HAC/MUKADDES YOLCULUK

somuncubaba-226-09

Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail, Allah’ın emrine uyarak, yıkılan Kâbe’yi, Cebrail (a.s.)’in gösterdiği temeller üzerine yeniden inşa ettiler.  Baba oğul bir yandan Kâbe’nin duvarlarını yükseltirken bir yandan da şöyle dua ediyorlardı: “Ey Rabb’imiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.”[i]

Kâbe tamamlandı. Yüce Allah Hz. İbrahim’e şöyle nida etti: “İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.”[ii]

Rivayete odur ki; Hz. İbrahim bu emre “Ya Rabbi! Ben sesimi kime duyurabilirim ki?” diye karşılık verdi. Yüce Allah; “Sen çağır duyurmak bizim işimiz.” buyurdu.” Hz. İbrahim Ebû Kubeys Dağı’na çıkarak insanları yeryüzünde Allah’a ibadet amacıyla yapılan ilk ev olan bu beyti ziyarete çağırdı. Yine rivayete göre Yüce Allah bu çağrıyı bütün insanlara duyurdu. İşte bu çağrıyı duyanlardan bir kısmı “Lebbeyk/ Buyur Allah’ım!” dedi.

“Buyur Allah’ım! Davetine bütün varlığımla icabet ettim. Buyur Allah’ım! Senin ortağın yoktur. Her emrini yerine getirmeye hazırım. Hiç şüphe yok ki hamd ve nimet sana mahsustur. Mülk (kâinatın bütün hükümranlığı) senindir. Bunların hiç birinde senin ortağın ve benzerin yoktur. Buyur Allah’ım.”

Bunun için hacılara “Duyufu’r-Rahman/Rahman’ın misafirleri” denir. Rahman çağrısı üzerine, Rahman’ın evini ziyarete gelen Rahman’ın misafirleridir onlar.

Şüphesiz ki misafir, misafir olduğu yerde, ev sahibinin kurallarına uyar, onun hükümranlığına saygı duyarsa ev sahibinin ikramı da ona göre olur.

Niyetle ihrama girerek Rahman’ın misafiri olmaya karar veren hacı, artık bütün rütbe ve nişanelerinden sıyrılmış sadece bir kuldur. Artık telbiyede verdiği sözü tutarak bütün varlığı ile boyun eğmenin dışında bir amacı yoktur.

Peygamber Efendimiz; “Hac Arafat’tan ibarettir.” buyuruyor.  Arafat “arefe/bilmek” fiilinden gelir. Rivayete göre Arafat; insanoğlunun dünya serüveninin başladığı; Âdem ve Havva’nın cennetten çıkarıldıktan sonra ilk karşılaştığı; tövbelerinin kabul edildiği yerdir.

Yasaklanan ağaçtan yedikten sonra cennetten çıkarılan Hz. Âdem ile Hz. Havva; “Ey Rabb’imiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz, bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz!” diyerek, günahlarından tevbe ettiler.  Yüce Allah tevbelerini kabul etti. Fakat onları bu tevbelerinde ne kadar samimi olduklarını denemek için dünyada bir imtihana tabi tutacağını ve eğer bu imtihanı kazanırlarsa yeniden cennete girebileceklerini vaat etti.

Âdem ile Havva’nın dünyaya indirildikten sonra birbirlerini buldukları, bildikleri ve tevbelerinin kabul edildiği yer olarak bilinir Arafat. Peygamber Efendimiz de Veda Haccı’nda sahabelerine Arafat’ta bol bol tevbe etmelerini tavsiye etmiştir.

Her dinin ulûhiyet anlayışının orada tecelli ettiğine inandığı mukaddes bir mekânı vardır. Müslümanların mukaddes mekânı Mekke’de bulunan Kâbe’dir. “Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâbe’dir.”[iii]  Hacı, Kâbe’yi tavaf ederken iç dünyasına bir yolculuk yaparak kendisiyle hesaplaşır. Rabb’iyle ilişkisini gözden geçirir, eksiklerini tespit ederek gözyaşı döker. Kâbe’yi tavaf; bir nevi kulluk vadinin tekrarlanışı ve bu yoldaki kararlık konusunda verilen bir söz gibidir.

Sa’y; Hz. Hacer’i temsildir. Bir yandan evladının başına bir şey gelebileceği korkusuyla onu takip ederken, diğer yandan ona hayat olacak bir damla suyu arayan annenin çaresizliği… Sonra suyu bulduğunda akıp gidebileceği korkusuyla “Zemzem/Dur!” demesinin heyecanı…

Hz. İbrahim, Yüce Allah kendisine bir evlat verirse onu Allah yolunda kurban edeceğini adamıştı. Hz. İsmail doğdu, koşup oynayacak çağa geldi fakat Hz. İbrahim vadini unuttu. Rüyasında vadi kendisine hatırlatıldı. O da oğluna vadini ve gördüğü rüyayı anlattı. Oğul İsmail büyük bir teslimiyetle “…Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.”[iv]  dedi.

Rivayete göre Hz. İbrahim Hz. İsmail’i kurban etmeye götürürken üç yerde şeytan karşısına çıkarak ona engel olmaya çalıştı. İbrahim de bu üç yerde şeytanı taşlayarak uzaklaştırdı ve yoluna devam etti. Hacı, Hz. İbrahim’i temsil eder şeytan taşlarken. Aslında taşladığı Allah’a itaat yolunda kendisine engel olabilecek bütün şeytanlardır.

“Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine boyun eğip), İbrahim de onu boğazlamak için yüz üstü yere yatırınca, ona şöyle seslendik. ‘Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz bizi iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız. Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır. Biz (İbrahim’e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık.”

Hac, baştan sona tevhit ve teslimiyet yüklü bir ibadettir. Hacı bu ibadet müddetince bazen tevhidin babası olan İbrahim’in, bazen teslimiyetin simgesi kabul edilen Hz. Hacer ve İsmail’in rolünü oynar. Hz. İbrahim, Allah yolunda Hz. İsmail’in boğazına bıçağı sürüdüğünde kazandı imtihanı. Sanırım hacının sorgulaması gereken

[i] 2/Bakar, 127.

[ii] 22/Hac, 27.

[iii] 3/Âl-i-İmrân, 96.

[iv] 37/Sâffât, 102.

Sayfayı Paylaş