DUYGU EĞİTİMİNE BAŞLARKEN

235 Aile-8

Duygu eğitimine ilk önce çocuklarımıza duyguları tanıtarak başlayabiliriz. Korkmak, sevmek, üzülmek, ürkmek, heyecanlanmak, hayal kırıklığına uğramak, endişelenmek vs. O kadar geniş bir duygu çeşitliliği var ki bunların hepsini çocuklarımızla iletişim kurarken kullanabiliriz. Etkili iletişimde, içerik yansıtma kadar, duygularımızı da karşı tarafa yansıtma vardır. Bizler jest ve mimiklerimizle desteklenmiş bir duygu yansıtması ile çocuklarımızın duyguları anlama becerisini artırabiliriz. Örneğin; arkadaşları tarafından oyuna alınmadığı için ağlayan çocuğumuza, “Arkadaşların seni oyuna almadıkları için üzgünsün.” demek gibi. Bunu söylerken beden dilimize de dikkat etmek tabiî ki önemli görülüyor. Örneğin çocuğumuzun tarafına dönüp onun göz hizasından konuşmak gibi. Ancak o zaman çocuğumuzla kalp hizasında kurduğumuz bir iletişimi yakalayabiliriz. Yine onların da bize duygularını ifade etmeleri için ‘Ne hissettin?’ sorusunu sorabiliriz. Böylelikle çocuğumuzun, duygusal mesajlarla verilen duyguları tanıma ve bu duyguların anlamlarını sezme yeteneği artacaktır.

Duyguları tanıma ve anlama becerisi gelişmiş birinin iletişimin vazgeçilmez unsuru olan empati kurma yetisi de gelişecektir. Bir insanın mimiklerinden anlam süzmek, ancak empati becerisi gelişmiş birisi tarafından yapılabilir. Empatinin kökeninde öz bilinç yatmaktadır. Yani kendi duygularımızın ne kadar farkındaysak, başkalarının duygularını okumayı da ancak o kadar iyi biliriz. Duygu dilsizlerinin, içgörü ve empatiden genelde yoksun olduklarını görürüz. İnsanlar arasındaki iletişimde görülen duygusal ahenk, empati yetisinden kaynaklanır. Çocuklar arasındaki empatik ilgi farklılıklarının temelinde ise anne-baba tutumları yatmaktadır. Bazı ailelerin aşırı eleştirme ve katı tutum sergileyerek çocuklarının duygularını yaşama imkânını ve ortamını ortadan kaldırdıkları görülür. Bu durum, çocukların duygusal gelişimlerine ket vuracaktır.

Çocuklar, gördüklerini taklit ederek empatik tepki repertuarlarını geliştirebilirler. Anne, çocuğun çeşitli duygularına -neşe, göz yaşı, kucak ihtiyacı gibi- empati göstermekten sürekli uzak kalıyorsa çocuk bu duyguları ifade etmekten hatta hissetmekten vazgeçmeye başlar. Çocuğun bakım vereni ile yaşadığı bu duygusal uyumsuzluk, ilerleyen yıllarda çocuğun hayata senkronize olmasını da engelleyecektir.

Çocukların duygusal gelişimlerini etkileyen en önemli faktör, içinde yetiştikleri aileleridir. Özellikle çocuğun hayata gözünü açtığı ilk bebeklik yıllarında temel ihtiyaçlarının vaktinde ve yeterince karşılanması sağlıklı duygusal gelişimin temelini oluşturmaktadır. (Bu konu ile ilgili olarak ‘Hayata Güvenli Bağlanma’ yazımızı okuyabilirsiniz.)

Olumlu kişiler arası ilişkiler ile ilgili masal ve öyküler anlatılıp sonrasında üzerinde konuşulması, onlara olumlu rol model olunması açısından yapılabilecek çalışmalardan bir tanesidir. Çünkü çocuklar, hayatın her alanında olduğu gibi, duygu eğitimi konusunda da takip edip izinden gidecekleri bir rehber ararlar. Bu noktada, ebeveynler olarak duygusal tepki vermede de rol model olma önemli duruyor.

Çocukların ilişki ve iletişimlerini artıracak oyunlar oynamaları, yine duygu eğitimleri için yapılabileceklerden biridir. Örneğin, dergi ve gazetelerdeki insan yüzlerine bakarak onların duygularını tahmin etme oyunu gibi. Çünkü duygular, çoğunlukla yüz ifadelerine yansıyan süreçlerdir. Bu sebeple duygusal mesajların iletilmesinde yüz ifadeleri önemli bir rol oynamaktadır.

Bazen bizi doyuran bir iletişimde dil, önemini yitirir ve duygunun dili konuşmaya başlar. Kelimelerin dar kalıplarından arınmış, gönle şifa veren böyle bir muhabbet içine girmişsek, söylemediklerimizi de anlayan birisi vardır karşımızda. Duygu ve düşüncedeki bu sessiz ahenk, arka fonda çalan notaları okuma becerisi gelişmiş, kalbi selim bir insanın varlığının da emaresidir diyebiliriz.

Duygu eğitimi, kendini ve diğerlerini tanımak için önemli bir etken, değerli bir yol, ruhsal bir uyanıştır. Kişinin kendi iç dünyasında olup bitenin sürekli farkında olması, aynı zamanda kendini bilmesi ancak duygularını tanıması ile mümkündür. Yunus Emre’nin de ifadesi ile ilmin başı kendini bilmekse, diğer bütün okumalarımız kendimizi bilmeye yardım ettiği oranda değer kazanacaktır. Kendini bilen, Rabb’ini bilen, aklı ve kalbi selim nesiller yetiştirebilmek duasıyla…

Sayfayı Paylaş