“HİÇBİR KAPI YOKTUR Kİ…”

233 Aile-7

“Hiçbir kapı, altından geçerken, Âkif’i eğilmeye mecbur edemedi.”                                                                                                                                                                                   M. Cemal Kuntay

Lime lime olmuş gönüllerimizin gözü yaşlı yamayıcısı, derin yaralarımızın şifalı merhemi olan şanlı ceddimiz M. Âkif Ersoy merhumu engin saygı muhabbet ve hayranlıkla binlerce kez daha anıyorum.

Şu nazar-ı dikkatimi celbetti dostlar: Sanki merhumu yüreğimizin derinliklerine gömüp özel günlerde hatırlıyoruz. Millî duyguların zirve yaptığı, vatan-bayrak mefhumlarının detaylı olarak irdelendiği zaman diliminde, hafızamız üzerindeki toza hafifçe üfleyip onu gün ışığına çıkarıyoruz. Yahut mühim hadiselerin yıl dönümlerinde. Engin hoşgörüsü ve bağışlayıcılığına sığınıp güzel dedemizi anmaya, hatıralarını yâd etmeye, eserlerine eğilmeye, ruhunu şâd etmeye çalışıyoruz dilimiz döndüğünce. Türk edebiyatı tarihinde çok derin bir iz bırakmış, aruz veznini ustalıkla ve kolaylıkla kullanmış bir “ekol” üstaddır o.

Yüreğindeki iman cevherinin tezahürünü satırlara nakış nakış işlemiş, silah ve teçhizat yönünden yoksul olduğumuz Kurtuluş Savaşı günlerinde, kalemini silahtan daha etkili ve sert kullanmış, kitleleri peşinden sürüklemiş “özden” bir vatan evladıdır. Torunu olmakla kıvanç duyduğumuz, tanıdıkça hayran olduğumuz, satırlarındaki derinliklere indikçe şanlı geçmişimizden tablolar izlediğimiz, dürüstlük ve sadâkat âbidesi bu söz sultanına, hak ettiği değeri vermediğimiz, liyakatle davranmadığımız kanaatindeyim. “Adam” gibi bir Müslüman, kahraman bir söz komutanı, hayatını bütünüyle vatanına adamış bir yalın adam. İlkeli, erdemli, tutarlı ve adanmış bir ömrün nihayetinde tıpkı hayranı olduğu İki Cihan Önderi (s.a.v.)’in ömrü gibi altmış üçünde ölmüştür. Çağlayıp coşan duygu seliyle engelleri aşıp gönüllere taht kurmuştur.

İz bırakanla bırakmayan arasında ince bir çizginin varlığına dikkat çeken Âkif -merhum- bu iki gruptan birinin ömür boyu gayret ettiğini, diğerinin ise ömür boyu hayret ettiğini söyler. Sanırım biz de ömür boyu “Âkif” isimli o destanı büyük bir hayretle okumaya devam edeceğiz.

Aydın bir Müslüman, fedakâr bir baba, sadakatli bir dost, başarılı bir bilim adamı ve en önemlisi, kendi ifadesiyle: “Bir yığın söz ki, samimiyeti ancak hüneri”dir.

Şanlı imparatorluğun asil çocuğu, varlığının gayesini idrak etmiş dava adamıdır Âkif. Yalan dolandan uzak karakter âbidesi, Doğu ve Batı sentezi bir ailenin evlâdı, açlığı veya tokluğu -kendince- önemli olmayan, vakarlı, minnetsiz ve doygun insandır O. Bu noktada Mithat Cemal’in sözlerine kulak verelim: “Onun ruhunun, bedeni ile çehresine akseden manasını vasıflandırmak isterken şu portreyi çizmemiz lazım geliyor: Vakar dolu bir alın, hayâ dolu bir çehre; şiddet dolu bir bakış, iman dolu bir sine.”

Anıt insan olan bu şahsiyeti gereğince tanımamız, bilgisinden müstefit olmamız, açtığı çığırda sağlam adımlarla ve güvenle yürüyebilmemizi temenni ediyorum aziz dostlar. Günümüzde ince ve hassas çalışmalarıyla yeni nesle bu büyük atamızı tanıtma çabası içinde olanlara da ayrıca minnet ve şükran duygularımı sunuyorum. “Vatan sevgisi imandandır.” hadis-i şerifinin müşahhas hali M. Âkif Ersoy’dur.

Bu vesile ile, Âkif’i tanımamda çocuk zihnime ilk tohumu atan ve karakter-nezâket olarak da M. Âkif’e benzeyen cennet mekân babacığım merhum Hamit Bâkîler Bey’e, aziz ağabeyim-sıcak dost Vehbi Vakkasoğlu’na ve gönül kumaşı ipek olan değerli Y. Bülent Bâkiler Amca’ma sonsuz teşekkür ediyorum.

Ey koca Âkif!!!

Rahmet sana, hürmet seni yetiştiren ebeveyn ve hocalarına olsun. Amel defterin açık, alnın mahşer günü ak olsun, ruhun şâd olsun biricik dedeciğim.

Sayfayı Paylaş