YOKSULLUK İÇİMİZDE

236 Aile-15

Kitabın Adı: Yoksulluk İçimizde

Yazarı: Mustafa Kutlu

Yayınevi: Dergâh Yayınları

Yayın yeri ve yılı: İstanbul-2017

Sayfa sayısı: 104

Yaş aralığı: 14+

İşlenen konular: İdeal, para, umut, kararlılık…

“Hz. Peygamber devri. Ebu Talha henüz Müslüman olmamış idi. Ümmü Süleym’e (Rümeysa) evlenme teklifinde bulundu. Ümmü Süleym ona şu cevabı verdi:

– Doğrusu, ben de sana hevesliyim. Senin gibisi kaçırılmaz. Lakin sen  kâfir bir adamsın, bense Müslüman bir kadınım, seninle evlenmem doğru olmaz.” Hz. Peygamber’in önce Ebu Talha için sözü: “Ebu Talha, İslâm’ın aydınlığı iki gözü arasında parlayarak geliyor.” ve Rümeysa için: “Gördüm ki cennete girmişim, önümde bir ayak sesi. Bir de baktım ki Rümeysa.” (s. 104) buyurmuştur.

Süheyla, Şükran’ın düğününde Engin ile karşılaşır. Nikâh memuru gelir. Şöyle bir salona bakar. Sandalyesine oturur. Flaşlar yanıp söner:

– İstesem benim için bir şey yapar mısın?

– Pek tabii, ne istersen söyle.

– Bugünkü hayatından vazgeç. Kazandığın her şeyden vazgeç, bırak onları. Tevbe et. (s. 70)

Asr-ı Saadet’te Rümeysa, yüzyıllar sonra Süheyla. Davet aynı davet. Doğru ve yanlış tercihler yine aynı. Bir yanda Ebu Talha, diğer yanda Engin.

“Engin! Engin!

Babası zengin…”

Aslında Engin’in babası zengin değildir. Kırçıl sakallı, başında yamalı takkesi, alnında kırışıklıklar, derin, manalı gözleri ile hiç gülmeyen ayakkabı tamircisi bir babanın oğludur Engin. (s. 36)

Engin bir bankada çalışır. Süheyla, Engin’e âşıktır. Önceleri belki de Engin de Süheyla’ya âşıktır. Hatta Süheyla, onu annesiyle tanışmaya bile razı etmiştir. (s. 22) Ama hayat zor demişti Engin. İki ayaklarını bir pabuca sokmaktan, kiralardan, ev eşyalarından, fakirlikten-zenginlikten bahseder olmuştu. (s. 24)

Ayakkabı tamircisinin oğlu Engin’di bunları söyleyen. İstekli, bir o kadar da hırslı Engin. İnsanoğlu putunu kendi yapardı, Engin de kendisine hiçbir fayda sağlamayacak putlarının peşindeydi. Bundan dolayı patronun kızı ile nişanlanmıştı. Ya Süheyla! Süheyla nesine tutulmuştu ki bu Engin’in. “Bir kere hoş çocukmuş. Hoş çocuk. Dairede bütün kızların gözleri onda imiş. Sadece hoş çocuk olmakla yetiyor mu?” (s. 27)

Süheyla’daki değişikliği kimse anlayamıyordu. Süheyla: “A… Aaa… Süheyla sen misin? Gözlerime inanamıyorum. Kız bu ne hâl!” diyenlerin sorularını kısaca cevaplıyordu. “Müslüman oldum.” (s. 49) Oysa onlara göre ne olmuşsa Süheyla’ya Engin denen herifle tanışmasından sonra olmuştu. (s. 56) Oysa durum onların düşündüğü gibi değildi. Sorular yağmur gibi iniyordu. Bizler kimiz, neyiz, ne yapıyoruz? İnsanları aldatarak, onların saf ve temiz taraflarını kanatıp kirleterek ve katiyen ihtiyaç duymadıkları şeyleri ihtiyaçmış gibi göstererek, yetmeyen paralarını ve mal varlıklarını, giderek haysiyet ve umutlarını çalarak biriktirdiğimiz bu kirli para… İnsanları birbirine yaklaştıran ve yardımlaşmalarını sağlayan bir alışveriş değil bizimkisi. Onları her geçen gün daha bir ezerek, daha bir küçülterek insanlıktan çıkarmak, eşyaya, mahiyeti meçhul eşyalara zebun kılmak. Başka bir seçenek kalmıyor; ya eseri olacaksın ya zorba. (s. 93)

Ne diyordu Kutlu: “İnsanoğlu, putunu kendi yapardı.”

 

Sayfayı Paylaş