HZ. PEYGAMBER (S.A.V.)’İN KADINLARLA İSTİŞARE ETMESİ

Aile biriminden başlamak suretiyle en üst idarî birim olan devlete ve sonra onun da ötesinde, zirvede teşkilatlanmış bir ümmete ve hatta özel kuruluşlara kadar her birim ve kuruluşun “istişare/danışma” ile yönetilmesi gerektiği, Kur’an-ı Kerim’de temel yönetim ilkesi olarak yer almaktadır. Akıllı, tecrübeli, sağlam fikirli, ihlâslı birine bir konuyu danışmak, görüşünü sormak anlamına gelen bu kavram hukukî bir terim olarak görülse de “…onların işlerini danışarak yapmalarıdır.”1 ayet-i kerimesinin tüm mü’minlerin yaptığı herhangi bir iş kastedilmek suretiyle inmiş olduğu düşünülürse, sadece hukukî olaylar için kullanılmadığı da anlaşılmaktadır.
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in vahiyle muhatap olduğu andan itibaren şaşkınlık içerisinde karşılamış olduğu bu hâdiseyi eşi Hz. Hatice ile paylaşması, O’nun ise gayet vakur şekilde, Hz. Peygamber (s.a.v.)’i sakinleştirip, teskin etmesi Hz. Peygamber (s.a.v.)’in çok önemli bir hususta eşinin sözlerine verdiği ehemmiyetin ilk göstergelerindendir.2
Hudeybiye Muahedesi’nin Müslümanlar aleyhine görülen ağır şartları karsısında oluşan muhalefetin Hz. Peygamber (s.a.v.)’i zor durumda bırakması üzerine O çadırına çekildiğinde güngörmüş olan eşi Hz. Ümmü Seleme kendisine bir tavsiyede bulunmuştur. Eşi Hz. Peygamber (s.a.v.)’e eğer umre ziyareti için getirdikleri kurbanları kendisi kesmeye başlarsa halkın da ona uymakta gecikmeyeceğini ve böylece her şeyin düzelmiş olacağını söylemiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu sözlere itibar etmiş ve gerçekten de sonuç, söylendiği şekliyle vuku bulmuştur.
Buraya kadar verilmiş misallerde, hukukî bir kayıt taşımayıp danışma şekliyle vuku bulan Hz. Peygamber (s.a.v.)’in eşleriyle olan istişaresi, Hz. Aişe’ye yapılmış olan iftira (ifk) hadisinde adlî bir araştırma niteliği taşırken, ıstılah anlamında da istişare kavramını tam anlamıyla karşılamaktadır. Bu olayda O, ashabın ileri gelenlerinden bazı erkeklerin yanında, Ümmü Eymen ve sözlerine güvenmiş olduğu, Hz. Aişe’nin cariyesi Berire ile istişare etmiştir. Zeynep bint Cahş’la arasında geçen konuşma, Hz. Aişe tarafından şöyle rivayet edilir: Rasûlullah, Zeyneb bint Cahş’a da benim hâlimden sorup “Yâ Zeyneb! Âişe hakkında ne bildin ve ne gördün? ”demişti. Zeyneb de “Yâ Rasûlallah! Ben kulağımı, gözümü işitmediğim, görmediğim şeyden muhafaza ederim. Vallahi ben Âişe hakkında hayırdan başka bir şey bilmem.” demişti. Bu hususta Hz. Âişe: “Zeyneb (Peygamber’in kadınları arasında güzelliği ve yanındaki mevkii bakımından), bana rekabet eden bir kadındı. Fakat Allah, onu takvası sebebiyle (iftiracılara katılmaktan) korudu.” demiştir.3 Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, kızların evlendirilmesi durumunda onlara danışılmasını hatta dul olanlarla açıkça müzakere edilmesini istediği rivayetler arasındadır.4
Hz. Peygamber (s.a.v.)’den sonra Hulefa-i Raşidin Devri’nde de halifelerin istişare ettiği seçkin bir zümre bulunmuştur. Bunların dışında halife Hz. Peygamber (s.a.v.)’in eşlerinden ve başka kadınlardan da fikirlerini sorup öğrenmiştir. Mesela Hz. Ömer’in Şifa Hatun’un fikirlerine büyük değer verdiği bilinmektedir. Genel manada anlatılmaya çalışılan “Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kadınlarla istişaresi” dışında eşlerin de birbiriyle istişare etmesi gerektiği Kur’an’dan öğrenilmektedir. Aile içindeki istişarenin gerekliliğine, çocuğun sütten kesilmesi ile ilgili hükümlerin yer aldığı ayette değinilmiştir. Burada gelen ifade şöyledir: “…Eğer (anne ve baba) kendi aralarında danışıp anlaşarak (iki yıl dolmadan) çocuğu sütten kesmek isterlerse onlara günah yoktur.”5
Ailenin reisi konumundaki kocanın aileyi etkileyecek önemli işlerde kendisinden bazı hususlarda daha bilgili, tecrübeli olan eşine danışması hatta çocuklarının fikirlerini alması bu kurumun yararına olan bir durum olup, erkeğin reisliğine halel getirici bir hadise değildir. Aksine, kendi fikirlerine önem verildiği hissini yaşayan aile fertleri, baba ve koca konumundaki erkeğe daha çok sevgi ve saygı besler; alınan kararları daha çok benimser ve uygulama noktasında daha istekli olurlar. Nitekim karı-koca arasındaki hâkimiyet mücadelesiyle değil; sevgi ve saygı bağlarıyla sağlamlaşacak aile kurumu, gerekli hususlarda başvurulacak istişare olgusuyla daha da güçlenir. O sebeple ailenin yararına bir durumda sırf erkeği üstün görüp kadınlarla istişare yapmamanın mantıklı bir açıklaması ve anlamı yoktur. Nitekim Kur’an, bilenin bilmeyenden üstünlüğünü vurgularken cinsiyet ayrımı gözetmemiştir.6
Görüldüğü üzere Hz. Peygamber (s.a.v.)’in istişare hususundaki uygulamalarında kıstası, kadın olsun erkek olsun, konu hakkında kişinin bilgi sahibi olması esasıdır. O’na atfedilen “Kadınlara danışınız fakat tersini yapınız.” şeklindeki rivayetin asılsız olması bu açıdan muhtemeldir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kadınlarla istişare hususundaki tavrı, kadını, bilgisine ihtiyaç duymak bir yana, bir fikri bile olabileceğine inanmayan, onu insan yerine koymayan, aşağılayan, hor gören kalıplaşmış Cahiliye zihniyetini yıkıp İslâm’ın ona insan olması münasebetiyle verdiği değeri ortaya koyması ve örnek teşkil etmesi açısından oldukça eğitsel bir değere haizdir.

Dipnot

1.    42/Şura, 38.
2.    Bkz. Hamidullah, İslam Peygamberi Hayatı, I, 109.
3.    Buhari, Şehadet, 15.
4.    Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 229.
5.    2/Bakara, 233.
6.    39/Zümer, 9.

Sayfayı Paylaş