ÇOCUKLARIN SEVGİ DOLU YÜREKLERİ

Somuncu Baba

Evimizin aydınlığı¸ gönül ağacımızın sevgi meyveleri olan çocuklarımız sevilmeye¸ okşanmaya¸ takdir edilmeye layıktır.

Evimizin aydınlığı¸ gönül ağacımızın sevgi meyveleri olan çocuklarımız sevilmeye¸ okşanmaya¸ takdir edilmeye layıktır. Onların iyi taraflarını bulup¸ güzel davranışlarını övmemiz¸ bir teşvik olarak yüreklerindeki güzelliklerin ortaya çıkmasına vesile olacaktır.
Ailenin temeli sevgi ile kurulur. Özelikle çocukları doyasıya sevmek ve onlara bunu hissettirmek gerekir. Çünkü bütün başarıların yolu sevgiden geçer. Sevginin çocuğa karşı bir silah gibi kullanılması¸ başarısızlığa sebep olur. Başarısız olan çocuğun anne-babası tarafından sevilmeyeceği hissi kötü ve tehlikeli bir durumdur.
Çocuğun kendine has bir dünyası vardır. Onunla kurulacak sıcak diyaloglar¸ seviyesine göre davranışlar¸ erdemli bir ruh haliyle yetişmesini sağlayacaktır.
Çocuklar bize Yüce Rabbimizin birer hediyesidir. Onun içindir ki¸ hediyeden çok hoşlanırlar. Bizim da çocuklarımıza hediye vermemiz¸ tatlı sürprizlerle onları sevindirmemiz hoşlarına gidecek¸ yüreklerindeki sevgi yumağını daha da büyütecektir.
Şefkat ve merhamet konusunda sevgili Peygamberimizin hayatı bizim için en mühim kıstastır. Peygamber (s.a.s.)'in yanına bir adam gelir. Yanında da bir çocuk vardır. Adam çocuğu öpmeye başlayınca Peygamber¸ “Ona acıyor musun?” der. Adam “Evet” deyince Rasûlullah şöyle buyurur: “Çocuğa olan şefkatinle sen de Allah'ın merhametine lâyıksın. Çünkü Allah¸ merhametlilerin en merhametlisidir.”
Merhametle ilgili bir hikâye okumuştum. Sırası gelmişken onu da sizlerle paylaşmak istiyorum.
Hayvan yetiştiriciliği yapan adamın biri¸ bir ineğin gözleri önünde¸ yavrusunu kesmişti. Bu durum o hayvanın çok ağırına gitti. Lisan-ı hâl ile¸ Allah'a münacat etti¸ o çiftçinin elinin kurumasını diledi. Merhametsiz davranışından dolayı¸ Allahu Teâla¸ o adamın bıçağı tuttuğu elini felç etti¸ kuruttu. Yıllar boyu bu acıyla yaşayan adam¸ yaptığı yanlışlıktan dolayı tövbe etti¸ pişman oldu¸ güzel işler yapmaya başladı. Bir gün yuvasından yere düşmüş bir yavru kuş gördü. Anne kuş¸ kanat çırpıyor¸ başında dolanıp duruyor¸ ahu figan ediyordu. Tek elini kullanamayan¸ adam¸ merhamet duyguları galebe geldi¸ kuşun bu canhıraş telaşına dayanamadı¸ öbür eliyle yavruyu alıp¸ yuvasına koydu. Bu güzel hareketi¸ anne kuşun da¸ Allah'ın da hoşuna gitti. Yüce Rabbimiz bu göstermiş olduğu merhametten dolayı o adamın kurumuş eline can verdi¸ eski sıhhatine kavuşturdu.
İşte sevgili okuyucular¸ merhamet¸ şefkat ve sevgi böyle ulvi duygulardır.
Anne-babaların ve büyüklerin¸ çocukların yetişmesine gereken önemi verirken uygulaması gereken metod¸ yapmadığı bir şeyi evladına¸ karşısındakine tavsiye etmemesidir. Öğüt verirken mutlaka önce nefsimize tatbik etmeli¸ daha sonra çocuklarımıza¸ arkadaşlarımıza o işi söylemeliyiz. Bakınız yine konuyla alâkalı olarak Mesnevî'de bir hikâye geçer:
Avcının biri küçük bir kuşu tuzağa düşürür. Minik kuş dile gelerek yalvarır. Şimdiye kadar nice besili hayvanları yiyip de doymayan avcıya benim azıcık etimle mi doyacaksın¸ bunun yerine beni serbest bırak sana üç öğüt vereyim¸ der.
Kuş devam eder; birinci öğüdü elinde iken vereyim. Eğer beğenirsen beni bırakırsın. O zaman ikinci öğüdü şu çatıya konarken söylerim¸ üçüncü öğüdü ise karşıdaki ağacın tepesinde söylerim.
Adam kuşu avucunda tutarken:
– Haydi birinci öğüdünü söyle bakalım¸ eğer beğenirsem seni bırakırım¸ der.
Kuşcağız ilk öğüdünü söyler:
– Olmayacak söze¸ kim söylerse söylesin¸ inanma!
Adam¸ kuşu bırakır. Kuş uçarak damın saçağına konar. Öğüdünün devamını söyler: “Geçmiş git miş şey¸ kaçmış fırsat için üzülüp ah vah etme.”
Kuş biraz daha kanat çırpıp çatının üzerine konar. İkinci öğüdünü söylemeye başlar:
– Benim karnımda on dirhem ağırlığında paha biçilmez bir inci vardı. Eğer beni elinden kaçırmasaydın o şimdi senin olacaktı¸ der.
Bunu duyan adam ağlayıp inlemeye¸ saçını başını yolmaya başlar.
Onun bu halini gören kuş seslenir:
– Ben sana geçmiş gitmiş fırsatlar için ah vah edip üzülme demedim mi? Madem fırsatı kaçırdın¸ neden üzülüp duruyorsun. Ya öğüdümü dinlemedin yahut da sağırsın. Ayrıca sana olmayacak şeye kim söylerse söylesin¸ inanma demedim mi? Benim bütün ağırlığım üç dirhem¸ karnımda nasıl on dir hem ağırlığında inci bulunabilir?
Bunun üzerine adam kendine gelir:
– Şimdi söylediklerini daha iyi anladım. Haydi şimdi de üçüncü öğüdünü söyle bakalım¸ der.
Kuş:
– Allah için o iki öğüdü güzelce tuttun da benden üçüncüsünü mü istiyorsun! Uykuya dalmış bilgisiz kişiye öğüt vermek çorak toprağa tohum at mak gibidir. Bilgisizlik yırtığı yama tut maz¸ diyerek uçup gider.
Aziz dostlar; fırsat elde iken¸ okulların yeni açıldığı bu dönemde ve bütün hayatımızda çocuklarımıza yapmadığımız işleri tavsiye etmeyelim. Yapmadığını söyleyenler utanma duygusundan mahrum kimselerdir.

Muhabbetle efendim…

Sayfayı Paylaş