“Osmanlı’nın Nuru”: Nuruosmaniye

231 Dergi-bekir aydoğan

Sultan I. Mahmud’un vefatı üzerine, 14 Aralık 1754 Cuma günü elli sekiz yaşında tahta çıkan Sultan III. Osman, cülûsun ardından kestirilen “Sikke-i Cedîd”de olduğu gibi altınlarda da darp yeri olarak “İslâmbol” adının kullanımını sürdürmüştür. Yine cülûs dolayısıyla Müteferrika İbrahim Matbaası’nın işletilmesiyle ilgili fermanını yenileyerek ileri ufukları hedefleyen bir şahsiyettir.

Halka yönelik olarak çıkan kanun düzenlemeleri bu devirde de olmuştur. III. Osman zamanında üzerinde en çok durulan yasak kanunu Rumeli ve Anadolu’dan İstanbul’a yönelen göçle alâkalıdır. İstanbul’da işi olanların ancak bir iki kişiyi geçmemek şartıyla geçişlerine izin verilmiştir. Kadınların giyimi ve sokağa çıkışlarıyla ilgili olarak düzenlemeler de yapılmıştır. Özellikle genç kadınların “moda/ tavr-ı cedîd” kıyafetlerle dolaşmamaları, renkli ve yakaları uzun olmayan, bol/geniş feraceyle ve sadece işlerini görmek amacıyla çarşı-pazara çıkmaları istenmiştir. Peygamber sevgisi hususunda çok titiz olan Sultan III. Osman, tahta geçtiği zaman ziyaret ettiği ve kılıç kuşandığı Eyüp Sultan Türbesi’ne, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in “Kadem-i Şerîf”inin resmini yaptırıp bir tuğra ilâvesiyle hediye etmiştir.

III. Osman kısa saltanat süresine rağmen hayır eserleri meydana getiren ve buna bağlı vakfiyeler tesis eden bir hayırseverdir. Sultan I. Mahmud tarafından temeli atılan Nuruosmaniye Camii ve Külliyesi’nin eksikleri III. Osman tarafından tamamlanmış ve 5 Aralık 1755 Cuma günü çok büyük bir törenle ve ziyafetle açılışı yapılmıştır. Bir süre Osmaniye adıyla da tanınan Nuruosmaniye Külliyesi üç mektepli medrese, imaret, kütüphane, türbe, muvakkit odası, meşkhâne, sebil, çeşme, han ve dükkânlardan oluşmaktadır.

Yapının kitabesi 1755 tarihini taşımaktadır. “Osmanlı’nın Nuru” manasında, caminin ismine “Nur-ı Osmani” denilmekle beraber, padişahın ismini hatırlatır şeklide Osmaniye Camii diye de bilinir. Caminin mimarı Mustafa Ağa, yardımcısı ise Simon Kalfadır. İstanbul’un ikinci tepesi Nuruosmaniye Camii’nin bulunduğu tepedir. Bu camiye klasik mimariden barok mimariye geçiş eseri diyebiliriz. Bununla beraber cami birçok konuda ilk hatta tek olma özelliğini barındırır. Cami, barok üslupta yapılmış olup, klasik üsluptan tamamen ayrı bir karakter taşımaktadır. Bilhassa yarım daire şeklindeki avlusu, bunu iyice belirlemektedir. Cami, bu özelliğiyle Osmanlı mimarisinin yeni üslubunun, ilk büyük ve mühim eseridir. Caminin mihrabı diğer mihraplardan da farklıdır. Mihrap da üç boyutlu süsleme kullanılmıştır. Ayrıca mihrabın üst kısmında Mescid-i Aksa’yı andıran motiflerin bulunması calib-i dikkattir.

Caminin inşaatını ilk başlatan I. Mahmud aslında kendisi için bir türbe yaptırır. Ama ömrü vefa etmez. Yerine geçen III. Osman camiyi ve türbeyi tamamlar ama I. Mahmud’un na’şını da bu türbeye değil Eminönü’ndeki Hatice Turhan Sultan Türbesi’ne defnedilmesine izin verir. III. Osman midesindeki rahatsızlık yüzünden birkaç cuma selâmlığına güçlükle katılır ve 30 Ekim 1757 tarihinde vefat eder. Cenazesi Yûsufî/Selîmî kavuk, bir siyah sorguç ve birkaç parça Kâbe örtüsüyle beraber taşınır. Kaderin cilvesi bu ya, bu türbeye defnedilmek III. Osman’a da nasip olmaz. Zira bu defa onun yerine geçen Sultan III. Mustafa, III. Osman’ın Nuruosmaniye’deki türbeye değil, onun da yine Hatice Turhan Sultan Türbesi’ne defnedilmesini emreder.

Sayfayı Paylaş