BAHARLA GELEN

246_Aile-7

Her bahar yeni ümitler, taze fikirler ve can suyuyla gelir. Türk edebiyatında baharla ilgili birçok deyim ve atasözü vardır. Hepsi de iç ferahlatan, teselli eden, umut bahşeden ve biraz da dünyanın fâni oluşunun mesajını içeren ifadelerdir. Bahar… Telaffuzu bile içimizi kıpır kıpır ediyor. Tabiatın yeniden canlandığı, güneşin daha parlak doğduğu, dalların yavaş yavaş kabarıp tomurcuğa durduğu-çiçek açtığı, derelerin coşup çağlamaya başladığı, yağmurlarla ıslanan toprağın mis gibi kokusunu doya doya soluduğumuz, kendimizi daha zinde hissedip ölü toprağını silkelediğimiz, sıradan zaman dilimlerinden ayrı bir parçadır, yıl içerisinde. Evlerde bahar temizliği yapılır, çiçeklerin toprağı değişir, boya-badana yapılır, değişecek ve tamir edilecek eşyalar elden geçer, kışlık kıyafetler naftalinlenip kaldırılır, yazlıklar çıkarılır, çocuk cıvıltıları ayyuka çıkar vesaire…

Bahar uyanmanın adıysa, silkinme-kendine gelmenin zamanıysa, cennet hayatının sürekli mevsimiyse o zaman buyurun, baharlardan bir bahar iklimine; üç aylara. Receb ayı katar katar bulutlar topladığımız, toprağa tohum ektiğimiz “Allah’ın ayı”, şaban ayı bulutları rüzgârın önüne verip ekini suladığımız “Rasûlullah’ın ayı”, ramazan ayı ise yağan sağanak rahmetin altında ıslandığımız, ekini hasat ettiğimiz bir başka bahar. O hâlde iç ferahlatan, eskilerin atılıp yenilerin alındığı, ölü toprağını attığımız bahar ayını bekliyorduk ya hani? Öyle bir bahar geldi ki, hiç pörsümeyen, eskimeyen, solmayan ve bütün anayasalar üstü anayasal kurallar içeren Kur’an-ı Azimü’ş-şân’ın inmesiyle şereflenen o baharın adı “ramazan ayı”dır. Oruçtan ziyade Kur’an-ı Kerim ayı olarak bilinen; mukabele, tefsir ve meallerle süslediğimiz, oruçla, teravihle, îtikafla, infakla taçlandırdığımız, göz kamaştıran güzelliklerini görebilmek adına sihirli seher vakitlerinde sahur yaptığımız baharlar ötesi bir bahar. Aynı kökten türeyen “sihir-seher-sahur” kelimeleri. Gerçekten bir efsun sunuyor gibiler.

Baharı bahar gibi yaşamak için bol tilavetli, has oruçlarla hatta hâssü’l-havas oruçlarla ziynetlendirmeliyiz o değerli günleri. Yani en has kulların tuttuğu ki -midesine, gözüne tutturduğu gibi düşüncelerine bile oruç tutturup sû-i zandan, kötü niyetten, hasetten ve benzeri münkirattan uzak olan oruç- Allah katında gerçek oruç budur ve biz de Allah Rasûlü’nün öğretileri doğrultusunda hiç zede almadan, örselenmeden hakiki oruç tutmayı Cenab-ı Hakk’tan niyaz etmeliyiz. İrfan ehli, tutulan orucu üç kısma ayırır, malum: Avamın orucu; sadece yeme-içmenin terk edildiği, hâssın orucu, yeme-içmeyle beraber gıybet, yalan, mâlâyâni, argo-küfür sözlerinin terk edildiği, hâssü’l-havasın orucu ki yukarıda zikredildiği üzere kalbe mukayyet olmak, şeytanın ivaz ve garazına kulak dahi vermemektir.

Ezcümle, insan hayatında gençlik yılları bahar, ihtiyarlık ise kış olarak sembolize edilir. Ancak ibadet hayatımızın baharı olan “ramazan” ayı, nevbaharın canlılığını sunmakla beraber, ömürde bir değil yılda bir kez geliyor, hem de 33 yılda bir dönüş yaparak yılda iki kez geliyor. Bu lütuf, âlemlerin Rabb’i olan Cenab-ı Hakk’ın “Hayy” ism-i celilesinin bir tezahürü değil de nedir, nasıl bir ikram nasıl bir kazançtır… Değerlendirebilen, “bakmaktan ziyade görebilenler” için tabiri caizse fırsatlar zinciridir, kaçırılmamalıdır. Gecesini lâyıkıyla ihyâ, gündüzünü hakkıyla ihâtâ edebileceğimiz nice ramazan ayları yaşamamız duasıyla yazımı hitama erdiriyorum. Kur’an’la şenlenmiş, Kur’an’la yoğrulmuş, Kur’an’la hayatımıza farklı pencereler açmış, Kur’an’la silkinip tazelendiğimiz- dirildiğimiz nice ramazanlara efendim… Hayırla kalınız.

Sayfayı Paylaş