ZİHNÎ DURULUK

233 Aile-8

Cahit Zarifoğlu, “Bir Değirmendir Bu Dünya” isimli kitabında, ruhu terbiye yöntemlerinden bahseder.Tasavvuf erbabının da söylediği “Nazar ber kadem” düsturu  ise bunlardan sadece bir tanesidir. Bu kaideye göre kişinin gözü, yürürken  hep ayağının ucuna bakacak. Böylelikle çevredeki  uyaranlarla zihninin kirlenmesinin önüne geçilmiş olacak. Bu zaman dilimini düşündüğümüzde çıldırtan bir uyarıcı ile karşı karşıya kalan insanoğlunun seyr-ü sülûkü ya da ruhî bir dinginliği için nasıl bir mücadele vereceği ise büyük bir muamma.

Bizler için büyüklerimiz, diri bir hafızaya sahip olmamız adına gözü, kulağı, dili, dudağı malayâniden korumayı tavsiye ederler. Yine, dikkati dağıtır gerekçesi ile mezar taşlarının bile okunmasını doğru bulmazlarmış. Peki bizlerin gün içerisinde bir yığın malumat malozunun altında hafızalarının ezilmesine ne demeli? Ayağın ucuna bakmaya gerek kalmadan dünyayı burnumuzun ucuna kadar getiren telefonlarla zihni duru ve diri tutmaya çalışmak nasıl bir mücadele ister?

Buraya sadece telefonları değil; göze ve görünmeye hitap eden  her türlü ekranı koyabiliriz. Bu ekranların mavi ışıkla tek göze zarar vermediği, hafızayı da tarumar ettiği bir gerçek. Belki zafiyet yalnız belleğimizde değil; ruhumuz, gönlümüz ve benliğimiz de bu durumdan nasibini alıyor. Burada zihnî bir arınmayla işe başlayabiliriz. Çünkü bizlerin derdi bir şekilde yaşamak değil, doğru bir şekilde yaşamak olmalı. Ve bunun yollarını aramak da boynumuzun borcu. Bunun için ‘Dijital detoks’ da denilen zihni ve gönlü belli bir süre ekranlardan uzak tutmayı deneyerek ruhun nefes alacağı, zihnin dışardan aldığı toksinleri atacağı zaman dilimleri oluşturabiliriz. Günün belli saatlerinde bilgisayar, telefon, televizyon ve tabletin  ekranını karartarak ev ortamında ‘ekransız hava sahası’ oluşmasını sağlayabiliriz. Hatta en çok zaman geçirdiğimiz bir sosyal medya hesabımız varsa, bunu telefonumuzdan belli bir süreliğine kaldırabiliriz.

Aynı anda birçok olaya veya duruma zihnin sıçrayışları o anki zamana ve zemine yoğunlaşamamayı da beraberinde getiriyor. Kişinin enerjisinin bölünerek birçok durumun içinde olması onun âna odaklanmasını engelliyor. Bununla ilgili ‘Şimdi ve burada bulunuyorsam şuanda kalmam önemli’ fikrini benimsemek işe yarayabilir. Ancak, bir alana odaklanıp derinleşerek güzel ürünler çıkarabiliriz. Her alanda yüzeyselleştikçe kaliteden uzaklaşıyoruz. Dijital çağın fanileri olarak her yerde ama tam olarak hiçbir yerde değiliz sanki. Zihnimizde neticelendirmediğimiz yarım işlerimiz varsa zihin sürekli oraya kayarak asıl düşünmesi gereken şuanki konuya yoğunlaşamayacaktır. Bitirilmemiş yani yarım kalmış her şey zihne yorgunluk olarak geri dönecektir. Bu durumu şuna benzetebiliriz: Bilgisayarda bir sürü sayfanın açık olduğunu düşünelim. Bir süre sonra sistem kasmaya ve verim düşmeye başlar. Ancak arka planda açık olan dosyaları kapatarak işlemi hızlandırabiliriz. Bunu önleme adına zamanımızı etkin kullanmamız devreye giriyor. Bunun için, önceliklerimizi  belirleyerek bir sıralamaya koymak, zihnimizi rahatlatacaktır. Küçük bir not defteri  ile yapılacaklar listesi oluşturarak gün içerisinde zihnin geviş getirmesini önleyebiliriz. Böylelikle enerjimizi doğru yerde kullanmış oluruz.

Bir de azalarak çoğalmak dediğimiz _son zamanlarda revaçta olan minimalistçe yaşam_ sadeliği hayatımızın birçok alanına dahil etmek. Çağın gereksiz kalabalığından kurtularak kanaatkârlığın ruhumuza şifa vermesini sağlamak. Bize ihtiyacımızdan fazla gelen her ne varsa ondan kurtulmak. Ya da ihtiyacımız olmayan şeyleri hayatımıza dahil etmemek. Bu en büyük zihnî bir konfor olsa gerek. İhtiyaçtaki hakikat ölçeğimiz ise, ölçümü doğru yapmamız adına bizlere yardımcı olacaktır.

Sessizlik oruçları ile ruhu dinlendirmek de yapılabilecek bir başka yöntem. İsrafın olumsuz enerjisini kelimelerimizden başlayarak hayatımızın her alanından çıkarmak. Güzellik, ancak sessizlikle kendini ortaya çıkarabilir. Bir kar tanesinin gökten inişini arabaların gürültüsünde, korna seslerinin eşliğinde seyretmekle, sadece sukûtun hakim olduğu bir mekanda izlemek şüphesiz çok farklı olacaktır. Hayatın koşuşturması içerisinde  zaman zaman oluşturduğumuz bu sessizlik oyuklarıyla ruhumuzu dinginleştirmek. Belki biraz hayatı yavaş moda alarak yaşamak. Çünkü metropolde insanın bedeni ruhundan önde gidiyor. Ruhlar yetişemiyor bedenin hızına. Bazen durup elimizi şakağımıza dayayarak hayat çizgimizi gözden geçirdiğimiz ve kendimizle yüzleştiğimiz anlar bizi hakikatîn kucağına uyandırabilir. Kendi iç sesimizi duyacak kadar, içimize derinleşebildiğimiz bu kıymetli zaman dilimlerinde genelde çoğalarak çıkarız bulunduğumuz ortamdan.

Manevi olarak olumsuz düşünceleri ile etrafına negatiflik (radyasyon!) yayan kişi ve ortamlardan uzak durmak da yine zihnî  dirilik için önem arz ediyor diyebiliriz. Olumsuz in’ikâs kişinin enerjisini emen bir durumdur. İnternetin çıkmaz sokakları da insan için bazan bir kopuş ve kayış noktası olabiliyor. İnsanın kirlenmesi burada gözden başlıyor ve bu kirlilik bütün bir vücuda aynı damarlarda kanın gezdiği gibi sirayet ediyor. En son davranış ve konuşma olarak hayat buluyor. Temiz bir zihin için, onu besleyen temiz ortamlara ihtiyaç vardır.

Nasıl ki yokluğunda daha da bir farkettiğimiz nimetler için belki biraz kendi içimize dönerek düşünmemiz de işe yarayabilir. Bu bizdeki, minnet ve şükran hislerinin  diri kalmasını sağlayabilir. Böylelikle bizim olaylara daha güzel bakmamıza, olumlu duygularla dolmamıza yardımcı olabilir. Belki bunun için, kalbin kör ve sağır kesilmemesi adına küçük alıştırmalarla ruha idman kazandırabiliriz. Mesela, bir hastane köşesinde bir hastayı ziyaret etmek ya da oruç tutmak gibi. Varla yok arasındaki gidiş gelişle kendi fanîliğimizi hatırda tutabiliriz. Bununla ilgili biz istemesek de bazen insan hâlden hâle evrilerek bir düşüncenin içine çekilebiliyor. Belki bir hastalığın bize unuttuğumuz ve hiçbir çaba sarf etmeden tıkır tıkır çalışan bir uzvumuzu  hatırlatması gibi.

Niyet dediğimiz şey insanın bütün duygu, düşünce ve eylemlerini şekillendiren birşey. Hep zihnimize dünya ve ahiret saadeti için bizi geliştirecek, yetiştirecek iyi niyetler almalıyız. Her sabah kalktığımızda ise bu niyetimizi kontrol ederek varsa aldığı bir hasar onarmalı ve onu tekrar tazelemeliyiz. Kendimiz olma yolculuğunda, kendini bilme ve kendini bulma basamaklarını çıkabilmek için  bize hayat veren kitabımız Kur’an-ı Kerim’i okuyarak bizden istenilenleri yerine getirmemiz kâmil bir insan olma gayreti içine girmemiz adına önemli duruyor. Yine en  güzel örnek olan Efendimizin hadis ve sünnetleri ile hayatımıza  bir rutin çizmemiz bizleri sadece zihnî kargaşadan değil, her türlü karmaşadan uzak tutacaktır. Bu rutinin rahatlığı ile hem zihnimize hem de ruhumuza soluk aldırabiliriz. Bunun yanısıra  bize ilham veren  seçilmiş eserleri okumak da  zihnimizi zenginleştirirken dinginleştirecektir. Her daim zihnî ve kalbî bir esenlik dilerim.

Asuman DÜZGÜN

Eğitimci                                                                                                                                   (Seyr Günlüğü Yazılarından)

Sayfayı Paylaş