ÇOCUKLARDA DUYGU EĞİTİMİ

234 Aile-8

Yaratıcı bizleri dünyaya gönderirken, yaşamla mücadelemizde bizlere yardımcı olacak ve bizleri kamil insan olma noktasına taşıyacak teçhizatı da biz insanoğlunun hamuruna yerleştirmiştir. Bu mükemmel donanımın bir parçasını oluşturan ve bizi yaratılanlar içerisinde en şerefli varlık kılan ise özümüzde bulunan duygu programımızdır. Duygu repertuarımızdaki her duygunun özgün ve bizi güçlü kılacak bir rolünün olduğunu kendi içimize tutacağımız farkındalık büyüteciyle rahatlıkla görebiliriz. Bu noktada insanlığımızın belki de en çok duygularımızdan belli olabileceğini söyleyebiliriz. Duyguyu ihmal ederek, aklı ve toplumu inşa etmeye çalışmak insanı harekete geçiren ruhsal enerjinin devre dışı kalarak ruhsuz bir yapının ortaya çıkmasına neden olacaktır. Belki modernizmin yücelttiği akla, duygu enjekte ederek merhamet, şefkat, nezaket ve güven duygularının tekrar diriltilmesine yardımcı olabiliriz.  İnsan ötekine ihtiyaç duyan ve ilişkileri kadar hayattan doyum alan sosyal bir varlıktır. Ruhsal olarak birbirimizle kurduğumuz her temasta duygusal sinyaller göndererek ya birbirimizi besler ya da zehirleriz. Duygu dilinin kelimesi ve cümlesi yoktur fakat malzeme yönünden çok zengindir. Duygunun lîsanı dile, kulağa ve lügâte çok fazla ihtiyaç duymaz.

Aile yaşamı, duygusal derslerin verildiği ilk okuldur. Çocukların duygusal gelişimleri, içinde bulundukları aile ortamına göre değişim gösterecektir. Gelişim tek yönlü değil; fiziksel, bilişsel, duygusal ve sosyal yönleri ile birbiriyle ilişkili bir bütündür. Çocuklarda bu gelişim alanlarından birinin eksik kalması, onların hayata hazırlanmalarında zorluk yaşamalarına neden olacaktır. Bu zaman dilimini düşündüğümüzde ailelerin çocukları için taşıdıkları gelecek kaygıları onları daha çok zihinsel becerileri ile ilgilenmeye yönlendirdiğini gözlemlemekteyiz. Bu durum çocukların duygusal ve sosyal yönlerinin ikinci plana itilmesine neden olabilmektedir. Oysa bizler, 21.yüzyıl çocuklarında aranan en önemli becerilerin başında iletişim ve işbirliğinin geldiğini yetkin ağızlardan duyuyoruz. Bu becerilerin yakıtı konumunda bulunan duygu eğitimi ise burada hayâti bir önem taşıyor. Sağlıklı kararlar alabilen, işinde ve ilişkilerinde kişisel doyum sağlayan, birbaşkasının acı ve hüznüne duyarlı bir neslin yetişmesi için onların duygusal gelişimleri ile daha yakından ilgilenmeliyiz. Acaba çocuklarımızın duygusal gelişimlerini desteklerken onlara  duygu eğitimini nasıl verebiliriz?

Öncelikle duygunun ne anlama geldiğine bir bakalım. Duygunun birbirinden farklı birçok tanımı bulunmaktadır. Bu tanımlardan birisinde duygu; Belli bir nesnenin, olayın veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim şeklinde tanımlanır.(TDK.1988)Goleman ise duyguyu, bir his ve bu hisse özgü belirli düşünceler, psikolojik ve biyolojik haller, bir dizi hareket eğilimi olarak tanımlamaktadır.(Goleman 1996) Renklerin siyah ve beyaz arasındaki fon farkları gibi duygunun da renk yelpazesi geniştir. Doğuştan gelen birincil duygulara bağlı olarak gelişen ikincil duyguların varlığı gibi…

İnsanlık her ne kadar 21.yüzyıla girmiş olsa da insan tam olarak keşfedilemedi diyebiliriz. Keşfedilemeyen varlığın eğitimine de nereden başlanması tam olarak kestirilemiyor. Duygu insanî birşey olduğuna göre, ona çocuğun eğitiminin temeline konulacak bir köşe taşı gözüyle bakabiliriz.Günümüzde çocuklarımızın duygusal eğitimlerinin şansa bırakılmasının sonuçları maalesef çok yıkıcı olabiliyor. Duygu eğitiminde amaç duygu akışını, karar verici makama değil, aklın hükümranlığına eşlik edecek bir noktaya getirmektir. Aklı ve kalbi birleştiren bir eğitim diyebiliriz.

Duygu eğitimi alan çocukların kendi duygularının farkında olan, içgörü sahibi, kendisi ile ilgili sağlıklı kararlar alabilen, kendi sınırlarından emin ve hayata olumlu bakabilen kişiler oldukları görülüyor. Bu çocuklar ilerleyen zaman içinde başkaları ile sağlıklı iletişimin temeli olan empati becerisini hayatlarında güzel kullanıyorlar.Bununla ilgili olarak Daniel Goleman ‘Duygusal Zeka’ isimli kitabında bu eğitime tabi olmuş çocukların özelliklerinden bahseder. Birçok bulgu, duygu eğitimini alan çocukların, kendi duygularını tanıyan ve bu duygularını idare edebilen, başkalarının duygularını okuyup onlarla etkili bir şekilde başa çıkabilen kişiler olduklarını göstermiştir. Bu kişilerin hayatın her alanında_ gerek romantik, yakın ilişkilerde, gerekse kuruluş içi politik ilişkilerde başarıyı belirleyen sözsüz kuralların kavrama becerisinde_ avantajlı oldukları görülmüştür.(Daniel Goleman, Duygusal Zeka Kitabı, syf.41)

 

Sayfayı Paylaş