21. Yüzyılın “Mev’ûde”leri

231 Aile-a.tuba

Yüce Rabbimiz  Tekvir   sûre-i  celîlesinde  kıyametin  kopma  ânını  zihinlere  o kadar  dehşetli  tablolarla  çizer ki, hayal  gücünüz  oranında,   birkaç  fırça darbesiyle  çizilen   büyük  bir  tuval  tahayyül edebilirsiniz.  Bu sûrede  nazar-ı dikkatimizi  celbeden bir âyet var.  Orada,  diri  diri   toprağa  gömülen  kız  çocuğuna, “neden   öldürüldüğü”  sorulduğu zaman diliminden  bahsedilir.   İbretâmiz  ayette,  ebeveyne değil  bizzat  çocuğun kendisine sual edilir.  Güneşin  dürülmesi,  yıldızların dökülmesi,  dağların yürütülmesi, denizlerin  kaynatılması  kadar  olağanüstü,  dehşetli  bir  olay olmalı ki: “Diri diri toprağa gömülen kıza,  “hangi  suçtan  dolayı  öldürüldüğü” sorulduğu   zaman”  ibaresi gelmiştir.

Hiddetinden  ana-babaya  tenezzül etmeyen  Rabbimiz, masum  sıbyana  yöneltir  soruyu.  Cevapsız,  başını öne eğen  yavrucağın  duyguları  ve  biri Esfel-i Sâfilîn  diğeri  Âlây-ı  İlliyyîne  giden  iki  gurubun durumu. Vahşet, dehşet, hayret, ibret ve nihayet “Rabbim, ceza emret !!”

Ömrünün en büyük gayesi  ve  biricik  hayali  Âsım’ın Neslini  yetiştirmek olan  Mehmet Âkif:

“Sırtlanları geçmişti beşer  yırtıcılıkta

Dişsiz mi bir  insan onu kardeşleri yerdi..

Fevza bütün âfâkını sarmıştı zeminin” diyor..

…………

Kıt  aklım, cahil  dünya  görüşüm, bütün medeniyetsizliğim  ve  acziyetimle  şunu  söylememe  izin  veriniz:  Bugünün hem ebeveyni  hem de yaşadığı halde birçok erdemini kaybeden kızı yani diri olduğu halde ölü gezen MEV’ÛDE leri  dağlar kadar büyük vebal, sorumluluk ve  mes’ûliyet altındadır. Neden mi? Evladına en başta Allah sevgisi ve O’ndan gereğince korkma duygusu aşılamayan, edebin gerekliliği, hayanın mecburiyeti,  ibadetin özünü zerk edemeyen  bir anne, kazancında kul hakkına dikkat  etmeyen, elinde sigara, ağzında  sandığı  açılmamış küfür sözleri, bî-namaz, gözünü  haramdan sakınmadan  lüzumsuz işlerle vakit öldürüp  aile efradına kötü model olan bir baba, yetiştirse yetiştirse kaç kıratlık bir evlat kazandırır bu topluma, bu vatana ve İslam âlemine ?

“Kızımızdır doğranan, namusumuzdur  çiğnenen”

İfadeleriyle  kız çocukları,  daha doğrusu iffet ve namus mefhumları üzerinde duran Âkif  ruhuna bugün ne  kadar çok ihtiyacımız var.

“Âsım’ın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek

İşte çiğnetmedi  namusunu, çiğnetmeyecek”

Ahh  kahraman ve  dertli dedem, bugünkü hâlimizi  görseydin ne derdin acaba? Herhalde Fâtih İstanbul’u yeniden fethe soyunur,milli mücadele için yola çıkan, şehadet şerbetini yudumlayan şanlı ceddimiz bu sefer mânevi mücadeleye girişir  yahut  hayallerinin suya düştüğüne şahit olup  üzüntüden kahrolurdu.

Rabbim, ya bana duyarsız ve Âkif’in tabiriyle  “hamiyetsiz”  bir ruh verseydin yahut elime toplumun yarasına neşter vuracak ve 21. Asrın mev’udelerini  kurtarmam için olağanüstü  etki uyandıran sihirli bir değnek…

“Ağlarım ağlatamam,  hissederim  söyleyemem,

Dili yok kalbimin,  ondan ne kadar  bîzarım”

Öyle görünüyor ki  ne Hz. Muhammed (sav) ahlakını ve  nezaketini, ne de Mehmet Âkif  ilhamını ve şecaatini  kavrayamamışız. Aksi takdirde, bugün İslam âleminin yaşadığı buhranları yaşamazdık. Milli duygularımızı bile dillendirirken Âkif  ruhunu  uzaktan yakından tanımaya çalışsaydık, bir kamyon kasasında vefat edip kimsesizler mezarlığına gömülen oğlu değerli  Emin Ersoy’un naşına sahip çıkar, yoklukla kıvranıp  kirayı ödeyemediği için ev sahibi tarafından dövülerek evden atılan kızı muhtereme Suat Ersoy’un  yaşadıklarından haberdar olurduk. Toplumsal yaralara neşter vuran koca Âkif’in evlatlarına karşı bu kadar umarsız davrandığımız için kemikleri  sızlamış, bizim de alnımızda kara leke olarak kalmıştır.

.

“İçimizdeki  beyinsizlerin yüzünden  bizi  helak eder misin Allah’ım?” (el- Âraf- 155)

Ayet-i Kerimelerin  önünde  saygıyla  eğilirken  Âkif  dedeme  olan hayranlığımı yineliyorum.

“Yâ  Rab! Bu  uğursuz  gecenin  yok mu sabahı,

Mahşerde mi  biçarelerin yoksa  felahı?

Nur istiyoruz.. sen bize  yangın veriyorsun,

“Yandık”  diyoruz.. boğmaya kan gönderiyorsun..

………..

İslam ayak  altında  sürünsün mü nihayet,

Yâ  Rab  bu ne hüsrandır, Îlâhî  bu ne  zillet?”

Gerek Asr-ı Saadet gerekse Dersaadetten beslenmediğimiz müddetçe delikanlılarımız şecaat ve mertliği kitaplardan okuyacak, kızlarımız nazenin ve iffetli olmayı büyükannelerinden duyacaktır. İslâmın yetiştirdiği Osmanlı, asırlara damgasını vurmuşken diğer taraftan da  eşref-i mahlukat olan insanı eğitip yarınlara hazırlamıştır. Günümüz dünyasının gençliğini  konu alırsak nitelikli ve gönüllere nakşolan müessir eğitimden uzak olduğunu söyleyebiliriz. Müfredatta yer alan zorunlu eğitim beyin jimnastiği statüsündedir.Aile, irfan ve medeniyeti, maneviyat ve insani duyguları sıkı dokuyarak işlemezse,  topluma, anaforda savrulan ve kelimenin tam anlamıyla “yazık” olan fertler kazandırmış olur.  Yahut kız çocuğunun pozitif ve beşeri ilimlerde eğitim almasına imkan sunmazsa şu muhakkaktır ki bir kıvılcımla dahi olsa yangına destek olan bu  ebeveyn, o dumanın zehirinde ilk önce kendisi boğulacaktır. Hacı Bektaş Veli Altın Öğütlerinde “kızlarınızı okutunuz” diyerek kendi döneminden yüzyıllar sonrasına mesaj vermiştir. Zirâ tahsil değil kültürden uzak kız çocuklarının nasıl olduğu ve cemiyete nasıl insanlar kazandırdığı gayet açıktır. Allah āhir ve ākibetimizi hayr eyleye.

Mev’ûde: Diri diri öldürülen kız çocuğu.

14.12.11

 

Sayfayı Paylaş