OKUMAYI “DİPLOMA AL!” OLARAK ALGILAMAK

Okumaya ve okutmaya önem veren bir milletiz. Onun için nerede okuyan bir çocuk görsek “Adam olacak çocuk!” yakıştırmasını yaparız.
Okumayı o kadar önemseriz ki çocukları okutmak için vakıflar, dernekler kurarız. Vatanına, milletine bilgili ve faydalı insanlar yetiştirmek için okullar açarız. Hatta bu çocuklara daha iyi imkânlar sunmak için yardım toplar, zenginlerimizin zekât ve sadakalarına da talip oluruz.
Ancak en büyük eksikliğimiz okumayı “diploma almak” olarak algılamamızdır. Okumayı ve eğitimi “diploma almak” olarak algıladığımız için okulu bitirip diploma alınınca okuma da bitiyor.
Bugün birçok insan, okulu bitirip diploma aldıktan sonra okumak için eline bir daha kitap almıyor. Eline kitap almayınca da kendini yenileyemiyor ve gelişmelerin gerisinde kalıyor. Hâl böyle olunca bu sefer de yapılanları eleştirmeye başlıyor.
Bir gün, bir yayınevinde otururken yayınevi sahibi; yanındaki bir beyefendiye (sonradan bir kurumda müdür olduğunu öğrendiğim) beni tanıttı. O da: “Hocam, kitabınızı hanım okudu, çok beğenmiş, yüreğinize ve kaleminize sağlık. Ancak ben okuyamadım. Malum iş güç derken okumaya pek fırsatımız olmuyor.” dedi.
Yine iş icabı bir işveren kardeşimizi ziyarete gittiğimde çocuk eğitimi ile ilgili kitaplarımdan birini hediye etmek istedim. “Hocam, bu ne?” dedi. Ben de “Okumanız için size hediye ediyorum.” dediğimde, “Hocam ben kitap okumayı sevmiyorum ama vaktim yok, yine de alayım da hanım okusun!” dedi.
İnanın bu insanlara çocuk okutacağız, yardımcı olur musunuz dense seve seve bunu yapabileceklerini düşünürüm. Fakat okuma adına aynı yardımı kendilerine yapmayı düşünmemektedirler.
“Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür de, kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.” der Victor Hugo. Dünyada değiştirebileceğimiz tek kişinin kendimiz olduğu ve dünyanın değişmesi için de öncelikle değişime kendimizden başlamak gerektiği kimsenin aklına gelmiyor.
Kişideki değişim ve gelişim hakkında Konfüçyüs şöyle demektedir: “Dünyaya güzel karakterlerini göstermek isteyen eskiler, önce devletlerini düzene koymaya çabaladılar. Devletlerini düzenlemek isteyenler, önce evlerine çeki düzen vermek gerektiğini gördüler. Evlerini düzene koymak isteyenler, önce kişiliklerini terbiyeden geçirmeleri gerektiğini anladılar. Kendilerine çeki düzen verebilmek için önce düşüncelerini, düşüncelerini yoluna koyabilmek için önce bilgi eksikliğini gidermeleri gerektiğini anladılar. Sonuçta toplumsal değişimin kişisel gelişimle olacağının farkına vardılar.”
Diploma Değil Merak İlmin Hocasıdır
Atalarımız, “Merak ilmin hocasıdır.” demişler. Gerçekten de insanlarda akıl olmasaydı insanlar hiçbir şey öğrenemezdi.
Rabb’imiz tarafından, “annelerinin karnından hiçbir şey bilmezken çıkarılan” (16/Nahl, 78) insanoğlu, öğrendiklerini de merak ile öğrenmektedir. Merak edilmeyen hiçbir şey, öğrenilememektir. İnsandaki merak duygusu olmasaydı insanlar bugün teknoloji çağını değil de ilk çağı yaşıyor olacaktı.
İnsanoğlunun öğrenmesi doğumla başlamakta ve ölümle bitmektedir. Bunun en güzel örneklerini de Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in: “Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz.” ile “Yarın kıyametin kopacağını bilseniz bile, elinizdeki fidanı dikiniz.” hadisleriyle daha iyi anlamaktayız.
Çocuklar, ana kucağında, etrafı gözlemleyerek ve nesneleri ağzına alarak öğrenirken; konuşmaya başladıktan sonra da soru sorarak öğrenmektedirler. Özellikle de 3-4 yaşlarında çocukların merak duygusuna bağlı olarak soruları artar. Merak duygusu okul öncesi dönemde olduğu kadar olmasa da insanda ölünceye kadar devam eden bir süreçtir.
Bir matematik profesörü Nobel Ödülü almıştı. Ödül töreninden sonraki ilk dersinde, öğrencilerinden biri kendisine şöyle bir soru sordu:
“Efendim! Dünyada yüzlerce matematik profesörü var. Ancak bu kadar bilim adamı arasında, ödülü size lâyık gördüler. Sizi diğerlerinden ayıran özellik neydi?”
Profesör, bu farklı soruya önce bir tebessümle cevap verdi. Ardından da, kendisinden merakla cevap bekleyen öğrencisine şunları söyledi:
“Doğrusunu söylemek gerekirse, hepsini anneme borçluyum! Çünkü ben küçük bir öğrenciyken, diğer çocukların anneleri, onlar okuldan evlerine döndüklerinde kendilerine:
‘Söyle bakalım, öğretmeninin sorduğu sorulara iyi cevaplar verebildin mi?’ diye sorarlardı. Benim annem ise bana: ‘Söyle bakalım…’ derdi. ‘Bugün öğretmenine iyi bir soru sordun mu?’ İşte beni farklı yapan bu oldu. Her zaman diğerlerinin sormadığı soruları sordum ve hayatım boyunca da, sormaya devam ettim!”
Çocukların merak duygularına bağlı olarak sordukları sorulara seviyelerine uygun şekilde cevaplar verilmelidir. Bunun yanında çocukların soru sormaları anne babaları tarafından da desteklenirse çocuklarda öğrenme merakı devam edecektir. Bu çocuklar, derste soru sormaktan, dersi dinlemekten ve derse katılmaktan, derse çalışmaktan ve kitap okumaktan zevk alacaktır. Bu da çocukların okulda olduğu kadar sosyal hayatta da başarısını artıracaktır.
Çocukların merak duygusuna bağlı olarak sordukları sorulara uygun cevap verilmek bir yana olumsuz tepki verilirse çocuklarda da öğrenme merakı kaybolacaktır.
Bu çocuklar, okulda soru sormayan, dersi dinlemeyen, derse çalışmayan, kitaplarla haşır neşir olamayan başarısız birer öğrenci olacaktır. Bu çocuklar okulda olduğu gibi sosyal hayatta da monoton bir hayat yaşayacaktır. Başka bir ifadeyle öğrenilmiş çaresizlik içinde hayatlarını devam ettireceklerdir.
Çocukların Merak Duyguları İçin
İmam-ı Şafi Hazretleri, anne babalara, çocukların merak duygularına uygun model olabilmeleri için, ilmi nasıl bir istekle öğrenmeleri gerektiğini kendinden örnekler vererek şu şekilde açıklamaktadır:
“Bir adam para kazanmak için ne kadar istek duyarsa ben de ilim öğrenmek ve elde etmek için öyle istek duyarım.
Yavrusunu kaybeden anne yavrusunu bulunca nasıl sevinirse ben de aradığım bir konunun cevabını bulunca öyle sevinirim.
İlim öğrenilen değil, yaşanandır. Yaşanmayan ilim geçmeyen para gibidir. Sahibine gerçekten faydası olamaz.”
1. Çocuklara uygun şekilde model olunmalı. Merak konusunda farkındalık sağlanarak çocukların merak konusundaki sorularına uygun geri bildirimler ve pekiştireçler verilmeli.
2. Çocukların merak duygularını canlı tutmak adına, ilgi ve yeteneklerini keşfetmelerine yardımcı olunmalı. Bunun için de çocuklara zengin bir çevre ve deneyim alanları sunulmalı.
3. Çocukların merak duygularını geliştirecek türde soru sormaları teşvik edilmeli. Çocukların sorularına da seviyelerine uygun, açık ve anlaşılır cevaplar verilmeli. Çocukların sormuş oldukları soruların cevabı bilinmiyorsa açık yüreklilikle ifade edilmeli. Fakat birlikte araştıralabileceği de söylenerek bilgiye ulaşmanın yolları öğretilmeli.
4. Çocuklara bir konu öğretileceği zaman öncelikle konu ile ilgili ilgi çekici ve merak uyandıracak sorular sorulmalı.
5. Çocukların sorularına meraklarını uyandıracak ve anlayacakları şekilde sorulu cevaplar verilmeli. Çocukların sorularına “Sence bu neden böyle olmuş olabilir?” gibi merak uyandıracak geri bildirimler verilmeli. Çocuklar sorulara makul bir cevap veremeseler de yine de onların anlayabilecekleri şekilde cevaplar verilmeli.
6. Çocukların merak ettiği konularda cesaretini kırmak yerine araştırma, inceleme ve farklı yollardan öğrenmeleri desteklenmeli.
7. Yetişkinler gibi çocuklarda sürprizleri severler. Çocuklara zaman zaman sürprizler yaparak sürprizi ve sonucunu merak etmeleri sağlanmalı. Ya da bu sürprizi sen yapmış olsaydın insanların merakını artırmak için neler yapardın gibi sorular sorularak merak konusunda farkındalık sağlanmalı.
8. Çocuklara seviyelerine uygun masal ve hikâyeler okunarak okuma sırasında masal ve hikâye ile ilgili “Sence sonra ne olmuş olabilir?” gibi merak uyandıracak sorular sorulmalı. Ya da burası sence nasıl olmalı gibi sorular sorularak çocukların cevaplarına uygun pekiştireçler verilmeli.

Sayfayı Paylaş