RAMAZAN İNFAK AYIDIR

235 Aile-5

Bizleri arınma ve bağışlanma ayına kavuşturan Rabb’imize sonsuz hamd ve şükür, âlemlere rahmet olarak gönderilen Kâinatın Efendisi Peygamberimiz Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya binlerce salât ve selam olsun.

Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluşumuza sebep olan mübarek Ramazan’ın gelmesiyle mutluluk iklimine, huzur mevsimine giriyoruz. Nefislerimizi kötülüklerden temizlemenin, gönüllerimizi günahlardan arındırmanın şimdi tam zamanı. Bu ay, ilâhî rahmetin sağanak sağanak yağdığı, tüm maddî ve manevî kirleri silip süpürdüğü, ruhları ve bedenleri tertemiz ettiği bir aydır.

Ramazan ayında yapacağımız infakla, mallarımızda olan kirlerin temizlenmesini sağlamış oluruz. “Allah’a ve Rasûlü’ne iman edin; O’nun size emanet olarak verdiklerinden, başkaları için de infak edin. İçinizden iman edip infakta bulunanlara büyük bir mükâfat vardır.”[1] Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Cenab-ı Hakk’ın şöyle buyurduğunu bizlere bildiriyor: “Ey Âdemoğlu! İnfak et ki, sana da infak edilsin!”[2]

İnfak, Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla mü’minin kendi servetinden harcama yapmasıdır. Eşine, dostuna, akrabalarına, ihtiyaç sahiplerine yardımda bulunmasıdır. Allah’ın kendisine lütfettiği zenginlikten başkalarını da faydalandırmasıdır. Kardeşinin gönlünü yapması, olmayana yardım etmesi, olana da ikram etmesidir. Peygamberimiz (s.a.v.), bir hadisinde infak ve sadakanın karşılıksız kalmayacağına ve mükâfata dönüşeceğine şöyle işaret etmektedir: “Kuşkusuz sadaka, Rabb’in gazabını söndürür ve kötü bir şekilde ölmeyi önler.”[3]

İnfak, insanın dünya malına karşı dengeli bir tavır almasını sağlar. Mal hırsıyla cimrilik etmeye de akılsızca saçıp savurmaya da engel olur. Kardeşlik ve paylaşma duygularını geliştirir. İhtiyaç sahiplerinin yaşadıkları sevinç ve memnuniyet, infak edenin gönlünde huzura ve genişliğe dönüşür. Böylelikle mümin gerçek anlamda iyiliğe ulaşmış olur. Nitekim Yüce Rabb’imiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.”[4]

İman, bilgi, hikmet ve marifet üzerine bina edilmiş İslâm medeniyeti aynı zamanda bir infak medeniyetidir. Müslümanlar yardımlaşmayı, dayanışmayı, infakı hayatın merkezine almıştır. Çünkü Sevgili Peygamberimiz bu ümmete bir binanın tuğlaları, bir bedenin azaları, bir tarağın dişleri gibi olmayı öğütlemiştir. Müslüman, sahip olduğu birikimi ailesiyle, akrabalarıyla, komşularıyla, uzak-yakın din kardeşleriyle ve insanlık ailesinin muhtaç fertleriyle paylaşır. “Mallarını gece gündüz; gizli ve açık infak edenler için Rableri katında ecirler vardır; onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.”[5] ayetini kendisine düstur edinir. Gece gündüz çalışırken sadece kendisini değil, toplumun iyiliğini düşünür.

Ne hazindir ki, günümüzde malı bir araç olarak kullanamayan, hayatın amacı haline getiren dünyevileşme hastalığıyla mücadele ediyoruz. Bencillik, mal düşkünlüğü, güç ve çıkar tutkusu, gösterişe dayalı hayatlar bu asrın afeti oldu. Yardımlaşma, dayanışma ve başkası için fedakârlık yapma gibi erdemler örselendi. Böyle bir çağda, insanlığın sürüklendiği sonu gelmez arzu ve ihtiraslar, ancak infak ve yardımlaşma bilinciyle aşılabilir. Cimrilik eden, fakire, yoksula, yetime, düşküne, darda ve yolda kalana hakkını vermeyenler ise kendisini ve insanlığı ancak felakete sürükleyecektir. Sevgili Peygamberimiz, bizlere şu uyarıyı yapmaktadır: “Âdemoğlu, ‘malım, malım’ der. Ey âdemoğlu, senin yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin ve sadaka verip önceden ahirete gönderdiğin dışında malın mı var?”[6]

Ramazan ayı, infak, yardımlaşma ve paylaşma adına eşsiz bir fırsattır. Rabb’imize kulluğumuzu farklı amellerle sergilediğimiz bu Ramazan günlerinde, zekât ve sadaka-i fıtr gibi malî ibadetlerimizle ihtiyaç sahiplerine kol kanat gerelim. Kardeşlerimizin dertlerine derman olalım. Yardımlarımızı gösterişten uzak, yalnızca Rabb’imizin rızasını kazanmak için yapalım. Yardım yaparken kardeşimizin onurunu zedeleyecek davranışlardan kaçınalım. Rabb’imizin şu uyarısına kulak verelim: “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardıklarımızın iyilerinden verin. Kendinizin ancak içiniz çekmeye çekmeye alabileceğiniz adi şeyleri hayır diye vermeye kalkışmayın. Bilin ki Allah zengindir, bütün iyilik ve güzellikler O’na mahsustur.”[7]

Ramazan ayıyla beraber, insanlar maddî ve manevî kirlerden temizlenme fırsatı yakalarlar. Kamil bir iman, ihlâs ve sevabını Allah’tan bekleme karşılığında geçmiş günahların silinmesiyle insanın berrak, günahsız hâle gelmesi, bu ayda yapacağı nefis eğitimine bağlıdır. Ramazan, nefis, şeytan ve kötü arzularına karşı koymayı, kendilerini Allah’ın emirlerine, Peygamber (s.a.v.)’in sünnetlerine uymayı öğreten bir eğitim sürecidir. Bu süreçte kişi, oruç, namaz, zekât ve sadaka gibi ibadetlerle, nefsini bencillikten, cimrilikten, merhametsizlikten ve her türlü kötülükten arındırmaya çalışacaktır. Ramazan ayı, yardımlaşma, paylaşma bilincinin canlı tutulmasına ve infak ahlâkının daha da yaygınlaşmasına bir vesiledir. Unutmayalım ki Rabb’imizin rızasını gözeterek yaptığımız infaklar, ahirette en güzel azığımız olacaktır. Ne mutlu, Ramazan’ı hakkıyla yaşayan gönül erlerine… Ne mutlu, temizlenme ayında nefsini eğiterek Rabb’inin yolunda giden güzel yüreklilere… Ramazan-ı Şerif’imiz mübarek, Allahu Teâlâ yâr ve yardımcımız olsun. Rabb’im, sağlık ve mutluluk içinde nice Ramazanlara ulaştırsın. Âmin…

 

[1] 57/Hadîd, 7.

[2] Müslim, Zekât, 11.

[3] Tirmizî, Zekât, 28.

[4] 3/Âl-i İmrân, 92.

[5] 2/Bakara, 274.

[6] Müslim, Zühd, 3.

[7] 2/Bakara, 267.

Sayfayı Paylaş