EN BÜYÜK NÎMET NEDİR?

228-aile-tuğba.bakiler

Muhabbetin husûle getirdiği Muhammed aleyhisselam

Ya da Muhammed (sav)’den husul eden muhabbet!

“(Ey Muhammed!) De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana tâbî olunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.” (3/Âl-i İmran,  31)

Allah ve Rasûlü’ne tâbî olmak, onları sevmek her iki dünya için de mutluluk vesilesidir. Öyle buyuruyor Cenab-ı Hak. İnsanoğluna bahşedilmiş en büyük nimet sorusunun cevabı özneldir. Herkes kendine göre farklı cevap verebilir; iman, sağlık, varlık, huzurlu bir yuva, salih evlat, hürriyet, akıl vs. uzar gider. Bunlar paha biçilmez ikramlar lakin Hucurât Sûresi 8. ayette Rabb’imiz şöyle buyurur: “Allah size imanı sevdirmiş ve onu kalbinizde süslemiştir.” Yani imanı kurtuluş reçetesi olarak önümüze süren Rabb’imiz, onu sevdirmiş, en büyük eman olan imana ulaşmak için sevgiyi “Sânî” sıfatıyle kalplere nakşetmiş, muhabbet ile tezyin etmiştir. İmandan nasibi olmayanlar ise en başta Allah’ın sevgisinden mahrum kalmış, hem bu dünyada hem ukbâda hüsrana uğrayanlar olmuştur. Yine Âl-i İmran 32. ayette “De ki: ‘Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah, kâfirleri sevmez.” ferman-ı ilâhisi ile sınırları çizmiştir. Görüldüğü gibi, art arda gelen iki ayette de sevgi merkezli bir gidiş vardır ki Hucurât Sûresi 8. ayet bütün duyguların serlevhasını teşkil eder.

“Gerçek sevgi, iyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde eksilmeyendir.” diyen Yahya bin Muaz aslında “lütfun da hoş kahrın da hoş” teslimiyetinin tefsiridir. Eşrefoğlu Rûmî, engin imanıyla:

Gelse celâlinden cefâ

Yahut cemâlinden vefâ,

İkisi de câna safâ

Senden hem ol hoş, hem bu hoş.

                               ******

Hoştur bana senden gelen

Ya hil’at ola ya kefen

Ya taze gül yahut diken

Senden hem ol hoş hem bu hoş.

dizeleriyle sevgisini saf biçimde dillendirmiştir. Zira hem kahrı hem lütfu hoş karşılamak her yiğidin harcı değildir. İşte ağır imtihanlar karşısında eksilmeyen, refah ve saadet demlerinin zirve yaptığı zaman diliminde artmayan iman, “Size imanı sevdirmiştir.” ilâhi müjdesinin tezahürüdür. Sevmek beraberinde hoşgörü, tevazu, hilm (yumuşak huy), sabır, merhamet, sadakat, öfkeyi yenme, nezaket, cömertlik gibi erdemleri de getirir. Yunus Emre’nin “Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü…” sözü, hayatı anlamlı kılmaya bir başlangıç, zor kapıları açan bir anahtar niteliğindedir.

Cenab-ı Hak’ta tezahür eden sevgi “rahmet”, bir canlıda özellikle annede olursa “merhamet”, devlet adamında olursa “adalet”, bir neferde ise “kahramanlık” olarak şekillenir, ete kemiğe bürünür. Hepsinin temeli sevgiye dayanır. Zerreden küreye kadar sevgi olmadan işleyen zincir yoktur. Yazar mesleğini sevmese yazmaz, siz okumayı sevmeseniz şu an bu satırları okuyamazsınız. Bir tek sevgi hatırına yaratılan İki Cihan Güneşi (s.a.v.), ismi anılınca yüreği pır pır eden ümmeti, yaratılan canlı-cansız insana hizmet için yarışan her şey, el-hak ispatlıyor ki en büyük sevgiye, âşık olmaya lâyık tek varlık Yüce Yaratıcı’mızdır. Hakeza icap eder ki çocuklarımıza Allah korkusundan önce Allah sevgisi ve yoğun muhabbeti-aşkı öğretilmeli ve rehberlik edilmelidir. Manevî değerleri korumak ve devam ettirmek adına, çocuk eğitiminde sevgi çekirdeği yüreklerde özenle sulanmalı, ulu çınarlar gibi rüşeym vermesi için dua da edilmelidir. Sevgi ve hoşgörüyü çekip alırsanız hayat çekilmez bir hal alacak, buhranlar dalga dalga kıtaları saracak ve muhal olanlar mümkün olur hale gelecektir ki bugünün dünyası, bunun bir göstergesi olmak durumundadır.

Ezcümle diyebiliriz ki, “Allah bir yuvanın bereketini, karı-koca muhabbetine gizlemiştir.” buyuran bir Peygamber’in müntesipleri olarak, aile hayatından başlayarak, komşu, mahalle halkı, iş yeri çalışanları, vatan ve insanlık adına adım atmalıyız. Biraz daha bağışlayıcı, biraz daha tevazu ve kusur örtme ile aşama aşama büyük mesafeler kat edebiliriz bi-iznillah. İslâm düşmanları, hain, zalim ve özünü inkâr edenlere de göz açtırmamak şartı ile. Esenlikler dilerim.

Sayfayı Paylaş