdiği iki ismi anmış¸ hatıralarını yaşatmıştır. Peygamberimizin şu mübarek kelâmı da bize sevenlerin ahvalini hatırlatıyor: “Kişi sevdiği ile beraberdir.”

Sayfayı Paylaş