EVİMİZİN BEREKETİ

Somuncu Baba

“Yetimlerin İncisi” olan Sevgili Peygamberimizin hayatını anlatırken¸ velînimetimiz canımız babamız; Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'nin gözleri çakmak çakmak dolardı.

“Yetimlerin İncisi” olan Sevgili Peygamberimizin hayatını anlatırken¸ velînimetimiz canımız babamız; Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'nin gözleri çakmak çakmak dolardı. Yetimlere karşı ayrı bir şefkat duygusuna sahipti. Kendisi de zaten yetimler babası¸ yetimler amcası¸ yetimler dedesiydi. Genç yaşta vefat eden ağabeyi Ahmet Nuri Efendi'nin çocuklarının ihtiyacını gördükten¸ onların evinin eksiklerini tamamladıktan sonra kendi evimizin ihtiyaçlarını giderirdi.
Bir bayram sabahında¸ ağabeyi Ahmet Nuri Efendi'nin çocuklarını¸ yeğeni İbrahim Efendi'nin yetimlerini¸ bizleri ve torunlarını yanına çağırdı. Şu nasihatlerde bulundu:
“Sevgili Yavrularım; sizler dünyanın en güzel varlıklarısınız. Evimizin bereketi¸ hanemize cennet kokusu yayan¸ Allah'ın bizlere birer hediyesisiniz. Sizleri tertemiz olarak büyütmek¸ dininizi ve dünyanızı öğretmek bizlere bir vazifedir. Allah'ın emrettiği şekilde sizleri yetiştirmek; dine¸ memlekete ve insanlığa faydalı birer fert olmanızı sağlamak en büyük arzumuzdur. Sizleri bu şefkat hânesinde ahlâklı bir şekilde yetiştirmeye gayret gösteriyoruz. Allahu Teâla bizi¸ insanlığa şefkat için yaratmıştır. Onun içindir ki¸ sizler gibi bütün insanlığın dertleriyle ilgilenip onların ızdıraplarını da dindirmek için gayret gösteriyoruz. İstikbalde iyi bir insan¸ iyi bir cemiyet adamı olmanız için elimizden gelini sizler için harcıyor ve faydalı birer şahsiyet olmanızı çok arzu ediyoruz. Bizden gördüğünüzü sizlerde ileride aynen mesul olduğunuz kişilere içinde yaşadığınız topluma gösterirsiniz.
Canım evlatlarım¸ sevgili yeğenlerim¸ gözümün nûru torunlarım. Sevgi ve şefkat her şeyin başıdır. İnsanları sevmeyen Peygamberimizi sevemez¸ Allah'ımızı sevemez. Kimsesizlere¸ yetimlere¸ ihtiyaçlı olanlara şefkat besleyenler¸ muhabbetle bakanlar bütün dünyaya¸ bütün insanlığa sevgi göstermiş olurlar. Bu bayram sabahında Sevgili Peygamberimizin hayatından sizlere bir kesit aktaracağım. Kulağınıza küpe olsun. Bu düstur üzere hareket edersiniz:
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bayram namazı için¸ saadetli hanelerinden çıktı¸ kapıda çocuklar oynuyorlardı. İçlerinden eski elbiseli bir çocuk oyuna katılmayarak karşılarında ağlıyordu. Resulü Zîşan efendimiz ona: “Sen niçin ağlıyorsun? Onlarla beraber neden oynamıyorsun?” dedi. O çocuk cevaben: “Benim babam Rasulullah'ın önünde bir savaşta şehid oldu. Annem evlendi¸ malımı yedi¸ onun kocası beni evimden çıkardı. Benim yiyecek ve içeceğim¸ giyecek elbisem¸ oturacak evim yoktur. Bugün ise babaları olan çocukları görünce¸ beni babamın yokluğunun acısı sardı¸ onun için ağlıyorum” dedi.
Şefkat ve merhamet peygamberi onun elinden tuttu ve şöyle buyurdu: “Ey Çocuk! Ben senin baban olsam¸ Ayşe annen olsa¸ Ali amcan¸ Hasan ve Hüseyin kardeşlerin¸ Fâtıma teyzen olsa razı olur musun?” Çocuk bu sözlerden Resulullah'ı tanıdı ve “Niçin razı olmayayım Ya Rasulallah” dedi. Peygamberimiz onu aldı¸ evine götürdü¸ güzel elbise giydirdi¸ doyurdu¸ süsledi¸ kokuladı. Çocuk gülerek sevinçle dışarı çıktı. “Resulullah babam¸ Ayşe annem¸ Hasan ve Hüseyin kardeşlerim¸ Ali amcam¸ Fâtıma da kız kardeşim oldu. Ben neden ferahlanmayayım.” dedi.
Sevgili Okuyucular; bayram günleri geldiğinde ben hep o ânı hatırlarım. Hepimiz bayram günlerinde herhangi bir müslümanın¸ herhangi bir fakirin ve yetimin gönlüne ufacık bir sevinç katabilirsek ne mutlu bizlere. Evimizin bereketi¸ gönlümüzün muhabbeti bu vesilelerle umarım daha da artar. “Yetimlerin İncisi” olan Sevgili Peygamberimizin hayatını anlatırken¸ velînimetimiz canımız babamız; Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'nin gözleri çakmak çakmak dolardı. Yetimlere karşı ayrı bir şefkat duygusuna sahipti. Kendisi de zaten yetimler babası¸ yetimler amcası¸ yetimler dedesiydi. Genç yaşta vefat eden ağabeyi Ahmet Nuri Efendi'nin çocuklarının ihtiyacını gördükten¸ onların evinin eksiklerini tamamladıktan sonra kendi evimizin ihtiyaçlarını giderirdi.
Bir bayram sabahında¸ ağabeyi Ahmet Nuri Efendi'nin çocuklarını¸ yeğeni İbrahim Efendi'nin yetimlerini¸ bizleri ve torunlarını yanına çağırdı. Şu nasihatlerde bulundu:
“Sevgili Yavrularım; sizler dünyanın en güzel varlıklarısınız. Evimizin bereketi¸ hanemize cennet kokusu yayan¸ Allah'ın bizlere birer hediyesisiniz. Sizleri tertemiz olarak büyütmek¸ dininizi ve dünyanızı öğretmek bizlere bir vazifedir. Allah'ın emrettiği şekilde sizleri yetiştirmek; dine¸ memlekete ve insanlığa faydalı birer fert olmanızı sağlamak en büyük arzumuzdur. Sizleri bu şefkat hânesinde ahlâklı bir şekilde yetiştirmeye gayret gösteriyoruz. Allahu Teâla bizi¸ insanlığa şefkat için yaratmıştır. Onun içindir ki¸ sizler gibi bütün insanlığın dertleriyle ilgilenip onların ızdıraplarını da dindirmek için gayret gösteriyoruz. İstikbalde iyi bir insan¸ iyi bir cemiyet adamı olmanız için elimizden gelini sizler için harcıyor ve faydalı birer şahsiyet olmanızı çok arzu ediyoruz. Bizden gördüğünüzü sizlerde ileride aynen mesul olduğunuz kişilere içinde yaşadığınız topluma gösterirsiniz.
Canım evlatlarım¸ sevgili yeğenlerim¸ gözümün nûru torunlarım. Sevgi ve şefkat her şeyin başıdır. İnsanları sevmeyen Peygamberimizi sevemez¸ Allah'ımızı sevemez. Kimsesizlere¸ yetimlere¸ ihtiyaçlı olanlara şefkat besleyenler¸ muhabbetle bakanlar bütün dünyaya¸ bütün insanlığa sevgi göstermiş olurlar. Bu bayram sabahında Sevgili Peygamberimizin hayatından sizlere bir kesit aktaracağım. Kulağınıza küpe olsun. Bu düstur üzere hareket edersiniz:
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bayram namazı için¸ saadetli hanelerinden çıktı¸ kapıda çocuklar oynuyorlardı. İçlerinden eski elbiseli bir çocuk oyuna katılmayarak karşılarında ağlıyordu. Resulü Zîşan efendimiz ona: “Sen niçin ağlıyorsun? Onlarla beraber neden oynamıyorsun?” dedi. O çocuk cevaben: “Benim babam Rasulullah'ın önünde bir savaşta şehid oldu. Annem evlendi¸ malımı yedi¸ onun kocası beni evimden çıkardı. Benim yiyecek ve içeceğim¸ giyecek elbisem¸ oturacak evim yoktur. Bugün ise babaları olan çocukları görünce¸ beni babamın yokluğunun acısı sardı¸ onun için ağlıyorum” dedi.
Şefkat ve merhamet peygamberi onun elinden tuttu ve şöyle buyurdu: “Ey Çocuk! Ben senin baban olsam¸ Ayşe annen olsa¸ Ali amcan¸ Hasan ve Hüseyin kardeşlerin¸ Fâtıma teyzen olsa razı olur musun?” Çocuk bu sözlerden Resulullah'ı tanıdı ve “Niçin razı olmayayım Ya Rasulallah” dedi. Peygamberimiz onu aldı¸ evine götürdü¸ güzel elbise giydirdi¸ doyurdu¸ süsledi¸ kokuladı. Çocuk gülerek sevinçle dışarı çıktı. “Resulullah babam¸ Ayşe annem¸ Hasan ve Hüseyin kardeşlerim¸ Ali amcam¸ Fâtıma da kız kardeşim oldu. Ben neden ferahlanmayayım.” dedi.
Sevgili Okuyucular; bayram günleri geldiğinde ben hep o ânı hatırlarım. Hepimiz bayram günlerinde herhangi bir müslümanın¸ herhangi bir fakirin ve yetimin gönlüne ufacık bir sevinç katabilirsek ne mutlu bizlere. Evimizin bereketi¸ gönlümüzün muhabbeti bu vesilelerle umarım daha da artar.

Sayfayı Paylaş