KUR’AN’IN MANEVÎ İKLİMİ

236 Aile-177

Türk insanında vatan, bayrak ve Kur’an sevgisi, yüzyıllar öncesine dayanan bir tarih olgusudur. Millî ve manevî değerlerimizin bir bütünü olan bu üçlü, Türk milletinin gönlünde adeta bütünleşmiştir. Kur’an ve onun sevgisi, her Müslüman’ın damarlarından gönlüne ve yüreğine akan ilâhî bir iksirdir. Allah kelâmı, bizler için sadece bir din ve ahiret kitabı değil, aynı zamanda ruhumuzun aynası, bedenimizin cilasıdır.

Hiçbir Türk ve Müslüman evi gösteremezsiniz ki onda ya duvarda asılı veya sandık, dolap ve kütüphanelerin en mutena yerinde Yüce Yaratan’ın kelâmı bulunmasın. Genç kızlarımızın başının tacı, gönlünün ilâcını içine itina ile yerleştireceği en güzel çeyizi, Mushaf kabıdır. Bu kabın üzerindeki desen, çiçek ve tasvirler, yumuşak ve maharetli ellerden dökülen ruhun ve beynin ilâhî güzelliğidir.

İnsanoğlunu Yaratan’ına yaklaştıracak, ilâhî kaynaklı yol gösterici mesajları, ders verici ayetleri ihtiva eden tek ve en büyük kitap Kur’an’dır. Bu Allah kelâmı, kâinat bilgileri, yazın üslubu, ahengi ile bir mucizedir. Bu ilâhî mucize, her çağın ve her toplumun ilacı, kılavuzu, kurtuluş reçetesi, manevî hastalıkları gideren şifa kaynağı, yolumuzu aydınlatan ışığımız, hayatımıza canlılık kazandıran ruh, bir delil, ilim, insanlığın tamamı için bir mucize, adaleti sağlayan bir yasa, her insanın ölene kadar okuyacağı ve okudukça doyamayacağı bir başucu kitap, gerçeği belirleyen bir kanıttır. Herkesi dosdoğru bir yol üzerinde birleştiren Allah’ın yeryüzündeki ipidir.

Peygamberimiz, Kur’an’ın özelliğini ve güzelliğini şöyle anlatır: “Allah’ın kitabı Kur’an’da öncekilerin kıssaları, sizden sonrakilerin haberleri, kendi aranızda olanların da hükümleri vardır. O, doğruyu eğriden ayıran kitaptır. O, hiçbir zaman değersiz konuşmaz. O, Allah’ın sağlam ipidir. O, hikmetli bir zikirdir. O, dosdoğru yoldur. Kötü arzular onu asla hedefinden saptırmaz. Diller onu bozamaz. Âlimler ondan doymaz. O, tekrar tekrar okunmakla eksilmez. Onun akılları hayrete düşüren manaları hiç tükenmez. Onun ölçülerine göre konuşan doğru söyler. Ona göre davranan sevap kazanır. Onunla hükmeden adil olur.”

Kur’an ölüler kitabı değildir, diriler kitabıdır. Dolayısıyla Kur’an, biz öldükten sonra değil, yaşarken işimize yarayacak bir hayat kitabıdır. Yüce Yaratan, bu hususta şöyle buyurur: “Biz ona (Peygamber’e) şiir öğretmedik; bu (O’na) yakışmaz da O (kendisine indirilen kitap), yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kitaptır. Diri olanı uyarsın ve inkârcılar üzerine söz hakkı olsun diye indirilmiştir.” (36/Yasin, 69-70)

Ne yazık ki dünyada en az okuyan ülkelerden biri olan İmparatorluk Türkiyesi’nde okumak, araştırmak, düşünmek, çileye soyunmak, zora talip olmak pek çok insanımızın hedefi olmaktan çıkmıştır. Üstelik haddini ve yerini bilmeyen, efeliği ve ukalalığı da kendilerine sermaye edinen, seçen bu tiplerin bilmedikleri, görmedikleri hiçbir şey de yoktur.

Birçoğumuz, hayatımızda bir kez olsun Kur’an’ı okumadan, içinde ne var ne yok hiç bilmeden dinî birtakım şeylere, daha doğrusu duyduklarımıza inanıyor; inancımıza uygun bir din yaşıyor ve Yüce Yaradan’ın vahyinden habersiz bir şekilde ölüyoruz. Kültürsüzlük kültürü ile yetişen pek çok insanımızın çok şey bildiğine inandığı ve aslında hiçbir şey bilmediği üç şey vardır: din-siyaset-futbol.

En bilgisiz olduğumuz konu dindir. Oysa din, insanın hem bu yalancı dünyasını hem de hakikî=ahiret hayatını imar edecek olan son derece hassas bir konudur. Allah bize sadece yaşadığımız hayatın değil, başkalarına anlattığımız dinin ve kitabının okunup okunmadığının ve ona uygun bir hayatı yaşayıp yaşamadığımızın santim santim hesabını soracaktır.

Siyasetle ve futbolla yatıp kalkan toplumumuzun büyük bir kısmı bu hususta bir numaradır. Bunlar, tuttuğu parti ve takımın uğrunda canını verecek kadar da fanatiklerdir. Futbol maçları ise onlar için tek eğlence, sevinç ve hüzün kaynağıdır. Şairler Sultanı Necip Fazıl Kısakürek, futbolu ve arkasında koşan futbol hastalarını ne de manalı ifade eder: “Futbol, futbol hastalarının kafalarını meşin top gibi içi boş hâle getiren bir toplumu uyuşturma eylemidir. Hele bu eylem, İspanyol Franko’da olduğu gibi, ‘siyasî senaryo’ gereği ortaya çıkmış ve aşırı bir şekilde teşvik edilmişse toplum için ‘futbol=felâket’ anlamına gelir.”

 

Sayfayı Paylaş