İSLÂM İNANCI VE İMAN

229-aile-02

İslâm dininin özü iman esaslarıdır. İman yoksa hiçbir değer ifade etmez. Bunu İstiklâl Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy ne güzel dile getirmiş. “İmandır o cevher ki, ilâhî ne büyüktür. İmansız olan paslı yürek, sinede yüktür.”

İslâm dininin temeli imandır. İman, hem dinin özünü oluşturur, hem de yaratılışın ve evrenin sırrını açıklar. İslâm inancında imanının altı esasını âmentüde görüyoruz. İslâm, herhangi bir zorlama olmaksızın gönülden ve içtenlikle Allah’a itaat etmek, O’na teslim olmak, emir ve yasaklarına kayıtsız şartsız boyun eğmek, Allah’a ortak koşmaktan temizlenmek, uzaklaşmak demektir.

İslâm dini; Yüce Allah’ın son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)’e vahiy yoluyla bildirerek tüm insanlara ulaştırdığı şeylerin tümünü kabul ederek onları yaşamak, sözleri ve işleriyle onları kabul ettiğini göstermek, Allah’a ve Rasûlü’ne itaat etmek için gönderdiği en son ve en mükemmel dindir. İslâm’ın gelmesiyle, diğer dinlerin hükmü sona ermiştir. İslâm dinini kabul eden kimseye ‘Müslüman’ denir.

Hz Muhammed (s.a.v.)’e gönderilen son dinin adı İslâm olduğu gibi, önceki peygamberlere de gönderilen dinler de aslında İslâm’dır. Nitekim “Hiç şüphesiz din, Allah katında İslâm’dır.”[1] ayeti de bunu açıkça ortaya koymaktadır. Ancak tarihte bu dinlere farklı isimler verilmiştir.

Öncelikle Allah’a iman. İslâm dini; teslimiyet ve kulluğu esas alır. Müslüman, diliyle kelime-i tevhidi söyleyerek kalbiyle de tasdik ederek, Rabb’ine yönelttiğini ve hayatın her alanında Allah’ın kanunlarına itaat etmeye razı olduğunu ilan etmiş olur. Böyle kayıtsız şartsız bir itaatin gerçekleşmesi için öncelikle kişinin Allah’ın varlığına, birliğine ve mükemmel sıfatlarına sarsılmaz bir imanla inanmış olması gerekir. Bu sebeple Kur’an-ı Kerim, Mekke’de ilk nazil olan ayetlerde Allah’a ve imanı kuvvetlendirecek, kula Rabb’ini tanıtacak konulara çokça temas etmiştir.

Allah’a imandan sonra inanılması gereken en önemli inanç ise ahiret gününe yani ölümden sonra dirilmeye ve ebedî bir hayatın varlığına inanmaktır. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in insanları inanmaya davet ettiği üç temel husustan biri de budur. Hz. Muhammed (s.a.v.) insanları öncelikle Allah’ın birliğini ve kendisinin O’nun kulu ve Rasûlü olduğunu kabul etmeye hemen ardından da ahiret gününe iman etmeye davet ediyordu.

İslâm’da helaller ve haramlar belli başlı farzların dışında İslâm dini, itikad (inanç sistemi), ibadet (kulluk görevleri), muamelât (hukuk sistemi), ukûbat (cezalar) ve ahlâk esaslarıyla bir bütündür. Bunlardan bir tanesini dinin içerisinden çıkardığınızda artık ona İslâm demek mümkün olmaz. Konulan emir ve yasaklar, helaller ve haramlar fert ve toplum için beş şeyin emniyetini sağlamayı amaçlar. İslâm dininin yaşandığı takdirde emniyet altına almayı garantilediği beş şey şunlardır: Can emniyeti, mal emniyeti, akıl emniyeti, nesil emniyeti ve din emniyeti. İslâm dininin hakkıyla yaşandığı toplumlarda insanlar bu beş şey açısından güvendedir.

İslâm’ın en son ve Allah katında yegâne muteber din olduğu, Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde belirtilir; “Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim. Sizin üzerinizdeki nimetimi (lütuflarımı) tamamladım ve size din olarak İslâm’ı seçtim (yalnız İslâm’dan razı ve ondan hoşnut oldum)”[2]

Allahu Teâlâ katında da insanı üstün ve hayırlı kılan , “Allah iman edenlerin yardımcısıdır. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.”[3] ayet-i celilesindeki lütfa mazhar eyleyen imandır. Ve şöyle belirtilir mü’minlerin özellikleri “Mü’minler ancak o kimselerdir ki Allah’a, peygamberlerine iman ettikten sonra şüpheye düşmemişler ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda mücâhede etmişlerdir. İşte bunlar (imanlarında) sadık olanların ta kendileridir.”[4]

Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, kendi için istediğini din kardeşi için de istemek, emr-i bi’l-ma’ruf nehy-i ani’l-münker’i her hâl ü kârda ifa etmek, namaza mutlak surette devam etmek, komşuya eziyet etmemek, misafire ikramda bulunmak, hayır söylemek ya da susmak, ahlâkı güzelleştirmek ve ailesine karşı yumuşak davranmak Müslümanın görevlerindendir.

 

 

[1] 3/Âl-i İmran, 19.

[2] 5/Maide, 3.

[3] 2/Bakara, 257.

[4] 49/Hucurât, 15.

Sayfayı Paylaş