GENÇLİK VE DİN ÖĞRETİMİ

229-aile-13

Son zamanlarda ilahiyatçılar olarak gençlerin iman konusundaki yaklaşımları ile ilgili soru ve sorunlarla daha fazla muhatap olmaya başladık. Meselenin daha rahatsız edici olan yanı ise bu sorunları yaşayanların bayağı bir kısmının toplumda dini bütün olarak nitelenen abdestli namazlı ailelerin, din eğitimi veren elit kabul edilebilecek orta öğretim kurumlarından mezun olduktan sonra gözde üniversitelere devam eden çocukları olması.

Bunlardan bazıları anne-babaların aşırı hassas kaygıları gibi görünse de eğer bu çocuklar, sorularına, içinde yaşadıkları bilgi çağının ilmî seviyesi çerçevesinde, kendi zihin dünyalarında da izah edebilecekleri, tatmin edici cevaplar bulamazlarsa sorun ciddi aslında. Maalesef mevcut literatürümüz bu ihtiyacı karşılayabilecek durumda da değil.

İnsanlar artık bilgiyi kitaplardan değil, internetten alıyorlar. “Bilginin sınırsız bir ortamda kontrolsüz bir biçimde sunumu ilk bakışta sempatik görünse de, aynı zamanda korkunç bir bilgi kirliliğini de birlikte getirmektedir. Başka bir ifadeyle internet, insanımızı tam anlamıyla bir bilgi bombardımanına tabi tutmakta ve yanlıştan doğruyu ayırma noktasında çoğu kere biçare bırakarak ciddi bir zihin bulanıklığına yol açmaktadır.

Günümüz inanç problemleri bağlamında değişik kesimler tarafından önümüze konulan soruların pek çoğunun internet menşeli olduğunu söyleyebilmek mümkündür. Değişik forum, blog ya da sosyal medya üzerinden ateist aforizmalar şeklinde paylaşılan bu türden sorularla, toplumun değişik kesimlerinde sürekli yüzleşmek zorunda kalıyoruz.”[i]

Böyle bir ortamda, 14 asırlık İslâm kültürünün tortularını taşıyan, hatta çoğu yerde geleneğin, Kur’an ve sünnetin önüne geçtiği bir İslâm anlatımı, maalesef günümüz gençliğinin zihnindeki soruları cevaplamaktan çok uzak görünmektedir.

Diğer yandan çocuklarımızın zihinlerini çeşitli yalanlarla çalanlar, maalesef çoğu zaman kendi kültürümüzde mevcut doneleri kullanmaktadırlar. Tıpkı eğitim seviyesi oldukça yüksek olan insanları, kendi çirkin emellerine alet ederek kullanan bir sürü yalancının, bu gençleri “Beklediğiniz mehdi benim.” diyerek kandırması gibi.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in 23 yıllık peygamberlik hayatının 13 yılı Mekke’de, kalan 10 yılı Medine’de geçti. Kur’an inmeye başladığı andan itibaren tam 13 yıl, şirki kaldırıp yerine sağlam bir tevhid inancı yerleştirmekle uğraştı. Zira o zamanın müşrik Arapları, Allah’a inanıyorlar fakat meleklerin Allah’ın kızları olduğunu kabul ediyorlardı. İnanışlarına göre; putlar onları meleklere, melekler de Allah’a ulaştıracaktı.

Bu inancı yıkmak için gönderilen Kur’an’ın, 30. cüzünün tamamına yakını Mekkî surelerden oluşur. Bu sureler insanlara; yere, göğe, güneşe, aya, geceye, gündüze, kâinattaki dengeye bakarak bir Allah’a ve O’nun hesap gününe inanmayı anlatır.

Kur’an’ın günlük vird olarak okuduğumuz sureleri hep Allah’ın birliğini vurgular. Ayete’l-Kürsî, Kâfirun, İhlâs, Fâtiha ve diğerlerinde Yüce Allah; varlığını değil, birliğini ispat eder. Çünkü zaten aciz olan insan ilk acziyet anında kendinden büyük bir güce mecburen inanacak ve sığınacaktır. Önemli olan; her şeyi yaratan, her şeyin sahibi olan ve her şeyin geri kendisine döneceği, eşi benzeri ortağı olmayan bir Allah’a inanmasıdır.

Kur’an bunu hedeflemiş, Hz. Peygamber (s.a.v.) de ömrünü insanlara bu gerçeği anlatmak için harcamıştır. Kur’an’da Lokman (a.s.) ın çocuk terbiyesinde tüm inananlara yol gösterecek öğütlerinin ilki “Yavrum Allah’a ortak koşma!”[ii] şeklinde başlar.

Sanırım bizim de Kur’an’ın başladığı yerden başlamamız; çocuklarımıza öncelikle “ama”sız, “fakat”sız, “katık”sız bir “tevhit” inancını; çağın bilgi yöntemlerini kullanarak, çağın ilmî seviyesine uygun bir şekilde anlatacak enstrümanlar geliştirmemiz gerekiyor. Aksi takdirde mevcut birikimimizle bu çocukların sorularına cevap vermemiz zor görünüyor.

[i] Temel Yeşilyurt; Çağdaş İnanç Problemleri, s. 79.

[ii] 31/Lokman, 13.

Sayfayı Paylaş