Kadem-i Şerif’i Başına Taç Eden Sultan: I. Ahmed Han

somuncubaba-220-01basyazi

Osmanlı şehzadeleri belli eğitimleri aldıktan sonra, devlet yönetiminde kabileyet kazanmak için İstanbul dışındaki sancaklarda yöneticilik yaparak tecrübelerini artırmakta idiler. Bu da bizatihi eğitimdir. Buna “sancağa çıkma” adı verilmektedir. Şehzade Ahmed, diğerleri gibi sancağa çıkmadan saltanata geçen ilk şehzade unvanını taşımaktadır. O dönemde Anadolu’da Celâlî İsyanları devam etmektedir. Celâlî İsyanları evvela, Osmanlıdaki devlet yönetiminden memnun olmayan zümrelerin ve Şiî eğilimli grupların devlete başkaldırmaları şeklinde ortaya çıkar. XVI. yüzyılın sonlarından itibaren büyük bir mesele haline gelerek değişik bir mahiyet kazanır. Dış güçlerin tahrikleriyle büyüyen Celâlî İsyanları daha sonra giderek geniş-ler, mezhep mücadeleleri geri planda kalarak XVII. yüzyılın ilk yarısından itibaren tamamen idareye karşı bir hareket mahiyetini kazanır. Celâlîlik hareketleri insafsızca yağma ve katliamlar yapmakta, disiplinden mahrum gruplar; yolları üzerindeki köyleri, kasaba ve şehirleri yağmalamakta, direnç gösteren yerler olursa ateşe vermektedir. Uzun bir süre devam eden Celâlî İsyanları, Kuyucu Murat Paşa’nın gayretleri sonucu 1600’lü yıllarda ancak bertaraf edilecektir.
Din, edebiyat ve diğer tahsil alanlarında iyi bir eğitim almış olan Sultan I. Ahmed, sanata ve edebiyata gayet meraklıdır. Şiirle olduğu kadar hat sanatıyla da ilgilenmiştir. Zevk ve sefaya kapılmamış, dindar ve hayır sahibi yönüyle halkın gönlünde taht kurmuştur. Tarihçiler onu dedelerinden Yavuz Sultan Selim’e benzetirler. Güçlü, kuvvetli bir yapıya sahiptir. Bir defasında Edirne’de altı dilimli topuz olan bir şeşperi otuz metre yüksekliğindeki bir burçtan epey ileriyle fırlatmış ve şeşperin düştüğü yere de bu hadiseyi ha-tırlatan bir sütun dikilmiştir. Mekke şehrine ayrı bir hürmeti vardır. Kâbe duvarlarının tamir ve bakımı için İstanbul’dan ustalar göndermiş, Kâbe-i Muazzama’nın kapısı üzerindeki kitâbe ile Altınoluk’u yeniletmiştir. Bundan başka İstanbul’da beyaz mermerden yaptırdığı bir minberi Medine’ye Mescid-i Nebî’ye göndermiş-tir. Ahmed Han’ın Peygamber Efendimiz’e bağlılığı ise her türlü tasavvurun üzerindedir. Peygamberimiz’in Kadem-i Şerif’ine yani ayak izine hürmeten Kadem-i Şerif şeklinde bir sorguç yaptırıp hilafet sarığına tak-mıştır. Ayrıca bir tahta üzerine de Kadem-i Şerif resmini çizdirtip tahtının cephesine astırmıştır.
Bostanzade Yahya Efendi, Tarih-i Saf Tuhfetu’l-Ahbab adlı eserinde I. Ahmed Han’ı şöyle anlatmaktadır: “O, felek rütbeli, melek yüzlü, derviş tabiatlı olup Süleyman ululuğundadır. Mutluluk ve devlet sahibi olan padişahımız, adalet ve şeriat yolundadır. Ataları gibi iyiliği ve hayır işlemeyi sever. Bilginlerin el üstünde tutulup gözetilmelerini ister. Temiz ve aydınlık yüzü değirmi, teni beyaz, boyu sultanlık bahçelerinin servisi gibi olup sözleri ölçülü ve nüktelidir. Bayramlaşma törenlerinde elini öpen mollalara, şairlere ve vezirlere saygı olsun diye tahtında kalkıp oturur. Bu, sultanlara yaraşan güzel bir davranıştır. Yürüyüşü bile bir padişaha uyacak biçimdedir. Alçak gönüllülüğü sonsuzdur. Ne var ki, Allah vergisi heybeti ve büyüklüğü karşısında, her canlı titrer.”

The Sultan who made the Qadam Sharif a Crown on His Head: Ahmad I

Sultan Ahmad I was a well- educated person in religion, literature and other areas. He was also keen on art and literature.
Makkah was a noble place for him. He had the walls of Kabah, the inscription on the door and the golden groove repaired and renewed. Also, he had a mimbar from white marble done and sent it to Masjid al-Nabavi. His loyalty to the Prophet Muhammad (pbuh) was above all. To show his respect to Qadam-i Sharif, he had a crest done to put on his calpihate imamah. Moreover, he had the picture of Qadam Sharif drawn on a piece of wood and had it hung to the frontage of his throne.

Sayfayı Paylaş