SORUMLULUK

İnsan kulluğun gereği olarak bazı görev ve sorumluluklara sahip olarak dünyaya gelmektedir. İmam-ı Nevevî, sorumluluk değeriyle alakalı şu hadisi eserine almıştır. “Size neyi yasakladıysam ondan uzak durunuz ve size neyi emrettiysem ondan gücünüz yettiği kadarını yapın. Hiç şüphe yok ki sizden öncekiler çok soru sormaları ve peygamberlerine muhalefet etmeleri sebebiyle helâk olmuşlardır.”1 “Muhakkak ki Allah, ümmetimden şunları bağışlamıştır. Hata, unutmak ve zorla kendilerine yaptırılan şeyler.”2 Sorumluluk; “mükellefiyet” anlamına gelmektedir. Sorumlu olmanın şartı, yükümlü tutulan söz ve davranışların şer’i sonuçlarına katlanabilmek için aklî melekeleri yerinde, ergin bir insan olmadır. Bir insanın herhangi bir işten sorumlu tutulabilmesi için o işe ehil olabilmesi şarttır. Ehillik, işi anlayıp kavrayacak akıl ve idrakin yanı sıra karar verme yetisinin ve irade hürriyetinin olmasıdır. Hata; bir işi yapmaya kastetmişken, fiilin sonucunda kastedilmemiş bir işin yapılmasıdır. Unutma ise; hatırında olan bir işi unutarak onu yapmamaktır. Hata ve unutmanın her ikisi de bağışlanmıştır. Unutmak, insanî ve beşerî bir özelliktir. “Muhakkak ki Allah ümmetimden şunları bağışlamıştır: Hata, unutmak ve zorla kendilerine yaptırılan şeyler.”3 hadisinde zikredilen unutmak, beşerî bir zaaf olanıdır. Bundan dolayı insan sorumlu tutulmamaktadır. Bu da Allah’ın Müslümanlara bir lütfudur. Fakat unutmaya sığınarak vazifeyi ihmal etmek istismara girmektedir. Bir fiili yapmayı unutma hali sona erdikten sonra o fiil ya da kazası yerine getirilmelidir.
Unutarak namaz vaktinin geçmesi, yeminin hatırlanması veya oruçken unutarak bir şeyler yiyip içme gibi konular bu hadisin kapsamına girmektedir. Yine hadiste geçen sorumluluğu kaldıran bir başka şart da zorla yaptırılan işler içindir. Kişiye seçme hakkı bırakmayıp bir fiili zorla yaptırmada yükümlülük ve günah kalkar. Ayrıca kişinin yemini veya sözü bozulmamış olur. İşkence yoluyla Allah’ı inkâr ettirme, zorla yeminini bozdurma gibi konular da bu kapsama girer.
Sorumluluk ferdîdir. Her insan yaptıklarından sorumludur. Ortak suç işlenmemişse, hiçbir kimse başkasının suçuna ortak edilemez. Başkasının telkiniyle suç işleyen kimsenin durumu da böyledir. Teşvik eden veya “Vebali benim boynuma…” diyen kişiye suça ortak olmaktan veya suçu desteklemekten ötürü ceza verilir.
Yapılanlar, gizli veya aşikâr, küçük veya büyük olsun kayıt altına alınmakta ve hesap günü insanın karşısına çıkarılacaktır. Kur’ân’da Hz. Lokman’ın, oğluna vermiş olduğu öğüt, sorumluluk duygusunu güzel bir şekilde dile getirmiştir: “Yavrucuğum! Yaptığın iş bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu karşına getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.”4 İmanı kuvvetlendirerek, sorumluluk duygusunu şuurluca hissetmeli ve bu şuurla Allah’ın emirlerini yerine getirmeliyiz.
‘Hadislerle İslâm’ adlı eserde, sorumluluk değeri şu şekilde dile getirilmiştir: “Sorumluluk değeri, insan hayatına yön veren, onu amaçsız yaşamaktan kurtaran bir rehberdir. Sadece duyguya dayalı bir iç ses değil, aynı zamanda bir düşünme faaliyeti ve bilinç düzeyidir. Dolayısıyla her ne kadar sorumluluk duygusu insanın fıtratında varsa da bunun körelmesi ya da geliştirilmesi, insanın elindedir. Sorumluluk duygusu gelişmiş kişiler, ellerindeki nimetlerle birlikte, bazı vazifeleri de yüklendiklerinin, kazandıkları birtakım hakların yanında sorumluluk taşıdıklarının farkında olur ve bunları ifa ettikçe huzur ve saadete ererken, yerine getirmedikleri her görev onları derin bir huzursuzluğa sevk eder.”5
İslâm hukukuna göre mükellefiyetin temel şartı, ehliyettir. Ehliyet, kişinin kendisine verilen kulluk sorumluluğunu anlayıp yerine getirebilme kabiliyetidir. Kendisine yöneltilen hitabı anlamayan bir kişi ehliyet sahibi değildir ve sorumluluktan muaf tutulmuştur. Akıl sahibi, idrak edebilen, ergenlik çağına ulaşmış, özgür olan her kimse ehliyet sahibi olarak emir ve yasaklardan mükellef tutulmuştur.

Dipnot
1.    Nevevî, el-Erba’ûne’n-Nevevîyye, s. 60. (Hadis No: 9).
2.    Nevevî, el-Erba’ûne’n-Nevevîyye, s. 110. (Hadis No: 39).
3.    İbn Mâce, Talâk, 16.
4.    31/Lokman, 16.
5.    Hadislerle İslâm, III, 100.

Sayfayı Paylaş