AYNANIN TEMİZİ MAKBULDÜR

İlk ve orta öğretim öğrencilerine Allah sevgisini anlatan bir konuşma yapmam gerekiyordu. Çok güzel ve çok basit; ancak o basitliği, o güzelliği nispetinde de zor ve iddialı bir iştir Allah’ı sevmekten bahsetmek.
Aslında sevginin, aşkın her türlüsünden söz etmek güzeldir ve kolaydır. Sevdiğimiz bir kişiden, işten, yemekten, onunla aramızdaki ilişkiden konuşurken yüzümüz aydınlanır ve asla yorulmayız. Sözü her fırsatta ona getiririz. O muhabbeti karşımızdakine geçirmek, bir nebze olsun tattırmak istercesine anlattıkça anlatırız. Çünkü muhabbet kalbe girmeyegörsün, orada ne var ne yok silip süpürür. Gönülde başka bir şey bırakmaz ki onlardan söz açılsın. Görünüşte farklı konulardan bahsetse de dili, aslında gönlündekini anlatır durur. Havadan sudan, bilimden teknikten konuşur dili, ‘sevgili’ der, gönlü; ama aynı gönlü paylaşamayanlar için perdedir kelimeler.
Bende de böyle bir Allah muhabbeti olsaydı sanırım “Nasıl anlatacağım?” diye düşünmezdim. Çünkü o yaştaki çocuklar bu sevgiyi, büyüklerden çok daha iyi anlarlardı. Çünkü onlar büyükler kadar hemhal olmamışlardı dünyayla ve daha az zaman geçmişti Allah’tan gelişleri üzerinden. “Yağmur yağıyor, toprak yeşeriyor, ağaçlar meyveye duruyor.”, derdim, onlar da, “Bunların hepsini Allah yaratıyor.” derlerdi. “Gündüz güneş, gece ay aydınlatıyor yeryüzünü, yıldızlar parçalıyor karanlığı.”, derdim, onlar, “Hepsi Allah’ın emrini yerine getiriyor.”, derlerdi. “Ben, aşk.” derdim, onlar, “Allah.” derdi.
Benim, kendisine dayanarak konuşabileceğim bir hakikatim var: Allah yarattığı her şeyi çok seviyor; onların içinde de insana özel bir muhabbeti var; çünkü ne zaman tüm benliğimle O’na yönelsem, O’nun katında biricik ve çok değerli olduğumu hissediyorum. Ve bu histe, bütün insanların Allah katında biricik ve değerli olduğunu da duyabiliyorum. İşte bu hakikate dayanarak konuşabilirdim. Öyle de yaptım.
Onlarla önce, imgelem de denilen muhayyilemizi kullanarak evrende bir yolculuk yaptık ve gördüklerimizi, duyduklarımızı, tattıklarımızı, dokunduklarımızı hayalimize yansıttık. Saniyeler içinde dünyayı dolaştık, istediğimiz meyvelerden yedik, yıldızlara kadar yükseldik. Muhteşem bir yolculuktu. Yolculuktan döndükten sonra çocuklara dedim ki:
“O Yüceler Yücesi Allah, kâinatı yaratmış, onu bir saray gibi türlü türlü rızıklarla, güzelliklerle dayayıp döşemiş, gündüzünü güneşle, gecesini yıldızlarla süslemiş. Baharı ayrı güzel, kışı ayrı; çiçeği başka güzel, taşı toprağı başka. Hava, su ve güneş, yeryüzü sarayının yaşam pınarı. Sonra da insanı yaratmış, bu saraya koymuş ve onlara demiş ki: ‘Buyurun, bu sarayı sizin için yarattım ve donattım. Yiyin, için ama israf etmeyin; eğlenin ama haddinizi aşmayın; birbirinize sevgili ve saygılı olun; birbirinizin hakkına el uzatmayın; kibirlenmeyin; niyetinizde, sözünüzde, davranışlarınızda dosdoğru olun; birbirinize karşı kin, nefret beslemeyin; kardeşler olarak yönünüzü bana çevirin; sizi ve içinde yaşadığınız bu sarayı yaratanın ben olduğumu unutmayın; size kendimi hatırlatmak için elçiler gönderdim, onların çağrısına kulak verin; o elçilerin yolundan yürürseniz, o yol sizi bana yaklaştırır; ben sizi çok seviyorum ve özlüyorum, beş vakit ezanlarla size çağrıda bulunan benim, gönlünüzü bana çevirin ki hasret giderelim.”
Bunları söyledim ve ekledim: “Allah, içimize çok kıymetli bir hazine koymuş. Kalp de deniliyor bu hazineye gönül de. Kimileri de ruh, can, akıl diyor. O hazine Allah’ın bizdeki emaneti, bizi O’na bağlayan bağ; gönül aynası. Rabb’imizin bizden istediği tek bir şey var; o aynayı temiz tutmamız. ‘Temiz tutun ki sizin gönlünüzde kendimi seyredebileyim.’, diyor. Kötü düşünce, duygu ve davranışlar o aynayı kirletir; iyi düşünce, duygu ve davranışlar ise temizler. Gönül aynamız tertemiz olduğunda, Rabb’imiz o aynaya tecelli eder. Bakışlarımızı gönlümüze çevirdiğimizde bunu hissederiz, dua ederken hissettiğimiz gibi. İşte o zaman gönlümüz Allah sevgisiyle dolup taşar. Kötü duygu ve düşünceler, Allah sevgisiyle dolan gönle yaklaşamaz. Ahirette, Allah’ın huzuruna çıktığımızda bu emaneti sunacağız ona. Tertemiz olsun isteriz, değil mi?”
“Öğretmenim!”, dedi bir öğrenci, “O gün, gönül aynamızı nasıl sunacağız Allah’a?”
“Gönül olarak çıkacağız huzura; temiz ya da kirli. Ancak, aynanın temizi makbuldür, bilesiniz!”

Sayfayı Paylaş