MANEVÎ FATİH

Somuncu Baba

29 Mayıs Salı… O gün gelmiştir sonunda. Akşeyh gözyaşlarıyla ıslanmış secde yerindeki toprak çamur olunca¸ ellerini yüzüne sürer ve secdeden başını kaldırır; ” Ya Rabbi¸ bize Fethi nasip ettiğin için¸ sana hamd-ü senalar olsun.” der. O andan itibaren Türk Bayrağı¸ Topkapı'nın burçlarında dalgalanmaya başlar¸ İstanbul fethedilmiştir aktık…


“Konstantiniyye elbet feth olunacaktır. Onu feth eden kumandan ne güzel kumandan¸ feth eden asker¸ ne güzel askerdir!'' Nebevî müjdesi için yüzyıllardır seferlere çıkan gönül erleri kutlu bir sevdanın peşinde can verdiler.


Somuncu Baba'nın yetiştirmiş olduğu önderlerden olan Hacı Bayram-ı Veli¸ Sultan Murat'ın gönülden arzu ederek¸ “Himmet etseniz de şu İstanbul işini bitiriversek.'' kelâmına karşılık olarak¸ bu kutlu muştuyu tebessümle verir: “Sultanım¸ o iş şu beşikteki çocuk ile eşikteki Köse'ye nasip olacaktır.” Sonrasında ise Sultan Mehmet Han'ın nasıl bir eğitime tabii tutulduğu herkesçe malum…


Mânâ ile madde arasındaki dengenin sırrına vakıf olan Sultan Mehmet Han¸ gece gündüz demeden çalışıplanlar gerçekleştirir¸ ulvî bir aşkla fetih için hazırlıklar yapar. Asya ve Avrupa'yı birbirine bağlayan bu tarih ve kültür köprüsünü yeniden Muhammedî bir renkle inşa için önce fethetmek gerektir. “İstanbul'un fethine katılın'' diye heryere ulaklar yollar. Bu zorlu yolda Mehmet Han'ın en büyük dayanağı¸ hocası Akşemseddin her fırsatta açıkça dillendirir: “Hz. Muhammed (s.a.v)'in müjdeli haberi var. İstanbul'un fethi müyesser olacaktır.”


İstanbul'un kuşatması devam ederken¸ Sultan Mehmet secdeye kapanır¸ yalvarır. “Allah'ım ya ruhumu kabzeyle¸ ya da fethi müyesser kıl'' yakarışları karşılıksız kalmaz… Fethin 50. günü… Fatih Bursalı Ahmet Paşa'yı çağırır; “Git Hocam Akşemseddin Hazretlerine söyle¸ fetih müyesser olacaktı¸ bir türlü olmuyor¸ ne zaman olacak¸ öğren de gel.” diye gönderir. Akşemseddin¸ Fatih'e şu mısra ile cevap verir:


“Yarın şu kapıdan Hisar'a yürüyüş ola. / İzn-i Hüda ile dahi¸ Feth nasip ve müyesser ola. / Ezan Sedası ile Sur'un içi dola… / Gün doğmadan¸ Gaziler sabah namazın Hisar içinde kıla…”


29 Mayıs Salı… O gün gelmiştir sonunda. Akşeyh gözyaşlarıyla ıslanmış secde yerindeki toprak çamur olunca¸ ellerini yüzüne sürer ve secdeden başını kaldırır; ” Ya Rabbi¸ bize Fethi nasip ettiğin için¸ sana hamd-ü senalar olsun.” der. O andan itibaren Türk Bayrağı¸ Topkapı'nın burçlarında dalgalanmaya başlar¸ İstanbul fethedilmiştir artık…


Fatih¸ Hocası Akşemseddin ve Molla Güranî ile İstanbul kapısından içeri girerken¸ Bizans'ın ileri gelen Patrikleri “Şehrin altın anahtarını” vermek için heyecanla beklemekte bir yandan da aralarında konuşmaktadırlar:


“Fatih şu 22 yaşındaki delikanlı mı¸ yoksa şu aksakallı ihtiyar mı? Olsa olsa şu aksakallı ihtiyardıçünkü delikanlıların kârı olamaz.” Daha sonra anahtar Akşemseddin'e uzatılır. Akşemseddin: “Fatih ben değilim¸ anahtarı ona verin” diyerek Fatih Sultan Mehmet'i işaret eder. Ancak Sultan Mehmet kabul etmez: “Asıl Fatih ben değil¸ manevî Fatih¸ Hocam Akşemseddin'dir¸ anahtarı ona verin” der. Ve anahtar Akşemseddin'e teslim edilir.


Bizans kadınları ve çocukları yol boyunca Fatih ve askerine çiçek atarlar¸ şarkılar¸ şiirler¸ okurlar… İstanbul'un fethi aynı zamanda gönülleri fethetme zaferidir. Bu fethin elbette her başarılı devlet adamının arkasında bir manevî fatihin var olduğunu bizlere göstermektedir.


 


Moral Conqueror


 


Surely¸ Constantinople (Istanbul) will be conquered (by my community); how blessed the commander who will conquer it¸ and how blessed his army. Having campaigned for the sake of this good news so many chivalrous people lost their life in this way. Hacı


Bairam¸ the scholar (pupil) of Somuncu Baba¸ worked a miracle saying to Sultan Murad II “The conquest will be granted to your son¸ Mehmet II¸ and to my scholar (pupil) Akşemseddin.” Thuş Mehmet II was brought up and educated in that way.


Having been aware of the mystery between the material and the moral Mehmet II¸ worked day and night¸ made plans and got prepared for the conquest. In every stage of this preparation Akşemseddin supported him morally.


In the end¸ the conquest took place and waiting for giving the golden key of the city to Mehmet the Conqueror¸ the Byzantine Patricks talked among themselves whether the young man or the old man (Akşemseddin) was Mehmet the Conqueror and gave the key to Akşemseddin assuming that he is Mehmet II. Akşemseddin said he wasn't the Conqueror and directed them to Mehmet II¸ yet Mehmet the Conqueror said ” I am not the conqueror but my trainer Akşemseddin is the moral conqueror¸ so give the key to him.”


To conquest İstanbul also means to conquest the hearts. This conquest proves that behind every successful conquest there stands a moral conqueror.

Sayfayı Paylaş