/ II. MUSTAFA’NIN KALBİNE KONAN SÂLİHA SULTAN

228-aile-zühal.çolak

1680’de doğan Sâliha Sultan, II. Mustafa’nın eşi, I. Mahmud’un annesidir. Hanım sultanlar içerisinde geçmişi en dramatik, saraya alınmasından sonrası itibariyle de en imrenilecek hayat hikâyesine sahip olanlardandır: Bir gün IV. Mehmed’in eşi Gülnûş Valide Sultan, İstanbul’da bir gezintiye çıktı. Unkapanı Köprüsü’nün karşı ucundaki Azapkapı’ya da uğradı. Meydandaki çeşme başında, küçük bir kızın oturup ağladığını fark etti. Yanına geldiğinde, kızın önünde, kırılmış bir testi gördü. Şefkatle seslendi: “Yavrucuğum, niçin ağlıyorsun? Kırılan testi olsun, sil gözünün yaşını. İşte sana testinin parası. Hemen yenisini al…” Küçük kız, yaşlı gözlerini sildi. Gülnûş Sultan’a titrek sesle cevap verdi: “Ben, testi kırıldığı için ağlamıyorum. Sabahtan beri iplik gibi akan subaşında bekleyip de doldurduğum testinin suyunu, hizmetçilik ettiğim eve götüremeyecek kadar beceriksizlik gösterdiğim için ağlıyorum.”

Kızın verdiği akıllı cevap, Gülnûş Sultan’ın hoşuna gitti. Orada oturanlardan kim olduğunu sordu. “Sâliha” isminde bir öksüz olduğunu, hayırsever bir ailenin yanında hizmetçilik ettiğini öğrendi. Hemen gidip kızı ailesinden istedi. Tabii ailesi bir padişah annesinden gelen teklifi seve seve kabul etti. Böylece öksüz Sâliha’ya sarayın yolu açılmış oldu. Orada güzel bir terbiyeden geçti. Her konuda parmakla gösterilen örnek bir hanım haline geldi. Hatta Gülnûş Sultan, onu oğlu II. Mustafa ile evlendirdi. Böylece öksüz Sâliha, “Sâliha Sultan” oldu. Sâliha’nın başına gelenler ancak masallarda olabilirdi. Başına talih kuşu konmuştu. Allah, onun saf kalbini ve yapısını çok sevmiş, öksüz bir hizmetkârken padişaha, sultan yapmıştı.

1696’da Şehzade I. Mahmud’u dünyaya getirdi. 1703’de II. Mustafa’nın tahttan indirilmesi üzerine Eski Saray’a gönderildi. 1730’da oğlunun tahta çıkmasıyla Valide Sultan olarak Topkapı Sarayı’na geri döndü. Geçmişini hiç unutmadı; o kırık testi sayesinde eşsiz bir yere getirilmesini hep ibretle düşündü. Kendine ikram ettiği güzel nimetlerden dolayı Allah’a şükretti. Bir gün, testiyi kırdığı ve başında gözyaşı döktüğü çeşmenin başına gitti. Sessizce yine gözyaşı dökmeye başladı. Meraklananlar sebebini sordular. O da geçmişte yaşadığı hadiseyi anlattı. Sonra hizmetkârlarına şu emri verdi: “Testimin kırıldığı bu yere öyle bir çeşme yapılsın ki, asırlar geçsin, ama çeşmenin suyu bitmesin. Testisini kıran kızlar, “Bir daha dolduramam.” diye gözyaşı dökmesin. Su bol aksın!” Buyruğu gereğince oraya 1732’de eşsiz güzellikte -Azapkapı Çeşmesi ismiyle anılacak- büyük bir çeşme yapıldı. Unkapanı Köprüsü’nün ilerisinde, Azapkapı Sokullu Camii’nin yanında bulunan bu çeşme, bugün hâlâ sapasağlam duruyor. Sâliha Sultan’ın duasını, anısını ve hayırseverliğini yaşatıyor. Suyu hâlâ gürül gürül akıyor. Ondan içenler de Sâliha Sultan’a rahmet dilemeye devam ediyorlar.

21 Eylül 1739’da vefat etti. Yeni Cami’nin arkasındaki Cedid Havatin Türbesi’ne defnedildi. Birçok hayır eseri yaptırdı: 1725’te Silivrikapı civarında Sitti Hatun Mescidi’nin karşısındaki çeşme; 1735’te Eyüp Defterdar’da Yavedud Camii’nin yanındaki çeşme; 1731’de Tophane civarında Kadirihane Dergâhı’nın kapısının yanındaki çeşme. Yanı sıra 1731’deki yangında harap olan Arap Camii’ni tamir ettirip genişletti ve yeni bir şadırvan koydurdu. Çengelköy’deki Hacı Ömer Mescidi’ni yeniletip minber koydurduğu gibi tuğla minare ekletti. Ayrıca 1711’de Kısıklı’daki Selami Efendi Mescidi’ni onarttı; Üsküdar’daki Alaca Minare Mescidi’nin minaresini yeniletti.

Sayfayı Paylaş