BİR PORTRE

235 Aile-7

Bugün size bir tanıdığımdan söz etmek istiyorum. Onu, yaşayan bir tarih olarak değerlendirebiliriz. İhtilallerin, sıkıntıların, toplumsal buhranların süzgecinden geçmiş bir erdemli insan. Hani derler ya “Feleğin çarkından geçmiş.” diye, tıpkı o misal. Güngörmüş bir şahsiyet, ilerleyen yaşına rağmen hayatın tadına varmayı bilen, hangi yönlerinden ne şekilde mesaj alınması gerektiğine müdrik ve günü değerlendirebilen bir kişi o. Kar, bora ve fırtınaya göğüs geren başı dumanlı dağlar misali, ağaran saçı ve pamuk gibi sakalı, onun soğukkanlı ve dimdik duruşunu anlatmaya yeter sanırım.

Bu beyefendi, mesleği gereği, güzel yurdumun birçok vilâyetini gezmiş, her çiçekten bal alan arı misali, hayatına farklı renk ve güzellikler katmayı başarmıştır. Engin kültürü, yöresel âdetlere olan âşinalığı, insanlarla paylaştığı hoş anılar, onun çevresinde bir sevgi halesi oluşturmuştur. Bir memur titizliği ve ciddiyeti ile hayatını programlamayı becermiş, sözleşmelerinde dakik olmayı prensip hâline getirmiştir. Zaman gelmiş gülmüş-güldürmüş, nüktedan tavırlarıyla sempatik olmuş, zaman gelmiş “Mü’min kardeşinin derdiyle dertlenmeyen bizden değildir.” hadis-i şerifini kendine düstur edinmiş, yaraya merhem, derde derman, onlarla kederlenip ağlar olmuş bu bey amca.

Hayatın gerçek yüzüyle 13 yaşındayken tanışmış, annesini kaybetmiş, ardından da kendisini olgunlaştıracak acımasızlıklarla mücadele etmiş, Doğu’nun sert havasında eğitimini tamamlamıştır. “Havası sert, insanı mert olur Doğu’nun.” demiş, sağlam karakterinin oluşmasındaki payı Şark illerine bağlamıştır. Bu şahsiyet, numune bir evlilikle hayatının güzellikler zincirine bir halka eklemiştir ilerleyen yıllarda. Talihsizliği, onun elinden üç yavrucağını almış ve gurbet illerde maişet telaşına düşürmüştür. Dünyalar kadar sevdiği eşiyle, zaman içinde, vatan fedaisi evlatlar yetiştirmiş, eğitim ordusuna gönüllü ve başarılı neferler armağan etmiştir. Bu yorgun ihtiyar, sıcak aile yuvasına uzun yıllar önce veda eden evlatlarının ardından, kara toprağın bağrına bir de sevgilisini teslim etmiş birkaç yıl önce. “İyi günde-kötü günde…” diye başlayan hayat arkadaşlığı, 45 yıl gibi -kendisine göre kısa- bir zaman sonra noktalanmıştır. Yaşadığı bu acı, hayat damarlarından birini koparmış, her şeyden elini eteğini çeker olmuştur. Ona göre, artık “Küçük kıyamet kopmuştur.” Boşluğunu kimselerin dolduramayacağı hayat arkadaşı ise gerçekten aydın ve bilge bir hanımefendiydi. Muttaki ve hayâ timsali. O da ayrı bir kitabın konusu.

 

Birçok yönünü kendime örnek aldığım sakin yaradılışlı bu beyin “eskimez yazı” dediği hat sanatına özel bir ilgisi vardı. Kamış ve kesik uçlu kalem tutkusu, eserlerini güzel vermesini sağlar. Türkçe yazı, resim, voleybol, şiir ve yazı sanatı, tabiatı ve olayları tasvir gücü, sözü ustalıkla şekillendirme becerisi gibi güzel meziyetleri ile yaşının üstünde bir performans sergilemesi takdire şayandır dostlar.

Zira seher vakitlerini yani taze günün uyanışını verandasından izleyerek geçirir, o en bereketli saatleri zikrullahla değerlendirir. Kıyafetine gösterdiği özene değinmeden geçmek ona haksızlık olur. Açık renk kıyafet tercih etmesinde sünnet-i seniyyeye uyma fikri yatar. Mendilinden çamaşırına kadar her şeyi ütülü ve sakız gibi olmalıdır bu güzel ve titiz insanın.

Günceli takip edişi, çocuklara olan düşkünlüğü, özellikle “eski toprak” dedirten kuvvetli hafızasıyla kendisine “maşaallah”lar eşliğinde hayırlı uzun ömür dileriz. İnsanlara doğru yolu gösterme işini sevgi ve anlayışla, teennî ve geniş tecrübesiyle yapan bu bey kim mi? Zât-ı âlîleri babam olurlar efendim. Saygıyla…

Sayfayı Paylaş