MEVLÂNA VE GÖNÜL

Somuncu Baba

Tasavvufta¸ ‘gönül' aşkın tecelli ettiği yer olduğu için her şeyden önemlidir. İlahî sırlara açılan kapıdır.

O kapının kapalı olması demek gerçeklerden uzak olmak demektir. Daha açık bir ifade ile körlük demektir. İlahî ışıktan huzmeler alabilenler zamanla kapıyı aralar ve hakiki güzelliği müşahede ederler. Gönlün gıdası aşktır. Tasavvuf¸ ilahî aşkı gönüllere nakışladıkça insanların iç âlemleri zenginleşmektedir.

Hak âşıklarının gönül pınarları önce bir mürşid-i kâmilin gönül ırmağına¸ sonra Rasûlullah (s.a.v)'in rahmet ummanına ve de Rabbimizin muhabbet deryasına kavuşur.

Asrımızın önemli sûfilerinden olan Osman Hulûsi Efendi¸ erdemli bir gönül insanı olarak göze çarpar. Hulûsi Efendi Hazretleri şöyle buyurur: “Sohbetlere devam etmek insanı kâmil hâle getirir. Sohbette iki gönül Allah (c.c.) için bir araya gelirse¸ Cenab-ı Allah (c.c.)'ın füyuzatı¸ oraya ve gönüllere tecelli eder.”

Büyük insanları anlamak için yürek lazım¸ iman lazım¸ sevgi lazımdır. Gönül ehli olmak lazımdır. Mevlâna Hazretleri Mesnevî'nin önsözünde; «Temiz insanlardan¸ gerçeği sevenlerden başkalarının Mesnevî'ye dokunmalarına müsaade yoktur» diye buyurur.

Hak âşıkları kendi gönüllerinde ve baktıkları her yerde¸ her şeyde¸ Allah'ın kudretini¸ büyüklüğünü¸ yaratma gücünü görür¸ hisseder; O'na hayran olur. Birliğin müşahedesi onu aşk divanesi eder. Hakikatin sırlarına vâkıf olan can¸ dışarıdan bakılınca¸ divane gibi görülür; ama o aslen Hakk'ın güzelliğinin hayranıdır. Bundan da kurtuluş mümkün değildir. Onun içindir ki âşıklar¸ bu hâllerinden dolayı daima hamd ederler. Allah'ın vermiş olduğu nimet ve ihsanlarına karşı senâ ederler.

Tasavvuf ehli¸ insan-ı kâmilin gönlünü Allah'ın yeryüzündeki hazinesi¸ ilahî sırların mahzeni; hatta mülk âleminin mutasarrıfı olarak görür. Vuslata ermenin yolu bu gönüllere girmektir. Böyle bir gönüle giren kimse Kâbe'ye girenden üstündür. Bu yüzden Allah dostlarına ve erbab-ı dil olanlara «Bizi gönülden çıkarmayınız» denir. Nitekim Hulusi Efendi Hazretleri der ki:

Halvet-geh-i dil-dâr olur âşıkların gönülleri

Gencîne-i esrâr olur âşıkların gönülleri

İki cihânın mebde-i bir kalb içinde gizlidir

Âyîne-i dîdâr olur âşıkların gönülleri

Ol kenz-i mahfîye gönül mahzendürür mahremdürür

Bir cilvekâr-ı yâr olur âşıkların gönülleri

Hulûsî istersen rızâ gönüllere sen hizmet et

Kıblegâh-ı esrâr olur âşıkların gönülleri

Gönül eğitimi için bir gönle girmek ve bir gönül eri bulmak önemli bir şarttır. O bakımdan mürşid-i kâmil virane gönülleri ihya eden irfan tahtına çeviren kişidir. Mürşid-i kâmil gönülleri kirlerden paslardan arındıran¸ kalpleri cilalayan ustaların ustasıdır.

Mevlâna gönüllerin temiz olmasıyla ilahî sırlara yaklaşılabileceğini¸ aşk ateşinde yananların hakikat gevherini bulacağını şöyle anlatır: «Ey kalbine güvenip ‘kalbim temizdir' diyen kişi! Senin kalbinin gerçekten temizlenmesi için bir velinin kalp havuzundan yahut hakikat denizinden yardım istemen gerekir. Zira o ilahî yardım olmaz ise nasıl para harcandıkça azalırsa¸ senin sınırlı temizliğin de azalır ve kirlenir.» «O kâfirlik ve dindarlık yanından geç de gel¸ gir gönül fırınına; seyret de gör; âşıkların canları nasıl alan kesilmiş¸ aşk da kuyumcu dükkânı»

Mevlâna insanın her şeyi kendi içinde aramasını öğütler. Nitekim der ki:

«Sen hâlâ onu dışarıda arıyorsun. Süt sağılan yer sensin de sen başkalarından süt sağmasını bekliyorsun. Sende kıyısı¸ bucağı olmayan bir süt kaynağı var. Sen neden tulumda süt arıyorsun? Ey kuyudan su çeken¸ senin denize ulaşan bir deliğin var¸ kuyudan su çekmeye utanmıyor musun?

«Önünde de sana yardım edecek su var¸ ardında da. Fakat kaynaklara ulaşman için önünde de bir sed var¸ ardında da. Ata binmişsin¸ fakat at arıyorsun?»

«Başının üstünde bir sepet dolusu ekmek var¸ sen hâlâ şuraya¸ buraya koşup duruyor ekmek atıyorsun. Şaşkın mısın ne? Kendi başına uzan. Neden her kapıyı dövüp duruyorsun. Yürü gönül kapısını döv. Dizine kadar dereye girmişsin de kendinden gafilsin. Şundan bundan su isteyip duruyorsun».

Altının kıymetinin sarrafın bildiği gibi gönül ehlinin değerini de gönlü olgunlaşmış olanlar bilebilir. Gönül ehlini hor görmek ve gönül yıkmak en büyük günah; yapmak ise en büyük sevaptır. Hazreti Mevlâna'nın öğüdüyle sözümüzü bağlayalım: «Senin bir saman çöpü kadar değer vermediğin yıkık gönül¸ arştan da üstündür¸ kürsüden de¸ levhden de¸ kalemden de. Hor bile olsa gönlü hor tutma¸ o horluğu ile gene de pek üstündür. Yıkık gönül Allah'ın baktığı varlıktır.”









Summary

Mawlana and the Heart





In Sufism since ‘the heart' is the place the love is revealed¸ it is much more important than everything. Its door's being closed means being away from the truth. In other wordş it means blindness. The ones who can take the light from the divine light gradually inch open door and witness the beauty in it. The nutrition of the heart is the love. As the sufism manipulates the divine love to the heartş people's inner world enriches.

Mawlana advises people to search everthing in themselves. Moreover he says;

There is water both before and behind of you that can help. Yet¸ to be able to reach to the source there is a dam both before and behind of you. You have been on a horse but you're still searching for the one.

You have a basket of bread on your head¸ yet you're still searching for the bread around you. Are you confused? Look at your own head. Why are you knocking every door? Knock the door of heart instead! You dip in water till your knee yet you're unaware. Still You search for water from everyone!

Only the ones who bring maturity to their hearts can understand the value of the heart and the people of the heart. We would like to conclude our words with the advice of Mawlana: The heart you don't even value as much as a tiny straw is more preeminent than everything in the heaven. Don't look down on it even if it's despicable¸ it is still superior. It is the place Allah looks at!

Sayfayı Paylaş