MEVLÂNA VE SEVGİ

Somuncu Baba

Hazret-i Mevlâna'nın feraset ve düşünce dünyası¸ Şems-i Tebrizî ile yepyeni bir görünüm almıştı. Bu dünyanın güneşi Şems'di. Engin rahmetin¸ sonsuz sevginin şuaları¸ hep Şems'in billûrlaşan ruhundan¸ pak gönlünden aksetti¸ Mevlâna'ya. Bunun için o yanıp tutuşmaktaydı. Fakat ne var ki¸ Şems¸ hayat bahseden ışınlarını yaydıktan bir müddet sonra¸ gurup etmiş; gözden nihan olmuştu.

Sevgisini ve coşkusunu eserlerinde dile getiren Hz. Mevlâna¸  tüm insanlığı kapsayan¸ bunun yanında gerçek tasavvufu dile getiren derûni heyecanı ile gönüllerde yer etmiş bir mutasavvıftır.


O büyük İslâm düşünürünün felsefesi¸ gittikçe bütün insanlığı sarmakta ve her geçen gün yeni boyutlar kazanmaktadır.  Onun insan sevgisinde¸ Allah anlayışında yolunu yitirmişler tekrar kendini bulmaktadır.


Zahir ve batın öğrenimden sonra¸ hâlâ ruhunun susuzluğunu gideremeyip¸ onu teskin edememenin acısını hisseden Hz. Mevlâna bir arayış içerisindeydi. Tarih¸ 23 Ekim 1244… Vezir Nasru'd-Din hankâhında büyük bir merasim vardı. Bütün ulema ve meşayih orada hazır idiler. Her biri¸ muhtelif ilim konularında sözler söylüyor ve tatlı sohbetlerde bulunuyorlardı. Bir köşede murakabeye dalmış olan biri¸ birden bire kalktı ve onlara : "Ne zamana kadar şundan bundan rivayet edip öğünecek ve atsız eğere binip¸ erlerin meydanında koşacaksınız? Ne zamana kadar¸ başkalarının âsası ile ayakta yürüyeceksiniz?"  dedi¸ sonra da "Hadisten¸ tefsirden¸ hikmetten vs. den naklen söylediğiniz sözler¸ o zamanda yaşayan ve her biri kendi akranı arasında erlik makamında oturan erlerin sözleridir. Onlar¸ kendilerine gelen haberlerden anlatırlardı. Mademki¸ bu asrın erleri sizsiniz; o halde sizin sırlarınız ve sözleriniz nerede?" dedi.


Konuşan¸ Şems-i Tebrizî hazretleriydi. Bu güzel sözler¸ orada bulunan Mevlâna'nın gönlündeki aşk ateşini birden alevlendirmişti. O tarih¸ hayatının dönüm noktası olmuştu. Saray içinde¸ sultan odasına girme mutluluğuna ermişti. Bundan sonra¸ her şey değişmiş¸ her şey yeni anlamlara bürünmüştü. İçindeki ilâhi aşk¸ gözündeki perdeleri kaldırmış; ona gerçeği görme¸ gerçeği yaşama imkânını bahşetmişti.  


Hazret-i Mevlâna'nın feraset ve düşünce dünyası¸ Şems-i Tebrizî ile yepyeni bir görünüm almıştı. Bu dünyanın güneşi Şems'di. Engin rahmetin¸ sonsuz sevginin şuaları¸ hep Şems'in billûrlaşan ruhundan¸ pak gönlünden aksetti¸ Mevlâna'ya. Bunun için o yanıp tutuşmaktaydı. Fakat ne var ki¸ Şems¸ hayat bahseden ışınlarını yaydıktan bir müddet sonra¸ gurup etmiş; gözden nihan olmuştu.


Bu durum karşısında Mevlâna¸ derin bir hüzüne daldı. Bu ruh haleti içinde¸ Divan-ı Kebir'i kaleme aldı: Gönül âlemini ve bu ulvî âlemin sevgi sultanlarını şöyle tasvir ediyordu:


"Önü ve sonu olan bu âlem içinde¸ Allah'ın halifesi makamında olan insan¸ önce kendini tanımalıdır. Yaratılışının sırrına ermelidir. Nefsimizin¸ ruhumuza vurduğu ihtiras ve gaflet kilitlerini “zikir” ve “aşkullah” çekiçleriyle kırmalıdır. Böylece ruhun¸ bedendeki hâkimiyetini sağlamalı; onu hürriyetine kavuşturmalıdır. Gönülleri inşa görevini¸ Peygamberimizin sünneti şeriflerine tam bağlı; nefsin her çeşit tuzağına “zikrullah” ile karşı koyan; ağlayan¸ insanların Mutlak Hakikat'ı görmeleri ve ona ermeleri için inleyen; Allah Teâlâ'dan gayrisini bir gölge varlık kabul ederek¸ ilâhî aşk'la yanan yüce er kişiler yapacaktır. Bunlar “insan-ı kâmil”lerdir; mutasavvıflardır."


Hz. Mevlâna¸ asırlarca tasavvuf kültürümüze hizmet vermiştir. Onun¸ dine¸ ilme¸ sosyolojiye¸ psikolojiye¸ tıbba ait söylediği güzel sözler birbirinden güzel ve tesirlidir.


Saygıyla anıyoruz…


 


MAWLANA AND LOVE


Hadrat Mawlana¸ who utters his love and excitement in his works¸ is a Sufi who has stuck in people's hearts with his spiritual excitement which covers all human being and emphasizes the real Sufism.


Hadrat Mawlana's insight and reasoning has completely changed with Shems Tebrizi. Shems was the sun of this world.  And the gleams of boundless compassion and eternal love reflected from Shems' spirit¸ which is bright and pure¸ to Mawlana. That's why he burnt with love for him. However¸ Shems left after giving his bestowing gleams. Therefore¸ Mawlana became extremely gloomy and under this spiritual condition he wrote Divan-i Kebir.


Hadrat Mawlana has contributed much to our sufistic culture. His sayings on religion¸ knowledge¸ sociology¸ psychology and medicine are quite effective and influential.


We remember him with respect…

Sayfayı Paylaş