BOSNA HERSEK'E KISA BİR GEZİ

Somuncu Baba

Seyahatin insan bedenine olan faydası kadar¸ gezip görülen yerlerin kültür birikimimize olan katkısı da tartışılmaz elbette. Geçtiğimiz ay içerisinde başta Mütevelli Heyet Başkanımız H. Hamidettin Ateş Efendi olmak üzere kırk arkadaşımızla Bosna-Hersek'e gittik. Orada geçirdiğimiz günler inanın¸ bizler için çok önemli kazanımlar oldu. Şimdi bu sütunlarda sizlerle bazı izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.

Seyahatin insan bedenine olan faydası kadar¸ gezip görülen yerlerin kültür birikimimize olan katkısı da tartışılmaz elbette. Geçtiğimiz ay içerisinde başta Mütevelli Heyet Başkanımız H. Hamidettin Ateş Efendi olmak üzere kırk arkadaşımızla Bosna-Hersek'e gittik. Orada geçirdiğimiz günler inanın¸ bizler için çok önemli kazanımlar oldu. Şimdi bu sütunlarda sizlerle bazı izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.
Fatih Sultan Mehmet Han zamanında Osmanlı topraklarına katılan bu coğrafya¸ camileriyle¸ medreseleriyle tekkeleri ve çarşılarıyla bir Osmanlı şehri hüviyetini halen yansıtıyor. Saraybosna¸ Mostar¸ Travnik ve diğer beldeler Avrupa şehri olması bakımından şehir planı ve son düzenlemelerle Avrupaî tarzda gelişmeler göstermişse de¸ şehrin ruhunda İslâmî motifler hâkim. 1992 yılından itibaren yaşanan acı hatıralar dînî hayatın daha samimi olarak yaşanmasıyla aşılmaya çalışılmış.
Dünyada soykırım üzerine çeşitli alevlenmelerin olduğu bugünlerde¸ bizim bizzat yıllardır duyduğumuz¸ son gezimizle de yerinde şahit olduğumuz görüntüler¸ zulmün¸ soykırımın¸ vahşetin Bosna-Hersek'te Sırplar tarafından acımasızca yapıldığını açıkça gösteriyor. Bölgeye insanî yardımların bile gönderilemediği günlerde¸ analarımızın bacılarımızın çektiği sıkıntıları¸ oradaki yaşlı teyzelerden dinlerken gözlerimiz doluyor¸ yüreğimiz burkuluyor…
Yazımızın başında Bosna'nın Osmanlı ruhu taşıdığını söylemiştik. Gerçekten Saraybosna'yı gezerken biz bu hissiyatı bütün zerreleriyle yüreğimizde duyduk¸ yaşadık. Yüzyıllardır akan nehirleri bölgeye bereket sunarken¸ üzerine kurulan köprüler tarihe şahitlik etmiş¸ samimiyet ve hoşgörü ayakları üzerine kurularak¸ elçilik yapmış toplumlar arasında.
Yaklaşık beş yüz yıllık Osmanlı döneminden geriye kalan çok zengin tarih ve kültür mirası bulunmaktadır Saraybosna'da. 2. Beyazıt'ın kızı tarafından torunu olan ve bu bölgede yönetici olarak görev yapan Gazi Hüsrev Bey büyük ölçüde imar faaliyetlerinde bulunmuş ve kendi adını taşıyan bir de külliye yaptırmış. Külliyenin cami dışındaki bölümlerini medrese¸ türbe¸ bedesten¸ han¸ hamam¸ hankâh¸ kütüphane ve vakıf hayratı meydana getirmektedir. Cuma namazımızı Gazi Hüsrev Bey Camii'nde kıldıktan sonra¸ ezanın minareden hoparlörsüz olarak müezzin tarafından okunduğu dikkatimizi çekiyor. Sorduğumuz rehberimiz Hünkâr Camii ile bu iki camide vakfiyeleri gereği ezanın minarenin şerefesinden müezzin tarafından hiçbir cihaz kullanılmadan okunduğunu anlatıyor. İstanbul ve diğer Anadolu şehirlerimizde baştanbaşa vakıf camileriyle dolu ama¸ böyle bir uygulama bizde yoktur. Çağın şartlarına göre böyle bir durum zaten çok mantıklı da gelmiyor. Ezanın sesini kısmak isteyenlerin Saraybosna'da böyle bir bahaneye sığındıklarını tahmin ediyoruz.
Dükkânları ve taş döşeli sokaklarıyla Başçarşı'da dolaşırken¸ İstanbul'un bir semtinde gibi hissediyoruz kendimizi.
Savaştan önce 14 camisi¸ 11 mescidi¸ 7 medresesi¸ tekkeleri¸ kütüphaneleri¸ türbeleri¸ kuleleri¸ çeşmeleri¸ şadırvanları¸ hamamları¸ saat kulesi ve muvakkithanesi¸ sivil mimari örnekleri ve mezar taşlarıyla tam bir Türk şehri görünümünde olan Mostar'da¸ İslâmî motiflerin yok edilmeye çalışıldığının izlerini görüyoruz. Yeniden yapılan Mostar Köprüsü¸ imar faaliyetleri kadar¸ gönüllerin de yeniden ihya edilmesinin gerçekliğini hatırlatıyor ziyaretçilerine…
Özellikle Mostar'da beyaz beyaz mermerleriyle karşımıza çıkan şehit mezarlıklarını gördükçe içimiz burkuluyor. Genç yaşta¸ inancı¸ milleti ve vatanı için şehit düşen kardeşlerimize gözyaşlarımızla fatihalar okuyoruz. Ölümle iç içe yaşayan bir toplumun¸ ölülerine gösterdiği değeri¸ verdiği kıymeti müşahede ettikçe¸ Anadolu'daki mezarlıklarımızın hâli pürmelâli aklımıza geliyor.
Mostar şehrindeki Balagay Tekkesi¸ tasavvufî sembolizmin simgesi âdeta. Suyun kenarında¸ kayalara sırtını yaslamış bir manevi güzelliği¸ tabiatın harika ortamıyla gözlere¸ gönüllere ferahlık veren bakışlarla seyrediyoruz. Tekkelerin toplum ve şehir hayatındaki rolünü bu gezimiz esnasında halen faaliyet gösteren mekânlarda kendi gözümüzle gördükçe¸ tasavvufî ruhun insan eğitimindeki önemini yeniden hatırlıyor/hatırlatıyor¸ bu milleti ayakta tutan ruhun samimiyet esasına dayandığını bir kez daha yineliyoruz.
Travnik şehrinde ise¸ Osmanlı uygarlığına ait çok sayıda mimari örnek yer alıyor. Camiler ve onların varlığını haber veren minareler ilk planda dikkatimizi çekiyor. Yeşil yamaçlar ve şehrin ortasından akan ırmak¸ cömertliğin ve tevazunun sembolü olan su'yun insan hayatına olan etkisini bütün şehirlerimizdeki gibi yumuşaklığıyla hissediyoruz…
25 Kasım tarihinin¸ Bosna-Hersek'in Cumhuriyet günü olduğunu hatırlatarak¸ dergimizin bu sayısını; “Boşnak kardeşlerimize”¸ “Bosna-Hersek'e” ve “Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç'e” armağan ediyoruz. Bosna gezimizle ilgili izlenimler¸ birkaç sayı daha devam edecek inşallah…
İdrak ettiğimiz Ramazan-ı Şerif bayramınızı tebrik eder¸ hepinize en kalbi muhabbetlerimi sunarım¸ kıymetli Somuncu Baba dostları…

Sayfayı Paylaş