MÜSLÜMAN’IN GİYİM VE KUŞAMI

“Kim bir kavme (topluluğa) benzemeye çalışırsa o, onlardandır.”1
İnsanın öğrenme yollarından birisi de başkasını taklit etmektir. Yapacağı hareketi bir örnekte gören kişi o hareketi hayatına daha kolay bir şekilde aktarabilir. Ancak; taklit etme tamamen helaldir dememiz mümkün olmadığı gibi helal değildir dememiz de mümkün değildir.
Bunun için taklit etmeyi, helâl ve haram diye ikiye ayırmamız mümkündür. Helâl olanla haram olanı birbirinden ayırabilmek için kişide yeterli seviyede bir bilgi birikimi olması önemlidir. Taklidini yapacağımız şahıs ya da toplumları çok iyi tanıyıp bizim için dünyada ve ahirette ne gibi bir getirisi veya götürüsü olacağını iyi araştırmamız gerekir. Taklit etmek/benzemek sözde, fiilde, ibadette, giyim-kuşamda, hâl ve harekette vs. durumlarda olabilir. Bütün bunların sonuç olarak ne ifade ettiğini anlamak, neye, niçin benzemeye çalıştığımızı tespit etmeye bağlıdır.
Olgun bir mü’min olmak, bize Allah tarafından gönderilen, en güzel örnek (üsve-i hasene) olan Hz. Peygamber (s.a.v.)’e benzemekle mümkün olabilir. Bu benzeyiş, hayatımızın her alanında varlığını göstermelidir. İbadetleri yerine getirmekten ahlâkî davranışlara varana kadar her alanda örneklik teşkil eden Hz. Peygamber (s.a.v.)’i taklit etmek ve O’na benzemeye çalışmak, mü’mine hem dünyada hem de ahirette çok büyük kazançlar sağlayacaktır. Kişiyi kısa yoldan Hakk’a ulaştıran en önemli şey, her alanda Hz. Peygamber (s.a.v.)’i taklit edip O’na benzeyen yönlerimizi artırmaktır. Bu ise Peygamberimizin sünnetine uymakla mümkün olabilir. Çünkü sünnet, Peygamberimiz’in açtığı çığıra ve yaşam tarzına denir. Mademki Peygamberimiz örnek almamız için gönderilmiştir; Müslüman, Peygamberimiz’in sünnetini sözle değil yaşayarak gösterir.
İslâm’ın hoş karşılamadığı konulardan birisi de gayrimüslimlere benzer bir hayat sürmektir. Müslüman’ı dünyada ahiret yolundan saptıracak, Kur’ân ve sünnetten alıkoyacak tüm odaklar, Müslüman için tehlike arz etmektedir. Müslüman, herhangi bir yaşam tarzıyla karşılaştığı zaman kendisine “Acaba bu benim lehime mi aleyhime mi?” sorusunu sormalıdır. Gayrimüslimlerin yaşam tarzlarını onlardan geldiği şekliyle alması, Müslüman için asla doğru olan bir şey değildir.
Bu konuda Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz siz, sizden öncekilerin yoluna karış karış ve arşın arşın uyacaksınız. Hatta onlar kertenkele yuvasına girseler siz de ona gireceksiniz.” Biz dedik ki; “Ya Rasûlallah, bunlar Yahudiler ve Hristiyanlar mı?” Dedi ki; “Başka kim olabilir?”2
Buradaki ‘uymak’, aynı zamanda bir ‘benzeyiş ve taklit’ içermektedir. Gayrimüslimleri taklit ise iki cihetten olur. Birisi bilim ve teknolojide taklit, diğeri ise dinî ve örfî konularda taklittir. Bilim ve teknolojide taklit, yasaklanmış taklit olarak görülmemektedir. İslâm’ın genel ruhuna aykırı olmayan, insanlığa fayda sağlayan ilmî ve teknolojik gelişmeleri sağlayabilmek için veya Müslümanların kendilerini ve vatanlarını koruyabilmeleri amacıyla, gayrimüslimlerin ortaya koydukları bilim ve teknolojik gelişmeleri takip etmelerinde bir sakınca görülmemiştir. İslâm’ın hoş görmediği taklit, daha çok din, örf ve âdet alanı içerisinde bulunan mevzularla alâkalıdır.
Sevgili Peygamberimiz’in hassas davrandığı konulardan birisinin gayrimüslimlerin örf ve âdetlerinden sakınmak olduğu, her Müslüman’ın göz önünde bulundurması gereken bir gerçektir. Peygamberimiz her fırsatta, İslâm’a has bir toplum oluşturabilmenin gayretini ortaya koymuştur. İbadetlerden giyim-kuşama kadar her alanda gayrimüslimlerden farklı davranarak, Müslümanlarda gayrimüslimlere karşı oluşabilecek olası meyillerin önünü kapamıştır. Ancak üzülerek ifade etmek gerekir ki Müslümanlar zamanla kendi medeniyet duruşlarından tavizler vermiş, gayrimüslimlerin örf ve âdetleri karşısında kendilerini koruyamamışlardır. Bunun için kimi Müslümanların gerek bilerek gerekse de bilmeyerek hayatlarında yer verdikleri bazı gayrimüslim âdetlerine dikkat çekmek gerekirse şunları söyleyebiliriz:
Yılbaşı kutlaması, Noel Baba gibi kutlamalar sadece yeni yıla girmenin bir sevinci gibi gösterilmeye çalışılsa da miladi yıl, adı üstünde, Hz. İsa’nın doğumuna bağlı olduğundan direkt olarak Hristiyanlığın sembol ve şeairi3 olarak kutlanmaktadır. Meselâ yılbaşında kırmızı elbisesi, beyaz sakalı ile Noel Baba, Nicholas isminde, çocuklara hediye verdiğine inanılan bir Hristiyan azizidir. Hakeza Noel ağacı olarak da bilenen “çam ağacı”, pagan kültürünün bir sembolü olup yakın zamanda çarşı-pazarda boy göstermeye başlayacaktır. Müslümanların bayramlarına bin bir bahane bulan ve onları kötü göstermek için ellerinden geleni yapan bazı kesimlerse yeni yılı karşılama bahanesi adı altında Hristiyanlık âdetlerini, içki tüketimini güzel ve modern göstermek için hummalı bir çalışma içine girmektedirler. Ne yazık ki yılbaşı yaklaştığı zaman, %99’u Müslüman olan bir ülkenin çarşı ve pazarlarını Hristiyan bir ülkenin çarşı ve pazarlarından ayırt edebilmenin neredeyse mümkün olmayacak bir hâle gelmiş olmasına üzülerek şahit olmaktayız. Esnafların yılbaşına özel çam ve hindi satma yarışına giriyor olmaları, Noel Baba kostümlü kişilerce AVM önlerinde müşteriyi cezbetme çabaları ve dükkânlarının camlarını yeni yıl kutlama mesajlarıyla süslüyor olmaları akla hemen, ‘Hristiyanlara âit olan Noeli/yılbaşını ihtişamla karşılayan bazı Müslüman esnaflarımız, aynı coşkuyu neden hicrî yılbaşında göstermiyorlar?’ sorusunu getirmektedir. Sırf maddî bir kazanç elde edeyim diye dinî ve millî değerlerini hiçe sayabilecek kadar hassasiyetini yitirmiş Müslümanlar kendilerine, “Yarın huzûr-i mahşerde Rabb’ime ne cevap vereceğim?” sorusunu sıkça sormalıdırlar. Yılın her zamanında yenmesi ve satılması helâl olan hindiyi, Hristiyan âleminden gelen akıntıya kapılıp, maddî kazanç elde etmek uğruna sadece yılbaşlarında satmak acaba İslâmî hassasiyetle ne kadar bağdaşabilir?
Giyim-kuşam konusunda gayrimüslimlerin etkisinde kalarak onlara benzeme gayretinde olmak helal değildir. Özenti içerisinde bulunan kişide zamanla karakter kayması meydana gelebilir. Giyilen elbisenin şeklinden rengine kadar gayrimüslimlere muhalefette bulunmak gerekir. Ancak, kendini gayrimüslimlere benzetme çabası olmadan kıyafette tabii bir benzerlik durumu söz konusu olması mazur görülmüştür. Doğum günü kutlamalarında veya herhangi bir sebeple mum yakıp dilek dilemenin bir Hristiyan âdeti olduğunu bazı dindar Müslümanların gözden kaçırıyor olmaları acı bir durumdur. Cenazelerde siyah giyinmek ve cenazelere çelenk bırakmak İslâm’la ilgisi olmayan uygulamalardır.
Son söz olarak; bilerek ya da bilmeyerek hayatımıza girmiş olan gayrimüslim âdetlerinden kurtulmak Müslüman’ın görevlerinden olmalıdır. Müslüman’ın kendisine has bir duruşla beraber, ecdadından miras kalan İslâm kültürünü özümseyip örnek alınabilen bir kişiliğe kavuşması gerekir. Günümüzde Müslümanların Batı’dan ve bâtıldan gelen kimi davranışları sorgulamadan hayatlarına geçirmeleri gerçekten acı veren bir durumdur. Özellikle genç kuşaklarımıza yazılı ve görsel medyanın, edep ve hayâ yoksunu kişileri benimsetme çabalarına karşı önlem almak gerekmektedir. Bu açıdan, medyası Müslümanlaşamamış bir toplumu İslâmî çizgide tutmak oldukça zorlaşmaktadır. Dizi ve filmlerdeki edep ve hayâ yoksunu kişileri taklit eden gençlerin sayısı azımsanamayacak kadar çoktur. Bunun en büyük göstergesi olarak cadde ve sokaklarımıza bakmamız yeterli olacaktır. Müslümanlar olarak bu gidişe dur demek anlamında yeni ve güçlü alternatifler oluşturmamız gerekiyor. Adeta gayrimüslimlerin yaşam tarzlarını devşirme aracı hâline gelmiş, fuhşa ve teröre yönlendiren medya kanallarına meydanı bırakmamak gerekmektedir. Nefsimizin ve neslimizin kurtuluşu için, örneklerin en güzeli olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’e, Hz. Hatice’ye (r. anhâ), Hz. Aişe’ye (r. anhâ), Hz. Fatıma (r. anhâ)’ya benzeme çabasını her zamanda ve her mekânda, günümüzde ve gündemimizde canlı tutmamız son derece önemlidir.

Dipnot
1.    Ebu Davud, Libas, 4; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/50.
2.    Buhari, Enbiya, 50; Müslim, İlim, 16; İbni Mace, Fiten, 17.
3.    Dinî tören/nişane/eser/iz/belirti.

Sayfayı Paylaş