DİĞERGÂM YA DA ÂGÂH OLMAK

233 Aile-14

Sosyal bir varlık olan insanoğlu, ailede, mahallede ve toplumda çağdaşları ile bir arada yaşar. Beşerî münasebetlerde çıkabilecek problemleri en aza indirmek ve uyum içinde yaşamak için kendi arzu, duygu ve düşüncelerimiz kadar, birlikte iş tuttuğumuz insanların arzu, duygu ve düşüncelerini de dikkate almamız gerekir.

Bencil insanlar, sadece kendi isteklerinin yerine gelmesi için çalışır, çevresinin de kendisine göre vaziyet almasını bekler. Sencil insanlar ise, başkalarını mutlu etmeye çalışır, başkalarına göre yaşar, kendi isteklerini ve düşüncelerini önemsemez. Bizcil olanlar ise beklentilerinde ailenin ve çevrenin ortak menfaatini düşünür.

Teşrik-i mesai halinde olduğumuz kişilerin o anki ruh halini daima göz önünde bulundurmamız gerekir. Zaman zaman da kendimizi karşımızdakinin yerine koyarak, onun yerinde ben olsaydım bu durumda tavrım ne olurdu, diye düşünmeliyiz. Buna modern dilde empati yapmak deniliyor. Kadim medeniyetimizde ise diğergâm olmak veya âgâh olmak denilirdi. Mevlevi tekkelerinde uyuyanlar da “âgâh ol erenler” diye nazikçe uyandırılırdı.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), bir hadis-i şeriflerinde “Sizden biri kendisi için arzu edip istediği şeyi din kardeşi için de arzu edip istemedikçe gerçek anlamda mü’min sayılmaz.” (Buhari, İman, 7) buyurarak, diğergâm olma adabını imanla irtibatlandırmıştır. Bu durumda, dolaylı olarak da bencillik zemmedilmiştir. Bu önemli insanî ve ahlâkî prensip sahabe tarafından öylesine özümsenmişti ki, Uhut Savaşı sonrasında yaşanan bir hadise tam olarak bu erdemli davranışı anlatmaktadır. Savaştan sonra bir hanım sabahi, savaş meydanında yaralı yatanlara su vermek istiyor. Tam birine su vereceği sırada başka bir yerden su, diye inleyen bir ses duyuluyor. O kişi, ben iyiyim, suyu o kardeşime götür diyor. Kadın da onun başına varıyor. Yine o esnada bir başka yerden su diye inleyen bir ses duyuluyor. Bu yaralı sahabi de ben iyiyim, suyu o kardeşime götür diyor. Hanım sahabi bu şekilde elinde su testisiyle savaş meydanında dolaşıyor, kimseye su vermek kısmet olmuyor. Biraz sonra, ben iyiyim, suyu o kardeşime götür diyen sahabilerin birer birer şehit oldukları görülüyor. Yaralı halde, ömrünün son anlarında bile kardeşini düşünme erdemini bu sahabiler, İslam’ın insanları eğitici prensipleri sayesinde kazanmışlardır.

Günümüzde başta ailede olmak üzere, apartmanda, mahallede, iş yerinde kişiler arasındaki sorunların çoğu bencil davranmaktan, halden anlamamaktan, başkalarını hesaba katmamaktan kaynaklanıyor. Tartışma çıkınca da herkes kendini haklı gösterecek bir gerekçe bulabiliyor. Kimse, ben özgür bir insanım, dilediğimi yaparım, diyemez. Başkasının özgürlüğünün ihlal edildiği noktada, bizim özgürlüğümüz biter. Evinde yüksek sesle müzik dinleyen ve müzik sesiyle komşularını rahatsız eden biri, evimde de müzik dinleyemeyecek miyim diyebilmektedir. Yaz döneminde düğün yapanlar, evinin önüne sokağa kurdukları müzik kolonlarıyla bütün mahalleyi ayağa kaldırabilmektedir. O esnada, kiminin evinde hasta var, kiminin birkaç gün önce cenazesi olmuş, dikkate alınmıyor. Oysa eskiden bir mahallede cenaze oldu mu üç ay eğlence yapılmaz, haber dinleme dışında radyolar açılmazdı.

Modern zamanın insanı çok bencil oldu, empatiyi de hep başkasından bekliyor. Bu durum insani de İslami de değil. O halde, kaybolmaya yüz tutan değerlerimizi yeniden ihya etmemiz gerekmektedir.

Sayfayı Paylaş