BİTMEZ GÜZELİN VASFI, AĞAÇLAR KALEM OLSA

somuncubaba-220-10ummetimuhammed

Bir gün, Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.)’in yanına azılı müşrik Ebu Cehil çıkagelir. Bir nazarıyla kışları bahar eden, varlığıyla el-Emîn olan, sohbetiyle güller derilen, susuşuyla ayrı bir asalet sergileyen İki Cihan Güneşi Efendimiz, her zamanki nezaketiyle, mütebessim karşılar bu Peygamber düşmanını. Ebu Cehil ise her zamanki kaba haliyle bu dünyalar güzeline bakıp: “Ne kadar çirkin bir yüzün var ey Muhammed, Senden hiç hoşlanmıyorum.” der. Mecliste soğuk rüzgârlar esmiştir ancak Seyyidü’l Kevneyn (s.a.v.) Efendimiz: “Haklısın ya Eba Cehil.” buyururlar gül lebi ve gül femiyle. Derken az sonra sadık dost Ebu Bekir E’s-Sıddîk teşrif eder o meclisi. O da hayran hayran bakar güzeller güzelinin dünyalar tatlısı yüzüne. Mübarek dudaklarından şunlar dökülür: “Ne kadar da güzelsin ya Rasûlallah, gönüllere ferahlık veriyorsun. Dünyada senden daha güzelini görmedim.” Bu gerçeği, en yakın dostundan duyan İki Cihan Güneşi (s.a.v.) Efendimiz, gayet mesrûr bir şekilde : “Haklısın ya Eba Bekr, doğru söylüyorsun.” buyururlar. Buna şahit olan o meclisteki hâzirûn: “Bu nasıl iş ya Rasûlallah? Hem Ebu Cehil’e hem Ebu Bekir’e ‘Haklısın.’ buyurdunuz. Oysaki ikisi de birbirinin zıddı şeyler söyledi.” şeklinde soru yöneltince, insanlığın baş tacı olan Mihenk (s.a.v.) Efendimiz mükemmel bir cevap verir: “Ben bir aynayım, bana bakan, kendini bende görür.”

Güzel bir ifadeyle “Bitmez güzelin vasfı, ağaçlar kalem olsa.”

Ayna… Anlatılmak istenen bütün ifadeleri kendinde toplayacak kadar kesin bir ifade. Açık, net, berrak olan bu kelimeyi seçmesi, muhakkak ki rast gele değildir. Zaten, cevâmiü’l-kelîm olan en güzel lisan sahibi Efendimiz (s.a.v.), az kelimeyle çok anlam ifade etme sanatında da, dünyada eşsizdi.

Dünyalar güzeli anlatılmaya çalışılıyorsa, kelimeler kısır kalır, zira “Bitmez güzelin vasfı, ağaçlar kalem olsa.”

Ayın dolunay olduğu bir zamanda, aylara, güneşlere ışığından bir kıvılcım sunan Güzel’in (s.a.v.) yüzüne bakan bir sahabe: “Bir ayın dolunay haline, bir de Allah Rasûlü’nün yüzüne baktım. Vallahi Rasûlullah’ın yüzü aydan daha parlaktı.”

Ay dahi güneş dahi

Nurundan Muhammed’in

Cümle felekler dahi

Şavkından Muhammed’in

(Yunus Emre)

“Seni anlatmak için ya Muhammed, göklerle yer arası kadar ağza ihtiyacım var.” (Hz. Melânâ) Zira “Bitmez güzelin vasfı, ağaçlar kalem olsa.”

“Beni yaşlılarınız yalanladı, gençleriniz tasdik etti.” dediği demlerde 10 yaşında İslâm’ı tanıyan Hz. Ali, 18 yaşında evlatlıktan reddedilip Allah Rasûlü (s.a.v.) şefkat kanatları altına giren Mus’ab Bin Umeyr düşer yâdımıza. Ağaç dallarının çıtır çıtır budanışı gibi sancak taşıyan kollarını Mûte’de şehid veren cennet kuşu Cafer bin Ebî Talip’in 22 yaşında Peygamber saflarına katılışı işleniyor hafızalara. Peki, onların damarlarına zerre zerre sevgi işleyen kâinatın sevgilisi (s.a.v.) için ne denir? Ümmetine olan düşkünlüğü, kulluktaki erişilmezliği, her şeyi bizzat kendisine yakışır tarzdaki mükemmelliği ile herhalde ancak şu denir:

“Bitmez güzelin vasfı, ağaçlar kalem olsa.”

Konu O (s.a.v.) olunca, kelimelerin boğazı düğümleniyor, müthiş bir çıkmaza giriyor insan. Hz. Aişe Validemiz, bütün sözleri içinde barındıran bir kelime sarf ediyor ki, gerisine ihtiyaç yok: “O’nun ahlakı Kur’an idi. O (s.a.v.) yürüyen bir Kur’an idi.” Zira:

“Bitmez güzelin vasfı, ağaçlar kalem olsa.”

O’nu anlama, anlatma, yaşama ve yaşatma erdemlerinin hayatınızda olacağı güzel günlere, sevdiklerinizle kavuşun efendim. Güzelin vasfı bitmez ancak söz uzar kesret gerektir vesselam.

Sayfayı Paylaş