SEVGİ İLE DONANMAK

228-aile-sümeyye

Sevgi üzerine ciltler dolusu kitaplar yazılmış. Bu yazımızda, gönlümüzden gelenleri siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istiyoruz.

Kalplerin anahtarı, ruhların gıdası sevgidir. Sevginin açamayacağı hiçbir kapı yoktur. İnsanın hayatı sevmesi için birçok neden vardır ki bunları saymakla bitiremeyiz. İnsan ne kadar mutsuz, karamsar da olsa yine hayattan vazgeçmek istemez. Hayatı sadece madde olarak değil, manen ruhsal duygular ve hislerle de yaşarız. Dünyadaki her şeyi sevebilmek için insanın önce kendini sevmesi gerekir. Kendini seven başkalarını da sever. Onlarla tanışır, görüşür; dertlerini ve sevinçlerini paylaşır.

Sevgi sihirli bir sözcüktür, bütün kapıları açar, hayatımızın vazgeçilmez tutkusudur, onsuz yaşam düşünülemez. Sevgi sonsuz pınardır, sevgi yaşama amacıdır. Sevgi paylaşmaktır, önce sev sonra ne yaparsan yap diyen ne güzel söylemiş. Sevgi, sevilen için kabule en yakın duadır. İnsanların güven bunalımını aşmasının en emin yolu sevgidir. Sevgimizi artırmak mı istiyoruz? Gelin o zaman, sevdiğimizi belli edelim, konuşurken gözlere bakalım, acıları dinleyelim ve paylaşalım, başarıları takdir ederek duyguları anlamaya çalışalım. Şair, sevgiyi şöyle dile getirmiş:

Sevelim, Sevilelim

Yüce dağlar aşarım yârimin aşkı için

Sevenlere sorulmaz nasıl, kiminle, niçin

Gönüller şaha kalkar yârdan haber gelince

Yürekler huzur bulur aşklar bağrı delince

Sevgiler Hak içinse Rabb’im kula duyurur

“İnananlar kardeştir.” Yüce Kur’an buyurur

Hak yoluna uyalım gerçek aşkı bulalım

“Sevelim, sevilelim.” gelin kardeş olalım

Haydi, canlar el ele gönüllerde sevgi var

Yürekler birleşince aşka çekilmez duvar.

                                                                              Ali ÖZKANLI

Sevgi anlatılmaz, yaşanır. Gönüllerden taşan duygular sevdiklerinle paylaşılır. Her şey söylenmek istense bile söylenemez. Bazen gözler, gönüller konuşur. Merhum Akif’in dediği gibi: “…Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzarım, şikâyetçiyim.” Sevgiyi asıl söyleyen, bedenin tümüdür. Çünkü insanın içi sevgiyle dolarsa, vücut ruhun dili olur. Sevgiyi yaşayan insanın nefesi sevgi, attığı her adım sevgi olur. Sevgi insanının her şeyi sevgidir. Yediği yemek, içtiği su, aldığı hava sevgidir.

Bir Allah dostunun şu sözleri kulağımıza küpe olmalıdır: “Ben Allah’ı hatırlamaktan utanırım. Çünkü her hatırlama bir unutmadan sonradır.” diyor. Sevgi selam, hoşgörü, tatlı bir bakış, gülümseme, yardımlaşma ve dertlere derman olmadır. Sevgi tatlı dilde, güler yüzdedir.

Sevgi kal değil, hâl işidir. Sevgi ruhun dili, gönlün aynasıdır. Ruhun dili konuşunca diğer diller susar ve onu dinler. Sevgi özü, kaynağı bulunca kanatlanıp uçar, kabına sığmaz, dolup taşar. Sevgi insanı sadece ellerini açan değil, gönlünü de açan insandır. Sevgi insanı, sevgi yetimi ve şefkat öksüzü olan insanlara gönlünü açabilendir. Kalp öyle bir cevherdir ki ne kadar severse sevsin asla sevmekten yorulmaz.

Sevgi insanı olan erenleri, hep tarihe mal olmuş büyük şahsiyetlerin yanı başında görüyoruz. Onlar, büyük şahsiyetlere gerçek sevgiyi aşılamış, onların yollarının hep iyilik ve doğrudan yana olmasına çalışmışlardır. Osman Gazi’nin yanında Şeyh Edebali’yi, Yıldırım Bayezid’in yanında Emir Buharî’yi, Alparslan’ın yanında Nizamülmülk’ü, Yavuz Sultan Selim’in yanında İbn-i Kemal ve Zembilli Ali Cemali’yi ve Fatih Sultan Mehmet’in yanında da Akşemsettin ve Molla Gürani’yi görüyoruz. Sevgi insanlarının asırlar geçmesine rağmen hâlâ gönlümüzde sönmeyen, solmayan, sarsılmayan saltanatlarının devamı bizlere çok şey anlatmaktadır. Gerçek erlerin meclislerinde sevgi meltemleri eser, sözleri ölü kalplere, solgun ruhlara hayat verir. Bu meclislerde insanlar sevgi ve mutluluk yudumlar, huzura dalar, sevinçle dolar ve ruhları gençleşir.

Gönül insanları sevgi ektiler sevgi biçtiler. Yaratan’dan ötürü yaratılanı hoş gördüler, dövene elsiz, sövene dilsiz ve daima gönülsüz oldular. Yunus Emre: “Bir kez gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil…” dediler. Sevgi insanları, dirlikte birlik gördüler, sevmeyi ve birlik olmayı öğrettiler. Her yerde ve her zaman hakkın temsilcisi olup sevginin, muhabbetin, aşkın, faziletin yılmaz fedaisi oldular. Kalbi ölmemiş olanlar sevgisiz olamaz. Sevgiyi sevmek, muhabbete muhabbet etmek, gönül almak, gönül kırmamak hep sevgi insanlarının en büyük özeliği olmuş. Gönül, Allah’ın baktığı yerdir.

“İnsan sever çünkü insanın kalbine sevgi konulmuştur. Sevip sevmemesine kendisi karar veremez. İnsansa ve eğer kalbi de varsa sever. Güzel olanı, en iyiyi, ikramı, kendisine yapılan iyiliği sever. Bütün bunlar sevilmek için vardır. İnsan da sevmek için vardır. Hiç kimse yeni açılmış bir gül karşısında kayıtsız kalamaz, dipdiri duran ve yumuşak kadife ile sarınan bir gül her kalbin sevgilisidir. Kimse bir bahar bahçesinin misk gibi kokularına hayır diyemez ve bu güzelliği görmezlikten gelemez. Güzellik; soyut bir gerçeklik iken gider güle konar, bahçeleri dolaşır, gökyüzüne asılır, varlıkların üzerine yansır ve kalp gözümüze görünür. Her baktığımız yerde güzelliği görürüz. Denizdeki parıltılar hakiki güzele aynalık yapar. Bizi kuşatan her şey birer aynadır.”

Kalbimizin gidip konduğu bir gül, gecenin göz kamaştıran manzarası, bir gülücük, tatlı bir gülümseme birer haberci, birer mektuptur. Bütün bu gördüklerimiz kendilerine ait güzellikleri olmayan ve bize kalbimizin aradığı güzelden haber getiren birer aracıdır. Bütün güzellikleri görebilmek için Hz. Yusuf gibi ölmek gerekir. Eşyanın üzerinde görünen güzellik kendisine ait değildir. Gerçek güzel, perdelerin altındadır ve biz yalnızca damlalarla söyleşiriz. Gerçek güzel; biz bir gül goncasına bakarken ve onda güzelliği görürken gülün sevdasında boğulmaktan kurtarandır. Gülü severiz ancak onun gelip geçici olmasından kaynaklanan dikenlerine katlanamayız.

Güzellik gelip geçici ise, eğer lezzet bir anlıksa Hz. Yusuf gibi çekip kapıyı çıkmalı, eğer güzelin yüzü onun sahibinden haber veriyorsa bizi alıp onun olduğu yere götürüyorsa Hz. Süleyman gibi memnun olmalıdır. Sevgiyi içinde barındıran bir güzelliğe, onların durduğu yerde durup onların baktığı gibi bakmaya çalışabilirsek işte o zaman yâranımız onlar olur.

Sevgi bahçesinde gezmek ister misiniz? Sevgi, her yazarın üzerine kafa yorduğu bir meseledir. Sevgi anlatılmakla bitirilecek bir konu da değildir. Üzerinde ne kadar konuşulursa konuşulsun tam anlamıyla ifade edilemez.

Sevgi bitip tükenmeyen gerçek bir hazinedir. Dün vardı, bugün var, yarın da olacak, biz görmesek de o hayatın her noktasında her zaman en güzel bir şekilde yerini alacaktır. Herkes etrafında sevgiyi aramaktadır. Sevgi bulunduğunda ondan asla vazgeçilmez. Aşklar ve âşıklar ölmez. Aşkın ölmediğinin en güzel delili aradan uzun yıllar geçmesine rağmen Yusuf ile Züleyha, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı, Arzu ile Kamber, Tahir ile Zühre’nin dilden dile dolaşması, sanki bu aşkların bugün yaşanıyormuş gibi bilinmesi değil mi?

İmam-ı Rabbanî: “Seven sevilene itaat eder, gerçek sevgi sevdiğinin sevdiğini sevmesi, sevmediğini sevmemesidir… Seven kimse, sevdiğinin haline girmiş ve onda kaybolmuştur…” diyor. Sevginin sembolü olan önderler her zaman karşımıza çıkacak, sevgi haleleriyle ışıklarını saçacaklardır. Ne demişler: “Aşk imiş her ne var ise âlemde, gerisi kîl ü kâl imiş ancak.”

Siz de sevgiyi konuşmuyor musunuz, diyenlere şunları söylemek istiyorum. Evet, şu anda ben de konuşuyorum. Fakat yaşamım boyunca insanları, meslek hayatım boyunca da çiçeklerim dediğim öğrencilerimi sevdim. Onlara tüm sevgimi verdim. Gönüllerine girebilmişsem, kalplerinin fatihi olabildimse ne mutlu bana. Ben olabildiğimi söylüyorum ama benim söylemem yetmez. Asıl konuşması gerekenler beni tanıyan dostlarım ve canım öğrencilerimdir.

Yazarlar, yüreklerinden kopup gelen duygularla, gönüllerinden taşan sevgilerle yazarlar. Sevgi bahçesinde gezerek o güzelim çiçeklerle beraber olan sevgi yüreklilere selam olsun.

 

Sayfayı Paylaş